Sean Penn Dolu Bir Aksiyon: The Gunman

Bağımsız yapımlar dışındaki birçok filmin “yeni” yerine “yine” sözcüğünü kullandığını fark edenlerin sayısı pek de az değil, buna ek olarak sinemada bir “yaşlı kurt” furyası başladı da gidiyor. Yeni yönetmenler ve yeni senaristleri saymazsak, yeni yapımların birçoğu öncekilerin yansımaları olmaktan ibaret. Fakat bu durum maalesef filmlerin konusuyla sınırlı değil, oyuncular ve oynadıkları karakterler de birbirinin kopyası. Bu furyanın en bilindik örneklerinden biri de Expendables serisi olsa gerek. Üç veya dört yapımla adını duyurmuş, daha sonrasında da bu yapımlardaki rolü dışına çıkarılmamış oyunculardan oluşan bir (şimdilik) üçlemeden söz ediyoruz. Expendables-vari birçok filmden bir başkası da Pierre Morel imzalı The Gunman.

Başrolünde Sean Pennin oynadığı filmin konusu ise geçmişiyle yüzleşen bir tetikçinin hayatta kalma mücadelesi. Jim Terrier (Sean Penn) Kongo’daki batıcı oluşumları korumakla görevli bir ekibin parçasıdır. Fakat paravan işlevi gören bu görevin altında Kongo’da karışıklık yaratmak ve bilmediği kurumların madenlerden pay almalarını sağlamak vardır. Bu amaç uğruna Kongo Madencilik Bakanı’na suikast düzenleyen ekipteki tetikçi olan Jim ülkeyi terk etmek ve kaçmak zorunda kalır. Sevgilisi Annie’yi (Jasmine Trinca) bırakıp kaçtıktan yıllar sonra, yine Kongo’da fakat bu sefer tamamiyle insani yardım amacıyla çalışırken kendisine bir saldırı düzenlenir. Bu saldırının geçmişiyle olan bağını fark eden Jim Kongo’dan kaçar ve İngiltere’ye, eski ekip arkadaşlarını uyarmaya gelir. Ekibin istihbarattan sorumlu parçası olan Felix’i (Javier Bardem) görmeye İspanya’ya gittiğinde de peşindeki saldırganlardan kurtulamaz. Hem kaçmak hem de bu saldırıyı kimin yürüttüğünü öğrenmek için pek fazla gücü kalmamıştır.

the gunman sinematopya 2

Film, birçok aksiyon filminde olduğu gibi karanlık bir geçmişi ve iyi kalpli, yardımsever bir sevgilisi olan güçlü bir erkek karakter üzerine kurulu. Fakat her süper kahraman ve her süper iyi karakterde olduğu gibi Jim’in de bir zayıflığı var, o da beynindeki sızıntı. Strese bağlı olarak baş ağrıları ve kusmalar yaşıyor, bilincini kaybetme noktasına geliyor. İçinde bulunduğu stresli ve de yoğun tempo ise tedavisi olmayan hastalığı için pek de sağlıklı değil. Fakat yine de rahatsızlığına rağmen silah kullanmaktaki yetisinden, kurnazlığından ve de zekasından ödün vermeden yalnızca kendini değil sevdiklerini de korumayı başarabiliyor.

Filmdeki karakterlere daha fazla değinmek pek gerekli değilse de özellikle Annie ve Felix’ten bahsetme zorunluluğu hissediyorum. Öncelikli olarak Felix’ten bahsetmek gerekli; çünkü kendisi tam anlamıyla bir böcek. İstihbarat yetisi yüksek, nereden hangi bilgiyi edinebileceğini bilen ve bu bilgileri kullanmada becerikli bir karakter. Fakat böylesi sağlam bir karakterin nasıl bu denli dengesiz olabildiğini anlamak gerçekten imkansız. Düşüncelerindeki karmaşa, kararlarındaki tereddüt, sahip olduğu yetilerle pek fazla örtüşmüyor. Bir diğer taraftan Annie karakteri cinsiyetçilikten az da olsa nasibini alıyor. Güçlü bir karakter gibi gösterilmesine karşın kesinlikle benzeri tavırlara sahip değil. İçinde bulunduğu durumlardan kurtulmayı denemek, çözüm üretmek yerine sürekli olarak ağlamayı ve “erk”eğinin yanında olmayı tercih ediyor.

Aynı Liam Neeson’ın Taken serisinde olduğu gibi The Gunman filmi de Expendables serisinin takip ettiği sinematografik ideolojiye sahip. Zaten senaryosunun Pete Travis imzalı oluşu da, Taken serisiyle olan benzerliğini destekliyor. Liam Neeson’ın son açıklamasının ardından sinema dünyasının yeni “yalnız kurt”u görselleri başarılı, aksiyonu bol ve keyifli olan The Gunman ve/veya başka bir isimle yerini Sean Penn’e bırakacak gibi gözüküyor. Aksiyon severlere duyurulur.

Diğer yazıları Sinematopya

Modaya ve Kadına Dair: Saint Laurent

Yves Saint Laurent, modayla yakından ilgilenen herkesin bildiği isimlerden biri. Saint Laurent...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir