They Live: Uyanmaya Hazır mısın?

Bazı filmler vardır, son sahnenin ardından jenerikler akmaya başladığında büyük bir boşluk hissi yaratır izleyende. Jenerikler de sona erdiğinde kafasındaki onlarca soruyla baş başa kalır izleyici. Sıradan günlük hayatına dönmesi mümkün değildir artık; çünkü, hayata bakışı geri dönüşü olmayan şekilde değişmiştir. İşte tam da bu filmlerin tabiri caizse; en babalarından biri ile karşı karşıyayız.

Özellikle yarattığı Michael Myers karakteri ile 80’ler ve 90’larda korku-gerilim türüne damga vurmuş olan John Carpenter’ın gözden kaçan filmlerinden biri They Live. Carpenter’ın “Eight O’clock in the Morning” adlı kısa hikayeden bizzat senaryolaştırdığı filmde, olaylar rastlantı eseri taktığı gözlük ile dünyanın uzaylılar tarafından ele geçirilmiş olduğuna fark eden bir evsizin etrafında dönmekte. Filmin klasik uzaylı istilası yapımlardan çok ayrı bir yerde durmasının sebebi ise; insanların istila edildiklerinden bihaber oluşu. Şöyle ki, her şeyden habersiz kahramanımız Nada (ispanyolca anlamı: hiçbir şey!), ancak gözlüğü takmasıyla dört bir yanına yerleştirilen subliminal mesajların ve insanların hayatlarına bu mesajlarla yön verildiğinin farkına varıyor. İşte tam da bu noktada bu kurmaca hikaye, hiç de kurmaca olmayan gerçek hayatlarımızla muhteşem bir şekilde kesişiyor. 80’lere özgü ucuz bir bilim kurgu filmi izlediğinizi sanırken, bir anda kendinizi sinema tarihine geçen sertlikte bir sistem eleştirisinin ortasında buluyorsunuz.

Dünyayı gözlüğün ardındaki gerçek haliyle gördüğümüz uyanış sahnesi ile birlikte, inkar edilemeyecek bir biçimde, seyirci için de bir nevi uyanış çağrısı başlıyor. Şehrin dört bir yanındaki reklamların, billboardların ve posterlerin ardındaki kısa ve basit mesajlar sadece filmdeki hayatların değil kendi hayatlarımızın ardındaki  realiteyi de gösteren cinsten. Örneğin; bir ürün reklamının ardındaki mesaj “Tüket” iken, siyasi bir propagandanın ardındaki ise “İtaat et”. Açıkça işlenen bu sert mesajların yanı sıra üstü kapalı verilmeye çalışan mesajları yakalamak ise filme ayrı bir tat katıyor. İnsan kılığındaki uzaylıların en çok bankalar ve süpermarketlerde bulunması ve deşifre olanların polis tarafından korunması ince göndermelerden sadece birkaçı.

they live 2

Peki bu aslında harikulade filmin hak ettiği değeri görmemesinin sebebi ne? Cevabı: Film bir aksiyon yapımı için fazla durağan, bilhassa, ilk 15 dakikaya katlanabilmek ciddi sabır istiyor. Bu durumun en gözle görülür sebebi; şahsen kasıtlı olarak yapıldığını düşündüğüm, filmdeki kötü oyunculuk. Film boyunca pek ağzını açmayan baş karakter Nada, dönemim ünlü güreşçilerinden Roddy Piper tarafından canlandırılmış.  Filmdeki sahneler ve diyaloglar çoğu zaman oldukça absürd bir şekilde doğallıktan uzak, en güzel örneği de Nada ve gerçekleri gösteren gözlüğü taktırmaya çalıştığı kankasının bitmek bilmeyen efsanevi kavga sahnesi. Bazı kesimler Roddy Piper’ın bu sahnede oyuncu olduğunu unutup güreşçi kimliği ile ciddi ciddi kavgaya tutuştuğunu, Carpenter’ın da hoşuna gidince kesilmeden filme aktarıldığını iddia etse de; ben, insanların gerçekleri görmemekte ne kadar inatçı olduğunun altını çizmek amacı ile sahnenin uzun tutulduğu savına inanmayı tercih ediyorum.

Sonuç olarak; The Matrix ve Fight Club gibi sistem karşıtı başyapıtlara esin kaynağı olmuş bu film tüm bu eksilerine rağmen yine de kesinlikle izlemeye değer. Özellikle mesaj veren filmlerin sıradan hikayeleriyle ilgi çekmediği, hikayesi ile ilgi çeken filmlerin ise herhangi bir mesajdan yoksun olduğu şu günlerde, They Live insanın tokat gibi yüzüne çarpan mesajı ve sıra dışı hikayesiyle adeta bulunmaz bir hint kumaşı.  Diyeceğim o’dur ki gelin tüketmeye ve itaat etmeye iki saatliğine ara verin ve Carpenter ile bu başkaldırının tadını çıkarın.

Zuhat Taşer

Diğer yazıları Konuk Yazar

Dogtooth: Bir Aile Klostrofobisi

Kapitalist, şehirli bir toplumda kolaylıkla benzeri bulanabilecek bir orta sınıf aileyi merkeze...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir