34. İstanbul Film Festivali Önerileri

Burak HAZİNE’nin Festival Önerileri

Bodrumda / Im Keller (Mayınlı Bölge)

Yön: Ulrich Seidl 

im keller sinematopya

En son yaptığı Cennet üçlemesiyle (analizi için tıklayın) kalbimizdeki ve zihnimizdeki yerini uzunca bir süreliğine tazeleyen Viyanalı yönetmen Ulrich Seidl’ın son eseri Bodrumda esasen bir belgesel ve adından da anlaşılacağı üzere evlerin bodrum katları ile ilgili. Kendi ülkesinin insanı hakkında bilinmedik gerçekleri anlattığı bu eserinde insanların çok çeşitli amaçlarla kullandığı bodrum katları üzerinden psikolojik bir yolculuğa çıkarıyor seyircisini. Konusunun ilgi çekiciliğine Seidl’ın ismi eklenince bu film festivalin kaçırılmaz eserlerinden biri haline geliyor.

Burgundy Dükü / The Duke of Burgundy (Mayınlı Bölge)

Yön: Peter Strickland

duke-burgundy-sinematopya

İki sene önce önümüze düşen Berberian Sound Studio (eleştirisi için tıklayın) ile tüylerimizi diken diken eden, sinemaya olan hayranlığımızı bir kat arttıran İngiliz yönetmen Peter Strickland bu kez gerilimi cinsellikle birleştirerek Burdundy Dükü ile huzurlarımızda. Dünyanın pek çok önemli festivalinde gösterilen bu eser amatör bir kelebek uzmanı Cynthia ile evdeki çalışanı Evelyn’in sado-mazoşist ilişkisini anlatıyor. Berberian Sound Studio’ya hayran kalanların bu filmi beğenmemesine ihtimal veremiyorum.

Ulusal Müze / National Gallery (NTV Belgesel Kuşağı)

Yön: Frederick Wiseman

national gallery sinematopya

Ve işte karşınızda festivali en çok sevdiren yapımlardan biri! Biraz olsun dış sinemada neler olup bitiyor, belgesel sineması nereye gidiyor diye merak edip takibe alan herkes, Ulusal Müze’nin geçtiğimiz sene en çok konuşulan filmlerden biri olduğunu bilir. ABD’nin en çok saygı duyulan belgesel sinemacılarından Frederick Wiseman’ın otuz dokuzuncu belgeseli olma özelliğini taşıyan yapım, dünyanın en büyük ve görkemli müzelerinden birine, Londra Ulusal Galerisi’sine götürüyor bizi. Koridorlarda yaklaşık üç saat süren bir yolculuğa çıkıyoruz ve adeta oraya gitmişçesine, yönetmen bize rehberlik ediyor. Röportajlarla da süslenen bu yapım, 2014’te eleştirmenlerin favorisiydi. Bizim niye olmasın?

Seymour / Seymour: An Introduction (NTV Belgesel Kuşağı)

Yön: Ethan Hawke

seymour sinematopya

En son Boyhood ile en iyi yardımcı erkek oyuncu kategorisinde Oscar adayı olan ve Richard Linklater’ın en kadim dostlarından biri olarak efsanevi Before serisinde ona eşlik eden Ethan Hawke, bu kez yönetmen koltuğuna oturuyor. Piyano ustası, öğretmen ve yazar Seymour Bernstein’ın portresini çizdiği Seymour’da piyanistin anılarını, alışkanlıklarını gözler önüne sererken onun öğrencilerinin çeşitli konulardaki fikirlerine yer veriyor. Hawke’un yönetmen koltuğunda nasıl olduğunu merak edenlere birebir.

Hipokrat / Hippocrate (Yeni Bir Bakış)

Yön: Thomas Lilti

hippocrate sinematopya

Fransa’nın Oscar ödülleri sayılan Cesar’larda en iyi film ve yönetmen dahil toplam 7 kategoride adaylık elde eden Hipokrat, Thomas Lilti’nin ilk filmi olma özelliğini taşıyor. Hekimlik ve yönetmenlik işlerini bir arada yürüten yönetmen, bu ilk filminde iki meslekte de karşısına çıkanları anlatıyor. Bir hastanede staja başlayan hekim adayı bir öğrencinin trajikomik anılarıyla renklenen eserin gerçekçi bir hastane portresi çizdiği de söylenenler arasında.

Meleğin Yüzü / The Face of an Angel (Ustalar)

Yön: Michael Winterbottom

the face of an angel

Son yılların en çok konuşulan hukuk çıkmazlarından, daha doğrusu hukuk rezaletinden yola çıkan Meleğin Yüzü, pek sevdiğimiz bağımsız sinemacı Michael Winterbottom imzası taşıyor. 2007 yılında vahşice öldürülen Meredith Kerchner’in, ev arkadaşı Amanda Knox ve onun sevgilisi Rafaele Sollecito tarafından öldürüldüğü iddia edilmiş, yıllar süren dava süreçleri sonucunda 2014 yılında Knox ve Sollecito suçlu bulunmuştu. Bu cinayetin ardından melek yüzlü katil lakabıyla anılan Amanda Knox, son mahkeme sonucunda suçlu bulunmasına rağmen ABD’ye yerleşip bir daha geri dönmedi. Bir romandan uyarlanan bu film de, olayı araştırmak için İtalya’ya yol alan bir gazeteci ile yönetmenin bakış açısıyla cinayeti ve onun doğurduğu sonuçları anlatıyor.

Küçük Serseri / P’tit Quinquin (Ustalar)

Yön: Bruno Dumont

L'il quinquin sinematopya

4 bölümden oluşan bir mini dizi olmasına rağmen Cahiers du cinema’ya göre 2014’ün en iyi filmi seçilen Küçük Serseri, ilk gösterimini Cannes’da yapmıştı. Eleştirmenlerce büyük beğeni alan yapım, Dumont’un kara mizahını en iyi yansıtan eserleri arasında yer alıyor ve Fransa’daki kendi halinde yaşayan bir kasaba ahalisinin yaşanan cinayetlerle birlikte ne hale geldiğini anlatıyor. Filmi seyretmiş biri olarak diyebilirim ki, festivalde illa bir filme gidecekseniz seçiminiz bu olsun. Zira 2015’in en iyileri listemde şimdiden zirveyi zorlayan bir yapım oldu kendisi.

Eisenstein Meksika’da / Eisenstein in Guanajuato (Ustalar)

Yön: Peter Greenaway

Eisenstein_in_Guanajuato_sinematopya

Tarihin tanıklık ettiği en büyük sinemacılardan Rus yönetmen Sergei Eisenstein’ın hayatının bir bölümünü anlatan Eisenstein Meksika’da, bir diğer ünlü yönetmen Peter Greenway imzası taşıyor. İlk gösterimini Berlinale’de yapan film, Rus yönetmenin on günlüğüne gittiği Meksika’da yaşadığı cinsel uyanışın, aşk çıkmazının ve ölüm korkusunun resmini çiziyor.

Postacının Beyaz Geceleri / Belye nochi pochtalona Alekseya Tryapitsyna (Ustalar)

Yön: Andrey Konchalovsky

postman's white nights sinematopya

Rus sinemasını sevmemizin sebeplerinden biri olan Konchalovsky imzasını taşıyan Postacının Beyaz Geceleri, ilk gösterimini yaptığı Venedik’ten en iyi yönetmen Gümüş Aslan ödülüyle dönmüştü. Yönetmenin beş yıl aradan sonra çektiği bu ilk film ise Rusya’da ıssız bir kasabada yaşamını sürdüren sıradan bir postacının yaşadığı aşk masalının ardından motosikletinin bozulması ve bunların sonucunda kendi yaşantısıyla kasaba ahalisinin yaşantısının nasıl etkilendiğini konu ediniyor. Konchalovsky, bu filmi “bir yenidoğanın gözlerinden” çektiğini söylüyor.

Taksi / Taxi (Akbank Galaları)

Yön: Cafer Penahi

taxi sinematopya

Berlinale’de bu sene Altın Ayı ile taçlandırılan Taksi, İran’ın yasaklı yönetmenlerinden Cafer Penahi’nin uzun uğraşlar sonucunda çektiği gizli bir film. İran’ın başkenti Tahran’da bir taksinin şoför koltuğuna geçen Penahi, taksisine yerleştirdiği kamera ile yaşadıklarını bize aktarıyor. Müşterileriyle girdiği diyaloglar sayesinde İran halkının ülkenin durumu ile ilgili gerçek düşüncelerini öğrenmiş oluyoruz; böylece hayran olduğumuz İran sinemasının hayran kalınası malzemelerine bir yenisi eklenmiş oluyor.

Gizli Kusur / Inherent Vice (Akbank Galaları)

Yön: Paul Thomas Anderson 

inherent vice sinematopya 2

Ne yapsa seveceğimiz, ne verse seyredeceğimiz usta yönetmen Paul Thomas Anderson’ın geçtiğimiz sene adeta görmezden gelinen son filmi Gizli Kusur, festivalin en heyecan verici filmlerinden biri. Eski sevgilisinin karıştığı bir komployu araştırmaya başlayan bir dedektifin hikayesinin anlatıldığı 2 dalda Oscar adayı (uyarlama senaryo ve kostüm tasarımı) filmin başrolünde, Anderson’a bir önceki başyapıtı The Master’da da eşlik eden Joaquin Phoenix yer alıyor.

Tanrılarla Konuşmalar / Words with Gods (Akbank Galaları)

Yön: Guillermo Arriaga, Emir Kusturica, Amos Gitai, Mira Nair, Warwick Thornton, Hector Babenco, Bahman Ghobadi, Hideo Nakata, Álex de la Iglesia

words with gods sinematopya

Aralarında Balkanların dahisi Emir Kusturica ve İran sinemasının en önemli isimlerinden Bahman Ghobadi’nin de yer aldığı dokuz yönetmenin yer aldığı bu yapım, inanç ve inançsızlık üzerine farklı coğrafyalara uğrayarak seyircisine heyecan verici bir deneyim vaat ediyor. Hinduizm, İslam, ateizm, Hristiyanlık ve daha birkaç inanç sistemi üzerine hikayelerin yer aldığı filmin yönetmenlerinden Bahman Ghobadi (Kaplumbağalar da Uçar, Gergedan Mevsimi, Sarhoş Atlar Zamanı) aynı zamanda festivalin konukları arasında yer alıyor.

45 Yıl / 45 Years (Akbank Galaları)

Yön: Andrew Haigh

45 years sinematopya

Çok değil, birkaç sene önce Weekend ile gönlümüzü fetheden ve LGBTİ sineması adına yeni milenyumun en güçlü sinema eserini bırakan Andrew Haigh’ın Berlinale’de dünya prömiyerini yapan son filmi 45 Yıl, adından da anlaşılacağı üzere evliliklerinin 45. yılını kutlamaya hazırlanan bir çiftin aldıkları bir mektup sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Başrollerde yer alan usta oyuncular Charlotte Rampling ve Tom Courtenay, beklendiği üzere Berlinale’de en iyi kadın ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazanmıştı.

Baba Beni Yakalasana / Catch Me Daddy (Sinemada İnsan Hakları)

Yön: Daniel Wolfe

catch-me-daddy

İlk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan Baba Beni Yakalasana, her şeyinden önce afişi ile dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Wolfe’un ilk uzun metraj film deneyimi olan bu eser, Pakistanlı genç bir kızın erkek arkadaşı ile birlikte ailesinden kaçmasını konu alıyor. Şans vermekte fayda var.

Kaplanlar / Tigers (Sinemada İnsan Hakları)

Yön: Danis Tanovic

tigers sinematopya

Bir Hurdacının Hayatı ile hem daha önce İstanbul Film Festivali’ni ziyaret edip ödül kazanan hem de Bosna Hersek’e Oscar yolunda ciddi bir ivme kazandıran yönetmen Danis Tanovic’in son filmi Kaplanlar, Toronto’da yaptığı dünya galasının ardından İstanbul seyircisi ile buluşmaya hazırlanıyor. Pakistan’da yaşanmış bir skandalı ortaya çıkaran ve bu yüzden büyük bir şirkete savaş açan hazır mama satıcısı Ayan’ın gerçek yaşam öyküsünün anlatıldığı filmin başrolünde Bollywood yıldızı Emraan Hashmi yer alıyor.

Yüzündeki Sır / Phoenix (Altın Lale Uluslararası Yarışma)

Yön: Christian Petzold

PHOENIX 2013

Önceki filmi Barbara ile Alman sinemasının son yıllarda verdiği en başarılı sinema örneklerinden birine imza atan Christian Petzold’a bu ödüllü filminde bir kez daha Nina Hoss eşlik ediyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kampında yüzü tanınmaz hale gelen bir kadının estetik ameliyat olduktan sonra kim olduğunu anlamayan kocasıyla yakınlaşma çabasını anlatan Yüzündeki Sır, yaşanan birkaç sansasyonel olayın ardından değişen hikaye yapısıyla festivalin en heyecan verici filmlerinden biri haline geliyor. Kaçırmayın.

Gerçeklik / Réalité (Altın Lale Uluslararası Yarışma)

Yön: Quentin Dupieux

reality sinematopya

Kült filmlerin sevdiğimiz Fransız sinemacısı Quentin Dupieux’nün son komedisi Gerçeklik bir kez daha aklımızı başımızdan alacak gibi. Durup bir düşünün, kimin aklına katil bir araba tekerleğini konu alan bir film yapmak gelebilir? Üstelik filmin absürtlüğü, onu yönetmenin başyapıtı yapacak kadar da ön planda olsun? Bilim kurgu ile B türü arasında gidip gelen Gerçeklik, yöneteceği ilk korku filmi için iki gün içinde sinema tarihinin en kusursuz çığlığını bulma arayışına giren kameraman Jason’ın hikayesini konu ediniyor. Arkanıza yaslanıp tadını çıkaracağınız bir eser kısaca.

Diğer yazıları Sinematopya

Ekibimize Katılın!

Yayına başladığı 2013 senesinin Mart ayından bugüne gün geçtikçe büyüyen, ülkenin en...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir