Selma (Özgürlük Yürüyüşü): Direnişin Zaferi

Martin Luther King… Tüm dünya bu ismi onun vermiş olduğu anti-faşist mücadelesi ile duydu. Şiddete karşı ‘şiddetsizlik’ (pasif direniş) ilkesini savunarak sergilediği eylemlerde, vurguladığı, daha doğrusu hissettiği barışçıl, demokrasiden yana, özgürlükçü fikirleri, asırlar boyunca ezilen ırklardan biri olan siyah derililerin onurunu kurtarmasına yardımcı oldu. Tıpkı Gandhi gibi, Mandela gibi halkının özgürlük arayışında düşmana karşı takınan tavırda “şiddetsizlik” ilkesini savunmak, yüzyıllardır şiddete karşı şiddet ilkesini savunan dünyalar savaşının yarattığı aklın ilgisini çekmeyi başardı. Bu şiddet dışı, sessiz eylemlerinde gerek Gandhi, gerek Mandela, gerekse Martin Luther King’in bildiği bir şey vardı ki, o da insanlara “utanma” duygusunu hatırlatmak! İnsanın özü itibariyle ırksal ayrımlara gerek olmadığının altını çizen King, eşitliğin, kardeşliğin, barışın savunucusu olarak yaşamaya çalıştı hep. Siyah ırkın tıpkı beyazlar gibi oy kullanma hakkının olduğunu, toplumsal yaşamda söz sahibi olmaları ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleri gerektiğini; yani tümüyle bir ‘insan’ gibi yaşamaları doğrultusunda verilecek bu haklı direnişte, siyahilerin özgürlüğü için önemli pay elde etti. Aynı zamanda baptist papaz olan King, tanrıya olan inancını hak ve özgürlükler ile barışçıl çarelerle aramaya çalışmış bir aktivistti. Zaman zaman İncil’den ayetler okuyarak, insanlığın eşit yaratıldığını her fırsatta söyleyecek kadar da dindardı. Bu noktada inandığı değerler, ona bu düşünce savaşında ilham kaynağı olacak ve umudunu hiçbir zaman yitirmeyecekti. Bu en insancıl, haklı mücadelesinde ölümü bile göze alacak kadar da gözü pek biriydi. Hayat hikayesiyle, 60’lı yılların Amerikasına damgasını vuran Martin Luther King haricinde dönemi senaryoya uyarlayan Paul Webb kaleminden, Ava DuVernay yönetmenliğine uzanan bu tarihsel filmin yapımcıları ise geçen sene (2014) Oscar’da en iyi film seçilen 12 Yıllık Esaret’in yapımcıları. Selma (Özgürlük Yürüyüşü), bu sene  Oscar yarışında en iyi film kategorisinde yarışacak.

”Şiddet, ahlak dışıdır. Çünkü sevgi yerine nefret üzerinde yol alır, toplumu yıkar ve kardeşliği olanaksızlaştırır.”

Film, 1964 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen Martin Luther King’in konuşmasıyla başlıyor… Aynı yılın Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lydon B. Johnson’un imzaladığı ‘Medeni Haklar Yasası’ ile siyah derili Amerikalı yurttaşların, tıpkı beyazlar gibi gerçek anlamda Amerikan vatandaşı olmalarının yolu açılmış olarak görünse de, film boyunca yaşanılan bir takım pürüzlere tanık oluyoruz. Bu yasanın yürürlüğü bir çok şehirde uygulanmamaktadır, aksine siyahilere karşı daha da ırkçı bir tutum sergileyen beyazlar, polislerin de öncülüğü ile haklarını savunmak için direnen/eylemlerde bulunan siyahilere karşı faşizan davranışlarda bulunmaya devam ederler. Çoğu zaman joplarla, biber gazlarıyla oldukça sert müdahelede bulunan Amerikan polisinin acımasızlığını yeniden görmüş oluruz. Burada King önderliğinde özgürlüklerini arayan binlerce siyahinin eylem tarzına dikkat etmek gerekiyor; sessizce kortejler oluşturarak yapılan yürüyüşler, oturma eylemleri yine Martin Luther King’in şiddetsizlik anlayışının temel yansıması. Siyahi hareket, ilk büyük çaplı eylem hazırlıklarını Atlanta eyaletine bağlı ve nüfusunun büyük kısmını siyahilerin oluşturduğu ‘Selma’ şehrinde gerçekleştirmek için kolları sıvar. Zamanla çoğalan eylemlerin politik krizlere yol açmasını sebep olacak bu sessiz direniş her geçen gün örgütlenerek çoğalan siyahilerin onur savaşında, polis yahut beyaz vatandaşların elini kolunu sallaya sallaya siyahileri öldürmesine, katletmesine neden olacak olaylar zincirini gösterecektir. Tüm bu olup biten vahşeti, televizyonlarda milyonlarca insanın izlemesi üzerine, vicdanın, utanmanın sesi devreye girecek, siyahilerin özgürlük yürüyüşlerine destek vermek amacıyla beyazların da aralarına katılacağı bir insanlık dayanışmasını oluşacaktır.

selma sinematopya 3

ABD’li siyahi vatandaşların tek istediği beyazlarla eşit bir şekilde yaşayarak oy kullanma haklarını elde etmeleri ve insan olmayı, hor görülmeden yaşamak istemeleri filmde ajite edilmeden işleniyor. Filmdeki bir diğer ayrıntısı ise, FBI faktörünün film boyunca Martin Luther King’i izleyip, dinleyerek kayıt altına almasıdır. Yönetmenin yaşanılan olayları gerçekçi bir anlatımla olduğu gibi göstermeye çalışması takdire şayan.

Filmin kadın yönetmeni Ava DuVernay gerçek bir hikayeden uyarlanan senaryoda elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmış. Şu durumun altını çizmekte fayda var ki, zaten tarihsel bir olayı anlatan bir çok filmde mizansen ve sinematografı gibi biraz daha ayrıntılı çekim tarzı, hikayenin daha belirgin işlendiği bu tür tarihsel filmlerde ister istemez gölgede kalıyor. Bu durumda sinema kurallarına tam anlamıyla hakim yönetmenler hikayenin daha çok ön planda olacağı filmleri çekerken sanat değeri yüksek çekim tarzını pek gütmezler. Böylelikle çalışma alanları daha çok oyunculuklarla bütünleşir. Martin Luther King’i canlandıran David Oyelowo’nun performansına bakacak olursak, canlandırdığı karakterin hakkını vermiş diyebilme vicdanına sahibiz. Filmdeki alevli tartışmalarda gösterdiği performans, bizleri dönemin sıkıntısına götürmeyi başarmış; yerinde, olması gerektiği gibi abartıya kaçmadan başarılı bir oyunculuk performansı göstermiştir.

“Bugün diyorum ki dostlarım, şu anın ve yarının getireceği güçlüklere ve engellemelere rağmen
hala bir hayalim var benim. Amerikan Rüyası içinde derinden yer edinmiş bir hayal.
Bir hayalim var: Gün gelecek bu ulus, ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla
yaşayacak; Şunu kendinden menkul bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.
Bir hayalim var: Gün gelecek eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları,
Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.
Bir hayalim var: Gün gelecek, adaletsizliğin ve eziyetin sıcağıyla bunalıp
çölleşmiş olan Missisippi Eyaleti bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.
Bir hayalim var: Gün gelecek dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil
karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.
Bugün bir hayalim var!
Bir rüyam var: Gün gelecek ahlaksız ırkçılarıyla, “müdahale etme” ve “etkisiz hale getirme”
kelimelerini dilinden düşürmeyen valisiyle Alabama, işte tam orada Alabama’da, küçük siyah
oğlanlar ve kızlar; küçük beyaz oğlanlar ve beyaz kızlarla el ele tutuşma şansına sahip olacaklar.
Bugün bir hayalim var!
Bir hayalim var: Gün gelecek her vadi yüceltilecek, her tepe ve her dağ alçaltılacak, engebeli alanlar
engebesiz hale getirilecek ve eğri büğrü bölümler dümdüz olacak; Tanrı’nın zaferi ortaya çıkacak ve
bütün bedenler bunu birlikte izleyecekler.”

selma sinematopya 1

Bu yaşanmış olaylara biraz empati kurmak amacıyla konuya dahil etmek istediğim ve pek farkının olmadığını düşündüğüm bir durumu dillendirmek isterim ki, filmi izlerken siyah derili insanların hak ve hürriyet arayışı ve kendi kimliklerini yaratma mücadelesi bana Türkiye tarihinde Kürt özgürlük mücadelesini hatırlattı. Bilindiği üzeredir ki, Kürtlerin dilleri, kimlikleri ve kültürleri devlet tarafından asimile edilmeye çalışılmış ve zorla dayatılan yönetimlerle Kürt halkının toplumsal özgürlük hakkı elinden alınmıştır. Bu durum karşısında direnişe geçen Kürtler, onlarca yıldır gerek dağlarda gerekse şehirlerde direnmeye devam etmektedir. Bu durum karşısında nasıl ki Selma filmindeki siyahiler istenmeyen yahut hor görülen, ağır işlerde çalıştırılıp ezik gösterilmeye çalışılan vatandaşlar ise Kürtler de Türkiye’nin uzun yıllar boyunca siyahileriydi deme hakkına sahip olduğunu düşünmekteyim. Siyahilerin direnişinde ortaya çıkan manzara o kadar tanıdık ki, polisiyle, gazıyla, jopuyla, ölümlere sebep olan tutumlarıyla anbean günümüz Türkiye’sinde gördüğümüz olayların benzeridir. Bu durum dahilinde insanları empati kurmaya çağırarak, kimlikte, anadilde eğitim hakkında Kürt halkının iradesini yok saymanın, tıpkı Martin Luther King ve eylem arkadaşlarına karşı yapılan ırkçı davranışlara parelellik gösterdiğini belirtmek isterim. Tabi bu durum yalnızca Kürtlerde değil, Türkiye’de yaşayan diğer halkların da sıkıntısı olmuştur. Nasıl ki Hrant Dink suikasti ırkçılığın hala yaşadığını gösteriyor ise içinde çocukların da bulunduğu sayısız faili meçhul cinayetler de yaşadığımız ülkenin geçmişten hiçbir ders almadığını gözler önüne seriyor. ABD, siyah derili olan vatandaşlarıyla barıştı fakat Türkiye’nin siyah derili vatandaşları öldürülmeye devam etmektedir. Martin Luther King gibi umut etmeye devam etsek de yarın başımıza ne geleceği belirsiz bir ülkede yaşamak vahim bir durum.

Velhasıl demem o ki, Selma filmini kaçırmayınız. Siyahilerin onurlu mücadelesinden çıkaracağımız dersler ilerisi için bizlere de yardımcı olabilir.

Diğer yazıları Güney Birtek

Nuri Bilge Ceylan Sinemasında Sadeliğin Önemi ve Kış Uykusu Üzerine

“Kendimi sözlerle daha iyi ifade edebilseydim sinemaya bulaşmazdım.” Nuri Bilge Ceylan için...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir