Züğürt Ağa Üzerine Bir Analiz

İstanbul Ağadan da mı Büyük?

Ağa, İstanbul’a cebinde köyün satışından gelen hayli yüksek bir meblağ ile gelir. Adamın parasının oluşu önemlidir çünkü Merkez’de çevrilen ekonomik sermaye genellikle onun içinde oynanan “oyun” sayesinde kazanılır ya da kaybedilir. Bu yalnızca oyunun kurallarını bilen/öğrenen kişilerin dâhil olabilecekleri bir alan anlamına gelmektedir. Herhangi bir kişi ne kadar zengin olursa olsun şehir alanına, onun işleyişini bilmeden katılmaya kalkışırsa hezeyana uğrar. Ağa özelinde durum tam olarak böyle olmuştur. Geldiği Çevre’de itibarlı bir simgesel, toplumsal ve ekonomik sermayeye sahip olan adam, göçtüğü şehirde de bunu devam ettirebileceğini düşünmüş ama fena halde yanılmıştır.

Adım adım sıfırı tüketişi gösterilen Ağa, önce bir market işletmeye karar verir. İlk bakışta her şey güzel gözüküyordur; dükkanın müşterisi vardır ve akılcı yönetilirse ayakta durabilecek durumdadır. Ama Ağa ve Kâhya (Can Kolukısa) marketi yürütecek kültürel sermayeye sahip olmadıkları için –ürün barkodunun nasıl okutulacağını, kasanın nasıl kullanılacağını hatta rafların nasıl dizileceğini bile bilmezler- kısa sürede batarlar. Sonuç itibariyle Zion’a giden bir gemide zihinlerine “İşletmeye Giriş 101” gibi bir program yüklenmiyordur.

züğürt ağa 4

Ardından marketi devreden Ağa bir kamyonet alıp pazarcılık yapmaya karar verir. Elbette bu serüven de ilki gibi toptan bir hezimetle son bulacaktır. Ağa önceleri diğer satıcılar gibi megafonla “diğer insanları rahatsız etmemek için” çığırtkanlık yapamaz. Oysa burası İstanbul’dur ve var olduğunu göstermenin/para kazanmanın her yolu mübahtır.

Ağa’nın öğrenilecekler listesi bir türlü bitmez. Mallarını satmak için bağırması gerektiğini anlayan adam –ki layıkıyla yapmaya da başlar- bu sefer de bürokratik engellere takılır. Kamyoneti –bir müşteriye satış yapmak için henüz uzaklaşmışken- polis tarafından çekilir, sayısız kağıt işi ve maddi külfet başlarına kalır… İşin komik yanı, Ağa ve Kahya’nın arabalarının çalındığını düşündükleri için emniyete gitmeleridir. Kamunun, şehirde park etmeye yönelik tasarruf hakkından bihaber oldukları için, durumu algılamaları uzun sürmüştür. Ağa ve Kâhya bundan sonra seyyar olarak meyve-sebze satmaya karar verir fakat –bir kara mizah örneği olarak- zabıtadan kaçılması gerektiğini bilmediklerinden bu deneyim de acıklı bir şekilde son bulur.

Turgul’un tüm film boyunca hissedilen kara mizahı, Ağa’nın camide abdest alırken parasının çalınmasıyla tavan yapar. Sanki senarist adamın yeni düzene ayak uydurmasını engellemek için tek tek Murphy Yasalarını uyguluyordur. Üstelik alicenaplığın camide işleniyor olması kentin yiten masumiyetine ağıt gibidir. Ağa ne yapsa olmuyor Merkez’e her tutunma çabası kati bir başarısızlıkla son buluyordur. En sonunda intihara kalkışan adam aynı Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’ndeki Haşmet Asilkan gibi bunu, ironik bir şekilde başaramaz. Yani Turgul, Ağa’yı öldürmez ama süründürür; hatta bir eski düzen muktedirinin düştüğü acınası halden zevk aldığı bile söylenebilir.

Ağa’nın da Adı Yok!

Ağa’nın bir ön ismi yokmuş gibi sadece “ağa” olarak çağrılması –hikâyenin sonunda kendine “züğürt” sıfatını ekleyene kadar- ilginçtir. Söz gelimi filmin ilk yarısında “Ben karı istiyem” repliğiyle tanınan baba Abdo da (Bahri Selimhocaoğlu) bir ağadır ama ona ismiyle ünvan grubu oluşturacak şekilde seslenilir. Şahsi kanaatim bu durumun Ağa’nın sembolik düzende “ağa” kelimesinin imlediği kısır alana hapsoluşunu göstermek için özellikle yaratıldığı yönünde. Öyle ki sistemin çarkları işlerken, kan yoluyla aktarılmış ayrıcalıklı hakların taşıyıcısı olan bu sözcük, düzen iflas ettiğinde Ağa’nın sıkıştığı bir cendere işlevi kazanacaktır. Zaten filmde Ağa’nın yaşadığı en temel zorluklardan biri “ağa” etiketinin kendini aşındırmasıdır. Söz gelimi Kâhya’yı azat ettiği sahnede söylediği gibi o ne iş olsa yapar karnını doyuracak bir yol bulur ama Ağa bulamaz. Filmde isimlerin bilinçli bir tercih sonucu kullanılıp kullanılmadığıyla ilgili bir diğer ayrıntı Özcan’ın da belirttiği gibi Haraptar köyünün adının mizahi bir göndermeyle oluşturulmasıdır. Yazara göre Türkiye’nin liberalleşme düzeninde yıkılan birçok değerinin yeni adı, ‘haraplık’ olarak belirlenmiştir. Türkiye’deki 80 sonrası hızlı dönüşüme, kuralsızlığa ayak uyduramayanların memleketinin adıdır Haraptar. (3)

züğürt ağa 5

Bu noktada bir parantez açıp Ağa’nın dramının sadece kültürel sermayeye sahip olmayışından kaynaklanmadığını ifade etmem gerekiyor. Onun mutsuzluğunun bir sebebi de Çevre’deyken sahip olduğu simgesel sermayenin etkisinden Merkez’de bir değişim değeri olmadığı halde kurtulamayışıdır. Yani Ağa, gerçekten feodal sistem içerisinde saygı gören/hürmet edilen bir kişiyken büyükşehir içerisinde “herhangi birine” dönüşmüştür fakat o “sanki hala ağaymış” gibi davranmaya devam eder. (Oysa İstanbul’un “ağaları”, kendinin hiç sahip olmadığı ölçüde gelişmiş ekonomik, kültürel ve simgesel sermayelere sahiptir.) Örneğin adamın ailesi –ama özellikle Kâhya- ile olan ilişkisi, bu geçmiş sermayeyi illegal bir şekilde üreten merdiven altı baskı atölyelerinin haline benzer. Öyle ki her ne kadar biçare olsa da yanında ailesinden bir fert bulunduğu müddetçe “Ağa” sayılmaya devam etmektedir.

Yeni oyun ve oyuncuların bulunduğu Merkez’de, Ağa’nın köyünden kaçan marabalar bile onu kendilerine denk sayar. Geçmiş oyunun hiyerarşik sıralanışı orada geçerli değildir. Ağa, köylülerin kurduğu kahvehaneyi ilk bastığında geçmişten kalan bir alışkanlıkla ona itaat ederler fakat zamanla –özellikle adamın kentte hiçbir iş tutturamayışından ötürü- ona duydukları saygıyı kaybeder hatta aşağılamaya başlarlar. Lakin köylülerin daha Ağa’yı saymaya devam ettikleri ilk zamanlarda bile evini taşımak için hamaliye parası istemeleri, O’nun uzattığı sigarayı alabilmeleri, eski taşların yeni değerlerle başka bir oyunda olduğunun göstergesi gibidir.

Diğer yazıları Konuk Yazar

Mülkiyet Üçlemesi Bölüm 2: Susuz Yaz

İnsanın başka bir insan üzerinde kurmak istediği mülkiyet arzusuna Susuz Yaz filminde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir