Kibar Feyzo Üzerine Bir Analiz

Feyzo’nun Kovuluşları

Feyzo’nun büyükşehirle ilişkisi, filmin kilit noktalarından birini oluşturur. Toplamda üç kere köyünden kovulan adam çevreden merkeze her gidişinde kent uzamından etkilenerek geri döner. İlk dönüşü sonrası Gülo’nun başlık parasını tamamlayabilmek için şehirde gördüğü umumi tuvaleti -Feyzo’nun kafasında tuvaletin paralı olabileceğine dair bir kategori bile yoktur- köy merkezine kurar. Bu deneme Maho Ağa’nın ünlü “Ağa’nın bokunun üzerine bok olur mu?” repliğiyle bilinen gazabına uğrayarak yıktırmasıyla son bulur… Oysa Feyzo, tuvaletin herkese parayla Ağasına ise ücretsiz olduğunu söylemiştir. Fakat Ağa’nın kullarının kullandığı umumi bir tuvalette onlara benzer bir şekilde taharet alacak olması düşüncesi dahi Maho için katlanılamayacak bir şeydir. Aynı fötr şapka sembolünde olduğu gibi yine iktidarın ne denli kıskançça tanımlandığını göstermesi bakımından önemli olan sahne, sembolik gücün toplandığı şemaya vücut dışkısının dahi yeri geldiğinde eklenebildiğini, Ağa-Maraba ilişkisinde sanal sınırlarının nasıl aşağılayıcı bir piramit şeklinde kurgulandığını imlemektedir. Geleneğin koruyuculuğu altında nesneler ve ritüellerle kazanılmış bu mesafenin bir santim dahi kısalmaması gerekmektedir.

İkinci kez kovulan Feyzo yine büyükşehire döner ve “ne iş olsa yapmaya başlar” Altı ay boyunca kentte kalır, para biriktirir. En sonunda köyüne döndüğünde Gülo’nun 2000 lira olan taksitinin ancak 1500 lirasını kazanabilmiştir. Hacı Hüso’ya kalan beş yüz lira karşılığında ahırdaki ineği veren Feyzo, bu sefer de annesi tarafından cezalandırılarak tarlada “öküz gibi” çift sürmek zorunda kalır. Talihsiz adamın üçüncü ve son kovuluşu ise tarlada çift sürdüğü sırada Maho Ağa ve Ankara’dan gelmiş resmi bir görevliyle karşılaşması yüzünden olur.

Maho Ağa’nın ağalığını övdüğü bir sırada görevliye gerçekleri saf bir şekilde anlatan Feyzo, adam gittikten sonra herkesin gözü önünde falakaya yatırılır. Ağa’nın Feyzo’ya bedensel şiddet uygulayışı, bu sahneyle başlar daha sonra defalarca tekrarlanır. Maho, kendisinden daha büyük bir iktidar karşısında itibarının düşürülmesinin hıncını işkence yolu ile çıkarmaya başlar. Ayrıca dövülen Feyzo köyden de kovulmuştur. Yani Ağa, daha önce sadece sürgün ettiği adamın üzerinde acı çektirmenin dayanılmaz hafifliğini de –bizzat dövmüştür- tatbik eder.

Ağalık makamını Feyzo’nun yüksek sesle sorgulayışı bu dakikadan sonra gelişir. Kente göçen adam burada dönemin sol söyleminden etkilenir. Sol parti ve sendikaların organize ettiği grev, miting gibi toplumsal olayların içinde yer alır –katılımcı değil işçi olarak- işin en komik tarafı Feyzo’nun etkilenişinin önemli bir bölümü silmek için ev sahiplerinden para aldığı duvar yazılarından kaynaklanmasıdır. Yarım yamalak aydınlanmış bir köylü olarak Feyzo, köyündeki iç karartıcı durumdan kurtulabilmek için duyduğu ve onun işine gelen düşünceleri kendine uyarlamıştır. Sonuç itibariyle köyünden sürgün edilmiş bir adam için “Ağalık düzeni yıkılacak” sloganı çok şey ifade etmektedir.

Feyzo’nun zihninde ağalık rejiminin despotik yapısına dair zaten var olan kıvılcım, duvar yazılarındaki devrimci arzularla kör topal birleşmiş fakat esas alev, silicilik yaparken karşılaştığı gelinle damat yüzünden harlanmıştır. Artık kentte gelinlerin başlık parası olmadığını kadınların ve erkeklerin özgür şekilde istediklerine vardıklarını öğrenen Feyzo, köyünde süregiden sistemi değiştirmek için son kez ve gizlice yurduna geri döner. O ve eşi Gülo, köyde başlık parası yüzünden evlenemeyen gençleri örgütlemeye başlar. Kentte özgürlük vardır köyde neden olmasındır? Köyün duvarlarına ağalık ve başlık parası karşıtı sloganlar yazılır. Başlık parasından dili yananlar -evlenemeyen genç kadın ve erkekler- ayaklanır. Gülo, Feyzo ve Zülfo hareketin önde gelenlerdendir ayrıca Sakine Kadın da onlara katılmıştır – çünkü başlık parası kalkmış olsaydı öküz alabilirdi- Burada oluşan toplumsal ittifak, başlık parasının yarattığı ekonomik zafiyet üzerinden kurulmuştur. Ayaklananlar kadının mal gibi alınıp satılmasına karşıdır fakat ilk önceliklerinin bu olduğu kuşkuludur.

Maho Ağa’nın Karikatürleştirilmesi

Maho Ağa, ödeyemediği borçlarından ötürü Gülo’ya el koyar ve ikisini de tarlada çalışmaya zorlar. Bu sırada Bilo onun köy içindeki en büyük yardakçısıdır. Feyzo’nun bu durum canına tak eder. Gülo’nun başlık parasını ödemek için tekrar İstanbul’a gitmesi gerekmektedir fakat “yüreğindeki ağa korkusunu” atamadığından önce kendini Ağa’ya kovdurması gerektiğine inanır. Feyzo’nun kovulmak için dahi Ağa’nın olurunu almak istemesi esasında, müesses nizamın köylülerce ne denli içselleştirildiğinin göstergesidir. Feyzo bir gece köyden gizlice kaçıp gidebilir fakat kendini Maho Ağa üzerinden tanımlayışı yüzünden –çünkü başka bir varoluş bilmemiştir- meşru bir sürgünü bütünlüğü açısından yeğlemektedir. Bu sebepten kendini Ağa’ya kovdurtmaya çalışacaktır…

Feyzo’nun olabilecek her şekilde Maho Ağa’nın iktidarını küçük düşürme çabalarını kasti olarak Ağa düşüncesine ait büyünün bozulması için gösterildiğini düşünüyorum. Söz gelimi Feyzo, Maho Ağa’nın özellikle şapkasına oturur –ki ilk sürgün sebebi düğünde onu takmasıdır- ya da havuzuna işer. Kanımca senaryoya böyle bir yol verilmesinin sebebi dokunulmaz ağa imgesini parçalayarak seyircinin güleceği bir katharsis yaratmaktır. Zira bu durum hem Feyzo hem izleyici için gereklidir çünkü kovulmak için bile ağanın olurunu isteyen bir adam, zihnindeki kategoriden ancak bu şekilde kurtulabilirdi. Ayrıca taşralı izleyici için Ağa, kentli izleyici için Patron ve benzeri iktidar odağı; kralın, Tanrı’nın çocuğu olmadığını hatırlatmak onu gökyüzünden yere indirmek, korkunun dozu oranında bir mizah aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Bu vesileyle Maho Ağa karikatürleştirilmiş, korkulacak bir şey olmaktan çıkarılmıştır. Ağa hakkında “faşo” başlık parası hakkında “bu düzen yıkılacak!” diyen Feyzo, belki de filmin sonunda silahını Maho’ya doğrultabilmeyi bu sayede -zihinsel prangalarından kurtularak- başarabilmiştir. Gerçi mahkeme salonunda kendinin de ifade ettiği gibi bu cinayet bir işe yaramış mıdır? Hayır. Tıpkı İnce Memed’in her kitabında Abdi Ağa’yı mumla aratan yeni bir zorbanın terör estirmesi gibi başka bir ağa başa gelmiştir. Feyzo bu konuda yorum yapmıyor ama Memed’in konu hakkında “bu düzen devam ettikçe ne Abdi Ağa’lar biter ne İnce Memed’ler” deyişini hatırlıyorum. Sonuç olarak sorun geri kalmış bir çevre ülkenin, daha da geri kalmış bir çevresinde – Johan Galtung’un deyişiyle Çevre’nin Çevresi- süregiden sömürme pratikleri ve bunun nasıl ayakta kaldığıdır. Feyzo’nun filmin sonunda hâkim/seyirciye sorduğu gibi suçun kimde olduğu sorusunun cevabı bu minvalde aranmalıdır.

Filmin son sahnesinde Feyzo ve köylüler yürüyerek köyü terk etmeye başlarlar. Maho Ağa ve adamları –Bilo ve Hacı Hüso dâhil- gidenlerin yolunu keser ve uzaklaşmalarına izin vermez. Ağa elebaşı olarak iki adamına Feyzo’yu yakalattırır. Adam korumaların silahını alıp önce kendine –bu sırada Maho, kendini vurmasını söyler- sonra Maho Ağa’ya tutar ve öldürür. Her şey çarçabuk ve kolayca bitiverir.

Sonuç olarak Kibar Feyzo, Türk sinemasında benzeri çok az görülen eleştirel bir güldürü filmidir. Senaryosu özgün ve Türkiye coğrafyasına aittir. Bu toprakların hikâyesini bu topraklara anlamıştır. Feodalizmden kadın sorununa kadar birçok yaraya dokunan eser, temel olarak iktidar olgusunu sorunsallaştırmış, bunun mizahi bir portresini çizmiştir.

Hasan Berk Akkoç

Diğer yazıları Konuk Yazar

İp: Bir Fragman

Yazar: Yağız Ay Alfred Hitchcock’un Rope’u “iplemek” üzerine büyüleyici bir denemedir; iki...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir