45 Years (45 Yıl)

Andrew Haigh’in üçüncü uzun metraj çalışması 45 Years, 2011 tarihli Weekend‘in izinden gidiyor. Evliliklerinin kırk beşinci yılını küçük çapta görkemli bir parti ile kutlamak üzere olan bir çiftin, eve gelen bir mektubun ardından sürüklendiği istikamet üzerinden şekillenen 45 Years, Haigh’in hem senarist hem de yönetmen kimliği üzerine artık daha belirgin, daha net çıkarımlarda bulunmamıza yardımcı oluyor.

Aynı Weekend’de olduğu gibi, 45 Years’da da yönetmen iki insanın hayatlarından birkaç gün seçerek, realizmin doruklarında bir anlatımla seyircisinin elinden tutup merak uyandırıcı finale götürüyor. Filmin açılışında, Kate ve Geoff’in kırsal bir alanda kendi hallerinde yaşadığına tanıklık ediyoruz. Yaşlı çift sakin bir hayat sürüyor. Damarlarında akan asil İngiliz kanının hakkını vererek günlerini kitap okuyarak, belgesel seyrederek, köpeklerini yürüyüşe çıkararak geçiriyorlar. Belli ki saygın bir yaşantıları olmuş; iyi ya da kötü, her durumda, birbirlerine karşı olan tutumları bunca senelik evliliğin getirdiği saygı çerçevesinde şekilleniyor. Derken bir gün Kate eve geliyor, Geoff’i masada elinde bir kağıt parçasıyla buluyor. “Onu bulmuşlar,” diyor Geoff. Kimden bahsettiğini anlamayan Kate, gelecek cevabın ne olacağını tahmin etmeden, hazırlıksız bir şekilde kim olduğunu soruyor. “Katya’mı,” diye ekliyor Geoff. İşte tam o sırada Kate’e hayat veren Charlotte Rampling’in Oscarlık performansının ilk vuruşuna tanıklık ediyoruz. Kocasının neyden bahsettiğini anlaması yalnızca bir saniye sürüyor, o bir saniyelik süreçte ise yüzündeki anlamlı değişim 45 Years’ın hayranlık uyandıran gerçekçi yapısı ve anlatımının müjdeleyicisi aslında. Üstelik yönetmen, o sahnede kamerasını Kate’e de odaklamıyor. Filmin son ekran görüntüsüne kadar kaçındığı yakın çekimi kullanmamayı tercih ediyor. Buna rağmen Rampling’i hissediyoruz; onun zihninden o kısacık sürede geçen her şeyi, tüm bilgi akışını, canlanan tüm anıları bir anda hissediyoruz.

Katya, Geoff’in Kate’le evlenmeden önceki, henüz gencecik bir delikanlı iken birlikte olduğu kız arkadaşı. Birlikte İsviçre’de kayak yaptıkları sırada Katya bir kaza geçiriyor ve bedeni asla bulunamıyor. Aradan geçen onlarca senenin ardından ise Geoff’e gelen Almanca mektupta buzullar içinde Katya’nın cesedinin bulunmuş olabileceğine dair bir şeyler yazıyor. Kate’in yukarıda bahsettiğim anlık değişimi, yine bahsi geçtiği şekilde 45 yıllık eşine olan saygı ve sevgisinden biraz geri plana itiliyor o andan itibaren. Biz, seyirci olarak yaklaşık doksan dakika boyunca Kate’in hissettiği her şeyi rahatlıkla anlayabiliyoruz aslında. Fakat gerek Rampling’in şapka çıkarılası oyunculuğu, gerekse Haigh’in diyalog yazmadaki üstün kabiliyeti sayesinde bu kadının hal ve tavırlarının bizi biraz olsun kandırmasına izin veriyoruz. Kandırmak derken, Kate’in yapmacık bir kişiliğe bürünüp kocasının düştüğü bu durumda ona yardımcı olmaya çalışmasından bahsetmiyorum. Aksine, ona olan sonsuz sevgisi dolayısıyla bunamasına ramak kalmış Geoff’in bu dilemmasında(?) kocasını yalnız bırakmıyor.

45 years sinematopya

Tabii bir de filmi şekillendiren 45’inci yıl kutlaması var. Aslında kırkıncı yıllarını kutlama planı yapan çift, Geoff’in geçirdiği bir ameliyat yüzünden bu önemli olayı beş sene erteleme kararı almış. Kate, mektup meselesi ortaya çıktıktan sonra bir süre daha parti için heyecanını koruyor. Lakin ne zaman ki kocasının kafasının bu konu üzerinden fazlaca kurcalandığını fark ediyor; o zaman Kate’in heyecanı da kendini ifade etmesi hayli zor hislere bırakıyor.

Artık Kate için onlarca sene süren bu aşkın sorgulanma zamanı mı geldi? Belki filmin gidişatı bu yönde düşüncelere dalmamız konusunda ön adım atıyor fakat bana kalırsa Kate, kocasına karşı sevgi ve saygı konusunda hiçbir zaman eksiklik yaşamadı. Kate’in tüm sıkıntıları çaresizlik üzerine kurulu. 45 yıl boyunca mutlu mesut yaşadığı eşinin, bir anda hatıralarda yaşamaya başlamasını kabullenemedi yaşlı kadın. Geoff’e kırgın olduğuna da inanmıyorum. Kalan kısa ömrü boyunca en büyük korkusunu, yani kararsızlığı yaşayacağını bilerek; öte yandan ne yapacağını bilmeden bakıyor Kate son sahnede.

Andrew Haigh, iyi bir hikaye anlatıcı. Weekend’de iki erkeği kullanarak, uzun diyaloglar kurgulayarak eşcinsel sineması üzerine asla unutulmayacak bir başyapıta imza atmıştı. 45 Years’ta da aynı metodolojiyi kullanıyor yönetmen. Kate ve Geoff dışındaki karakterlerle çok kısıtlı bir birlikteliğimiz oluyor. Filmin neredeyse bütünü, çift arasında geçen diyaloglar üzerine kurulu. Bu diyaloglar gelişigüzel gibi gözükse de aslında değil. Hepsi, bir şekilde Katya meselesinin çıkmazıyla sonlanıyor. Kate, bir zaman sonra kendi öz iradesiyle konuşmaları Katya hakkında daha fazla şey öğrenmek için şekillendiriyor. Aslında gittikçe artan bu tansiyon, ne güzeldir ki hiçbir zaman bir patlama noktasına erişmiyor. Haigh’in Weekend’de de tercih ettiği bu yöntem, onun sinemasının naif bir imzası olacağa benziyor. Diyalogların uzun uzadıya devam etmesi, traselerinin hiçbir zaman yön değiştirmemesi 45 Years’ın gerçekçi anlatımının da en önemli dayanağı.

Charlotte Rampling’in -ciddi anlamda- Oscar’lık performansı ve Haigh’in hayranlık uyandırıcı yönetmenlik becerileriyle 45 Years, asla atlanmaması gereken bir eser. Mike Leigh’in Another Year‘ında yakaladığı (İngiliz kokulu) zaman tüneli ile Richard Linklater’ın Before serisindeki diyalog zenginliğinden ortaya karışık bir lezzet yaratmaya kalksanız, 45 Years’tan daha iyisini elde edemezsiniz.

Diğer yazıları Burak Hazine

Pixar vs. Star Trek

Daha önce Marvel’in kahramanlarının Pixar versiyonlarını yayınlamıştım. Şimdi sırada bilim kurgu sevenlerin...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir