34. İstanbul Film Festivali Hakkında Her Şey

Berlin’in ödüllü filmleri… 

İki yıl önce İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen “…adına” filmiyle Altın Ayı’ya aday olan Malgorzata Szumowska bu yıl Cialo / Body filmiyle Berlin’den En İyi Yönetmen Ödülü kazandı. Kara komedi öğelerini barındıran filmde insanların sevdiklerini kaybettiklerinde karşı karşıya kaldıkları zorlukları ve yaşadıkları bocalamaları işliyor.

Sam de Jong‘un yazar ve yönetmen olarak ilk filmi olan Prins / Prince, Amsterdam’da düşük gelirli gençlerin güzel kızlar lüks arabalar, Rolex’ler ve ünlü tasarımcıların kıyafetlerine karşı verdikleri bir aşk sınavını konu ediniyor. Berlin Film Festivali’nin Generation bölümünün açılış filmi olan Prince, genç jüriden Özel Mansiyon aldı.

Ole Giæver ve Marte Vold tarafından yönetilen Mot naturen / Out of Nature, kendi kafasının içinde seyahatlere çıkan otuzlu yaşlarındaki bir adamın samimi ve komik bir portresini anlatıyor. İlk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapan, Berlin’de Panorama bölümünde gösterilen Out of Nature, En İyi Avrupa Filmi seçildi.

Berlinale’den En İyi Görüntü için verilen Gümüş Aslan ödülünü alan Victoria adını Berlin’e taşınmış, hayatını kafede çalışarak kazanan genç bir kadından alıyor. Victoria, daha şehirdeki ilk günlerinde bir banka soygununa varacak olaylar silsilesine kapılıyor. Benzerine kolay rastlanılamayacak türden, 140 dakikalık tek bir plandan oluşan filmde dram, mizah, romantizm ve suç bir arada. Sebastian Schipper’in yönettiği Victoria, Alman Sanat Sinemaları Birliği Özel Ödülü’nün yanı sıra Morgenpost İzleyici Ödülü’nü de kazandı.

Berlin’den 34. İstanbul Film Festivali programına…

Berlin’de Onursal Altın Ayı ile ödüllendirilen Wim Wenders’in Berlin Film Festivali’nde Yarışma Dışı gösterilen filmi Every Thing Will Be Fine da İstanbul Film Festivali’ne geliyor. James Franco, Charlotte Gainsbourg, Rachel McAdams ve Marie-Josée Croze’un oyuncu kadrosunda yer aldığı 3-boyutlu film, ölümlü bir trafik kazasına neden olan ve 12 yıl boyunca bu kazanın kendi üzerinde yarattığı travmatik etkileri inceleyen bir yazarın hikâyesini anlatıyor. Bu kurmaca filmin senaryo yazarı Norveçli Bjørn Olaf Johannessen, müzikler ise Alexander Desplat’ya ait. Wim Wenders’in Juliano Ribeiro Salgado ile ortaklaşa yönettiği, Cannes’da prömiyerini yapan Oscar adayı belgeseli Salt of the Earth de İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek.

Amerikalı usta bağımsız sinemacı Hal Hartley’nin, 1997 yılında Henry Fool ile başlayan 2006 yılında Fay Grim ile devam eden üçlemesinin sonuncusu Ned Rifle. Grim ailesinin ve Amerika’nın değişimine tanık olacağınız Ned Rifleın, senarist, yönetmen ve yapımcı koltuğunda Hartley oturuyor. İntikam, başarısızlık ve aile bağları üzerine kurulan Ned Rifle, ilk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yaptı, Berlin Film Festivali’nde de Panorama bölümünde gösterildi.

Ergenlik sorunlarının üstüne bir de sünnet derisi problemi eklenen 17 yaşındaki bir gencin hikâyesini anlatan Short Skin, İtalyan yönetmen Duccio Chiarini’nin ilk filmi. Dünya prömiyerini Venedik’te, uluslararası prömiyerini ise Berlin Generations bölümünde yapan Short Skin, İtalyan ailesini ti’ye alırken gençlik acılarını ve cinselliğin gizemlerini de mizahla ele alıyor.

Dünya prömiyerini Sundance’te, uluslararası Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan, H., Bağımsız Ruh Ödülleri’nde “Gözlerinizi Ayırmayın Ödülü”nü kazandı. Berlin’de Panorama bölümünde gösterilen H., bilimkurgu, gizem, gerilim ve dram arasında ince ve huzursuz edici bir çizgide duruyor. Rania Attieh ile Daniel Garcia’nın yönettiği film, bir meteorun düşüşüyle adı Helen olan iki kadının yaşamlarının nasıl alt üst olduğunu anlatıyor.

Lisbon’da Jüri Özel Ödülü, San Sebastian’da ise Uluslararası Sinema Yazarları Birliği FIPRESCI Ödülü kazanan Phoenix, Alman sinemasının son dönemde çıkardığı en başarılı ve istikrarlı yönetmenlerden Christian Petzold’un son filmi. Petzold’un fetiş oyuncusu Nina Hoss’un başrolde olduğu Phoenix, 2. Dünya Savaşı’nda yüzü tamamen harap olan bir kadının estetik ameliyat sonrası kocasıyla yakınlaşmaya çalışmasını anlatıyor.

PHOENIX 2013

Haitili usta yönetmen Raoul Peck, bu kez ülkesinde 2010 yılında meydana gelen depremin yoksul insanlar üzerindeki etkisini, zenginken evlerini kaybeden bir aile ve ülkeye gelen yabancı yardım görevlileri üzerinden anlatıyor. Berlin’de Panorama bölümünde gösterilen Meurtre a Pacot / Murder in Pacot, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı.

Birbirinden bağımsız üç şiddet öyküsünü arka arkaya dizen Violencia, Kolombiyalı Jorge Forero’nun ilk filmi. Yönetmen ilk filminde şiddetin kaçınılmazlığı üzerine akıl yürütürken oldukça karanlık bir anlatım tutturuyor. Dünya Prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde beğeniyle karşılanan Violencia, bu yılın keşfe değer ilk filmlerinden biri.

Diğer yazıları Burak Hazine

En kongelig affere (A Royal Affair – 2011) Yasak Aşk

Saray maceraları… Gerek beyazperdede, gerek televizyon filmlerinde, gerekse dizilerde defalarca karşınıza çıkan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir