Züğürt Ağa Üzerine Bir Analiz

Züğürt Ağa filmi, 12 Eylül askeri darbesinden beş, ANAP hükumetinin kurulmasından iki sene sonra 1985 yılında çekilmiştir. Eser –ve seksen sonrası Yavuz Turgul sineması- bu iki kritik kırılma noktası bağlamında incelenirse görülecektir ki darbe ve Özalcı neo-liberal politikaların yarattığı atmosfer, onun temel belirleyenidir. Basitçe dile getirilirse:

1. Askeri darbe yönetiminin esas amacı; kerameti kendinden menkul “resmi ideolojiye” uymayan her tür düşüncenin kökünün kazılmasıydı. Tüm ülke vatandaşları –özellikle politize olanlar-yola getirilmesi gereken azılı suçlular gibi görülüyor, “sakıncalı” kişiler cezaevi ve mahkemeler aracılığıyla disipline ediliyordu. Şiddetle icra edilen bu arzu Türkiye entelenjiyası üzerinde de derin bir travma yaratmıştır.

2. Bir dünya ekonomik trendi olarak neo-liberalizm rüzgârına kapılan Türkiye, 24 Ocak Kararları’yla uluslararası sermayeye daha önce görülmemiş ölçüde eklemlenmiştir. Serbest piyasa düsturunun baş tacı edildiği bu dönemde bireycilik yüceltilmiş, gelir paylaşımındaki adaletsizlik sermaye sahibi sınıf lehine genişlemiş, Hobbes’çu anlamıyla kendinin kurdu olan “insan” büyükşehir kaldırımlarında boy göstermeye başlamıştır. Kısa yoldan zengin olma hayalinin kitleleri büyülediği bu period, “işini bilen” memurların, toprak rantı ve gecekondu mafyasının ama özellikle arabesk kültürün tüm ülkeye yayıldığı sancılı bir zaman dilimidir.

Turgul sinemasının seksen önceki kodları incelendiğinde, sanatçının gelecekte şekillendireceği temaların işaretleri rahatlıkla görülür. Sultan (1978) ya da Banker Bilo (1979) gibi metinlerde görülen toplumsal değişim ve bireyin bu değişim karşısındaki konumu (1) teması, darbe sonrası yukarıda bahsedilen iki şiddetli dönüşümün de etkisiyle Züğürt Ağa (1985) Muhsin Bey (1986) ve Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990) filmlerinde olgunlaşarak arada kalmış öteki adamların hikâyelerine zemin oluşturur.

Zira Turgul, Züğürt Ağa’da köyünü satarak –Haraptar- kente tutunmaya çalışan bir feodalite kalıntısını, Muhsin Bey’de eski günleri özlemle anan Merkez’de yaşayan bir müzik yapımcısıyla, Çevre’den Merkez’e gelerek onu “fethetmek” isteyen İbrahim Tatlısesvari bir arabesk müzik yorumcusunun ilişkisini, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nde de çektiği sabun köpüğü filmler kar etmeyen bir yönetmenin yeni düzene ayak uydurmak için toplumsal sorunlara dokunan bir film yapma mücadelesini konu edinir.

züğürt ağa 1

“Niçin Hiçbir Şey Eskisi Gibi Değil?”

Züğürt Ağa filmi yukarıda bahsi geçen çevre-merkez ikiliği üzerinden okunursa kendine özgü bir kültürün taşıyıcısı olan Ağa’nın, artık kendine yaşam alanı bulamadığı için Merkez’e göçüşü görülür. Doğrudan Dönemin Ruhu’yla (Zeitgeist) bağlantılı olan durum, esasında Merkez’in oyunun kurallarını değiştirişinden -24 Ocak Kararları’yla başlayan süreç- ve yeni bir oyuna dâhil oluşundan –Neo-liberal ekonomi- kaynaklanmaktadır. Filmde Ağa’nın köyünü kötü iklim şartları ve marabalarının ihaneti yüzünden satıp terk ettiği görülmektedir fakat bu sadece dramatik bir hiledir. Anlatılan hikâye esasında sarsılmış Türkiye tarihinin bir dışavurumudur. Şartlar, Çevre’yi öylesine aşındırmıştır ki göç, köy toplumsal formasyonunun en güçlü kişilerini de içine alacak şekilde büyümüştür! Marabalarla birlikte Ağa’lar da göçmektedir… Çevre’nin Merkezi, yaşadığı yeri terk ederek Merkez’in Çevresi’ne (büyükşehir gettosu) eklemlenmeye çalışmaktadır. Yani alt metinde vurgulanan nokta; tarihsel olarak geri kalmış -ama hala yaşama şansı bulan- bir örgütlenmenin neo-liberal sistem tarafından çözülmesidir.

Bilinmesi gerekir ki neo-liberal politikaların tarımsal desteği ortadan kaldırma eğiliminde olması kırsal yoksulluğu kaçınılmaz hale getirmiştir. Kırdan çıkan nüfus yeterli çalışma ve güvenlik imkânları bulamamakta çarpık bir uyum sürecine maruz kalarak kent nüfusuna dahil olmaya çalışmaktadır. (2) Bu bağlamda film; dönemin gerçekliğini, semboller yoluyla anlatmayı tercih etmiştir. Örneğin iklimin kötü gidişi hakkında Ağa’nın çorak toprağa eğilip ona söyledikleri dikkate değerdir:

“Eskiden buraları bambaşkaymış. Rahmetli dedem anlatırdı. Bir yeşil ki bildiğin gibi değil… Çok cömertmişsin, hayvanlar yemekten çatlarmış. Her taraf ekin aha bu boy… Ama ne oldu da değiştin? Birimiz bir bok yedik ama kim? Ben günahı boynuna babadan şüpheleniyorum. Yoksa garezin bana mı? Niçin hiçbir şey eskisi gibi değil?”

Ağa’nın yukarıdaki sitemi, onun hikâye boyunca yaşadığı/yaşayacağı çöküntünün esas sebebidir. Adamın burnunun dibinde radikal ve kontrol edemediği bir değişim olmuştur. Atalarının titizlikle kurallarını belirlediği oyun, artık oynanmaya değer bulunmayacak bir haldedir; çünkü “ödül” yok olmuştur. Uğruna mücadele edilecek zaferin karşılığı yeteri kadar iştah açıcı olmayınca önce marabalar az miktarda hasadı çalarak İstanbul’a göçer ardından Ağa da köyü satar ve oyundan çıkar.

züğürt ağa 2

Değişimi yüzünden Ağa’yı yarı yolda bırakan Toprak, esasında artık vatandaşıyla ilgilenmeyen Devlet’e karşılık gelmektedir. Bu asr-ı saadet anlatısı, devletin kırsal üreticiden elini eteğini henüz çekmediği üstelik feodal örgütlenişi hala önemsediği döneme tekabül eder. Fakat bu siyasal gücün hala kırsala gitmediği anlamına da gelmemektedir. Filmde de görüldüğü üzere iki siyasi parti, köylüye nüfuz etmeye çalışmaktadır. Ağa’nın partisi ve Şıh’ın (Celal Yassıtaş) partisi şeklinde özetlenebilecek mücadelede Şıh -benzeri Gogol öykülerinde görülecek türden bir kara mizah örneği sergileyerek- cennetten tapu dağıtarak köylüyü yanına çekmeyi bilir.

Aslında merkezi iktidar, uyguladığı politikalarla kırdan kente göçü hızlandırmış –çünkü büyükşehirlerdeki fabrikalara niteliksiz işçi ihtiyacı vardır- yani Çevre’nin Merkezi’ni oluşturan Ağa benzeri toplumsal formasyonların elini zayıflatmıştır. Üstüne üstlük feodal örgütlenmeye verdiği tavizleri ve tarımsal yardımları da kesmeye başlayınca eskiden bambaşka olan topraklar kurumuş, hayvanlar aç kalmaya başlamış, ekinler boy vermemiştir. Kısaca Merkez, Çevre’nin yaşama imkânlarını kısıtlamış fakat parti mücadelelerinde de görüldüğü üzere onu oy deposu olarak görmekten vazgeçmemiştir.

Diğer yazıları Konuk Yazar

Hobbit: Beş Ordunun Savaşı

Yazar: Yağız Ay The Hobbit’i sinemaya uyarlamanın ötesinde bir üçleme olarak uyarlamanın...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir