Tim Burton ile Big Eyes ve Kariyeri Üzerine Bir Söyleşi

Tim Burton, kolayca ayırt edilebilen damgasını birçok tanınan stüdyo projesine koymakta oldukça iyi ve bunun için geçerli sebepleri var. 3D filmi “Alice in Wonderland” dünya çapında bir milyar doların üzerinde gişe yaptı ve “The Nightmare Before Christmas” gibi (ki kendisinin yönetmediği fakat başlığın üzerinde ismi olan) suya düşmesi beklenen bir yapım güçlü bir ticari başarı sağladı. Fakat “Big Eyes”la birlikte Burton 1994 yapımı “Ed Wood”dan sonra 20 yıldır ilk defa küçük ölçekli, bağımsız film yapımına geri dönüdü. Tıpkı “Ed Wood” gibi, “Big Eyes” da gerçek bir hikaye, ve Burton bir kez daha senarist Larry Karaszewski ve Scott Alexanderla birlikte çalıştı; ama bu sefer kocası Walter’ın onun ünlü ve inanılmaz popüler tablolarını kendine mal ettiği Margaret Keane’in hikayesini anlatmak için.

Burton’la oturup onu bu projeye neyin çektiğini, dijitale geçişini, “Alice in Wonderland”i yapmanın neden rahatsız edici olduğunu, ”Dark Shadows”da neyin yanlış gittiğini ve “Beetlejuice 2”nun hangi aşamada olduğunu konuştuk. Burton hakkında çarpıcı olan şey, onunla konuşmak için oturduğunuzda, ne kadar gerçek bir sanatçı olduğunu görebilmeniz. Sadece bir hayalperest olduğunu değil (ki aslında öyle de); daha çok, teknik veya tematik endişeler yerine duygularıyla hareket eden bir sanatçı gibi olduğunu. Bir noktada ona neden sadece iki filminin anaformik geniş ekranda çekiliğini sorduk ve teknik bir açıklamayla cevap vermekte zorlandı. Burton’a göre, filmler her şeyden çok hissetmekle ilgili, ki “Big Eyes”ı izleyerek de bunu çok rahat söyleyebilirsiniz.

Big Eyes Filmi Eleştirimizi Okumak İçin Tıklayın!

tim burton 2

Şimdi, bu senin Larry ve Scottla ilk tekrardan bir araya gelmeniz olmayacaktı; birlikte “Ripley’s Believe It Or Not?”ı yapacaktınız. Onların yazarlıkları sana ne ifade ediyor ve “Ripley” nasıl olacaktı?

Scott ve Larry, ikisi birçok şey yazdı, fakat yaptıkları en iyi şey gerçek-kurgudan–daha-ilginçtir tarzı insanları bulmakta harika olmaları. Ve aynı zamanda “Ed Wood”dan da tanıdık olan ‘iyi ve kötü nedir?’ sorusu. Ve sadece, ne yapıyorsanız yapıyor olun –bir film ya da bir resim; Ed Wood Plan 9’un büyük ihtimalle Star Wars olduğunu düşündü, Keane’ler ise Mona Lisa’yı yaptıklarını. Bu tutkuyu anlıyorum. Bunun yanlış olduğunu söyleyemem fakat bir şey yaparken kalbinizi ve ruhunuzu kattığınızda olan şey budur; bana da bu oldu. Çünkü bu, bu işin içine çekilme sebebimdi –eleştirmenler nefret etti, insanlar bayıldı, eleştirmenler sevdi, insanlar nefret etti.

Bu aynı zamanda belli bir tarzla tanınan ve bunu değiştirmeye karar veren bir sanatçıyla ilgili gibi de görünüyor, ki senin de burada yaptığın bu. Seni çeken kısımlardan biri bu muydu?

Bunu düşünmemiştimnfakat kendi dünyanda olduğun bir şey yaratırken, ‘tamam, bu seyirci için olacak’ diye düşünmezsin. Sadece öyle hissettiğin ve yapmak istediğin için yaparsın. Yani, tüm bunlar hem burada hem de Ed Wood’da vardı. Ve aynı zamanda “Ripley”le de benzer bir heyecan vardı. Ripley karakteri, Ed Wood ve Walter’ın da sahip olduğu bir coşkuya sahipti; bu çeşit yanlış bir coşku. Yani, bu tarz şeyler bana hitap ediyor ve sadece gerçekten anlayabildiğin şeyleri yapabiliyorum.

“Big Eyes” uzun zamandır yaptığın ilk küçük çaplı film. Bu deneyim senin yaratıcılığını yeniden canlandırdı mı?

Evet. Kesinlikle. Açıkçası, bu gerçek bir baskıydı. Kanın akışını sağlıyor –Vancouver’ı San Francisco gibi göstermeye çalışıp soruyoruz. “Bu bardak ne kadara mal oluyor? Bunu yapabilir miyiz? Bunu karşılayabilir miyiz?”.. Ve ben hem ekip hem de oyuncular açısından şanslıydım, çünkü bundan onlar da keyif aldı. Büyük ihtimalle o büyük setleri gezmişsindir. Tıpkı balmumu müzesi gibi görünürler. İnsanlar hareket ediyor mu? Orada bir şeyler mi oluyor? Yani bu enerjiyi geri almak çok özel bir şey; ve bu bana bu ruhu bir satırda tutmak ve onu sürdürmek için bir stüdyo filmi yaptığımda bile yardım edecek.

Son filmin, bir çeşit başarısızlık olarak görülen “Dark Shadows”tu. Bununla ilgili deneyimlerin nelerdi?

Dark Shadows biraz tuhaf bir tondaydı. Ben o şovla birlikte büyüdüm ve tuhaf olan şey, kendine ait tutkulu bir izleyicisi vardı fakat aslında şov oldukça kötüydü. Çok tuhaf bir tondaydı. Ben her zaman o tonu, son derece ciddi olmasına rağmen oldukça komik buldum. Ve hisleriniz daima ortaya çıkar. Yani her zaman bunun tehlikeli bir bölge olduğunu biliyordum çünkü o tonu yakalamaya çalıştım ama o ton yine de komikti.

tim burton big eyes

Batman’de kullanmak için yırtındığın Prince şarkılarıyla bugün mutlu musun?

Bak, onları sevmiştim. Fakat bu çok uzun yıllar önceydi ve farklı bir zamandı, başka elementler vardı. Bunun yapımcılarla ve benim onlarla olan ilişkilerimle müzikten daha çok alakası var.

Filmlerinden yalnızca ikisini anamorfik çektin. Gerisi düz, “Big Eyes”da buna dâhil.

Bunu söylemen ilginç çünkü bu konuyu daha dün görüntü yönetmeni ile konuşmuştum, bir sonraki film için. Şunu öğrendim ki, yaptığım bazı şeyler için 1:.85 daha doğru duruyor. Bu duygusal bir şey; akılla verilebilecek bir karar değil. Sadece hissettiğin bir şey. O ezoterik konuşmayı yapıyorsun; fakat bana göre oldukça açık gözüküyor genelde.

Neden “Planet of the Apes” ve “Mars Attacks” o zaman?

Onlar öyle hissettirmişlerdi çünkü. Bu, görüntü yönetmeni her kimse onunla aldığımız duygusal bir karar. Çalıştığım hiçbir sinematograf ile bunu entelektüel seviyede tartışmadım. Her zaman “bu böyle hissettiriyor, şu şöyle hissettiriyor” diye konuştuk ve doğru olduğunu hissettik.

Dijitale geçiş nasıldı?

Başta, insanlar ilk kullanmaya başladığı zamanlarda çok karşısındaydım, çünkü ‘dijital’ hissi veriyordu. Ama şimdi öyle bir noktaya geldi ki, film hissini aşırı işlemeden de alabiliyorsunuz çünkü fazlaca işlenmiş filmleri anlayabiliyorsunuz. Şimdi başarmak istediğiniz şeylere hala o film hissini alarak da ulaşabiliyorsunuz. İlginç olan da, en azından İngiltere’de, film laboratuvarlarını kapattılar. Hala eski plaklardan hoşlanan insanlar gibi, hala filmden hoşlanan insanlar arasında silik bir canlanma oldu, ki ikisinin de hem güçlü hem de zayıf yanları var fakat ben artık dijitalden de film hissini alabildiğimiz bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum.

alice in wonderland

“Alice in Wonderland”ı yaparken, setin büyük kısmı ortada yoktu.

Kimse şimdiye kadar böyle bir film yapmamıştı, bundan sonra da yapılmaz herhalde. Hareketli çekim olmadığı için, ‘hiçbir şeyin’ birleşimiydi. Mia sürekli farklı bir büyüklükte olduğu için, kraliçenin kafası ya da Johnny’nin gözleri büyük olduğu için falan ortada hiçbir şey yoktu. Ve ben de hareketli çekimlere pek fazla bayılmadığım için bazı şeylerin pür animasyon olmasını istemiştim… Yani, resmen, bir sette tek bir insan varsa… En çılgın şey odur. Ve film devam ederken biz de tasarlamaya devam ediyorduk. Açıkcası, her şey puzzle parçaları gibi birleştiği için, filmi bitene kadar görmedim bile. Ve Danny (Elfman) olmayan bir şeye beste yapıyor gibiydi. Başımdan geçen en rahatsız edici, en geri geri giden süreçti.

Bu da devamını neden çekmediğini açıklıyor.

En azından bununla, şimdi bazı şeyler var, aktörlerin etkileşim kurabildiği küçük set parçaları falan. Bizde her şey tamamen yeşildi, tüm o küçük detayları eklemek… Tam anlamıyla çılgınlık. Bunun tekrar yapılabileceğini sanmıyorum.

“Birdman”i izleme fırsatın oldu mu?

Hayır, izlemedim henüz. Michael’ın harika olduğunu duydum ama.

Michael ile “Beetlejuice 2” hakkında konuşuyor musunuz hâlâ?

Evet tabii. Benim için sadece bir tanecik Beetlejuice var.

Önümüzdeki zamanlarda gerçekleşebilecek bir şey mi bu?

Şöyle söyleyelim; o karakteri özlüyorum ve onunla tekrar çalışmayı çok istiyorum. O karakterde sadece onun yapabileceği bir katarsis ve özgürlük var.

big eyes

Kaynak

Çeviri: Hazal Uzundemir

Diğer yazıları Konuk Yazar

Bir “Turgul Kıskacı” Kurbanı Olarak Muhsin Bey

Yönetmenliğini Yavuz Turgul’un yaptığı Muhsin Bey; sanat müziği tutkunu başarısız bir prodüktörle...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir