Aşk Olsun (2015)

Son dönemde mantar gibi çoğalarak artan yerli film furyası öyle bir hal aldı ki, her gece insanların televizyonlarda izlediği diziler artık sinema salonlarında boy gösteriyor. İnsanları ‘düşünce yoksunu bireylere’ çevirip ekrana kilitleyen, topu topu 15 sayfayı geçmeyen senaryolarla insanların beynini zehirleyen bu saçma konular toplumun belleğine yerleşince, artık yerli filmlerde de aynı tadı arar oldu seyirci. Televizyon kültüründen koparak sinemaya gelenler için anlatılan konunun özünde ‘mükemmeliyet’ olması gerekmiyor. Basit, sıradan, gereksiz bir aşk konusunu az biraz süsleyip ‘sıra dışı’ reklamlarla seyirciye sunmanız yeterli. Hani sinemayı akım olarak ele alıp, sanatsal estetik aramak boş uğraş. Eğer elinizde popüler kültürden gelen hafif seksi bir kadın ve de yakışıklı bir erkek varsa oooohhhh ne güzel bir film çıkar ortaya. ‘Kış Uykusu’ ya da ‘festival filmleri(!)’ de neymiş canım? Ne gerek var öyle derinlemesine konularla, muhteşem görüntü kaliteleriyle film çekmeye? Nasıl olsa gişeden elde edilecek gelir önemli değil mi?! Gişeniz sağlamsa kasanız sağlam demektir. Ne de olsa her şey para, değil mi?

Giriş bölümündeki cümlelerin devamı niteliğinde sinema salonlarını süsleyen romantik yerli yapımlar televizyon kültüründeki romantizmle(!) birleşince fevkin fevki tadında seyir zevki ortaya çıkıyor(!). Aşk Olsun işte bunlardan bir tanesi. Amerikan toplumundan devşirme ‘aşk doktoru’ gibi ne anlama geldiği belli olmayan meslek kültürünün hayat öyküsünü seyirciyle paylaşan film, konusundan karakterlerine varana dek her açıdan kusurlu. Ortada ‘romantizm’ adına aradığınız hiçbir şeyi bulmamakla beraber, Ozan (İlker Aksum) adlı karakterin kadınlara verdiği aşk tavsiyeleri liseli kızların duygularına tercüman olmaktan öteye geçmiyor. Neslihan Yıldız Alak ile Murat Serezli ikilisinin yönetmen koltuğuna oturduğu Aşk Olsun’da Sedef Avcı, İlker Aksum, Selen Seyven, Kenan Ece, Betül Arım ana rollerde karşımıza geçiyor.

aşk olsun sinematopya

Efendim konumuz epeyce basit. Ozan müşterilerine ‘aşk doktoru’ unvanıyla tavsiyeler vermekte, bu tavsiyeleri alan kadınlar ilişkilerini düzenlemeye çalışmakta, tüm bunların sonucunda herkes kendi hayatının değerinin farkına varmakta; yani uzun lafın kısası Ozan’a gelip ‘aşk’ tavsiyesi alan Ceyda, yeni ayrıldığı sevgilisi Caner ile barışmak istemektedir. Caner ise Ceyda’yı unutmak adına yeni bir ilişkiye yelken açar. Tüm bunların yanında aşk doktorumuz Pınar adlı bir kadına kalbini kaptırır ve ortada sevgilileri barıştırmak için oluşturulan plan altüst olur. Eşref Dinçer’e ait olan senaryo televizyon kültürünün oluşturduğu dizi konularının bir adım önünde olsa da, sinema kültürünün yanına dahi yaklaşamayacak düzeyde sıradan olayları içinde propecia pills barındırıyor.

İlker Aksum’un tiyatrodan gelen doğal rol yeteneği Ozan karakterini diğer karakterlerden farklı gösterirken, filmdeki tek olumlu durumun Aksum’un oyunculuğu olduğu gerçeğini görüyoruz. Ozan’ın çapkın, kadın ruhundan anlayan zeki karakterini durdurmak adına ortaya çıkan Pınar’da Sedef Avcı hiçbir şey ortaya koymadan rolünü tamamlamış. Sadece karaktere özel yazılan ‘kıvrak zoloft and weight loss zeka’ olgusunu olaylar yaşandıkça bizler oturduğumuz yerden rahatlıkla algılıyoruz. Yani oyuncu rolünün anlamamasından kaynaklı bize hiçbir ipucu vermiyor. Olay akıp geçerken sadece olana şaşırmaktan öteye geçemedik. Oyuncunun rolüne doğru yaklaşım online Isoniazid göstermemesi büyük sorun. Kenan Ece (Caner) ile Selen Seyven (Ceyda) işte ortaya karışık aşk öyküsünün komedi unsurlarını tamamlayan isimler olmuş.

Filmde reji anlamında will accutane help acne scars farklı bir olay göremedim. Yani film sıradan romantik unsurları bizlere ‘temcit pilavı’ tadında sunmuş. Karakterleri oynayan oyuncuların popüler kültürle bir yerde kesişmesi sayesinde filmin gişe yapma olasılığı var. Bunun dışında konuyla ilgili artı cümleler kullanmam çok güç. Dizi çeker gibi film çekmek ‘sinema filmi’ yapma gerçeğiyle örtüşmüyor. Yerli film furyasının böyle konularla ilerlemesi sinema kültürümüze ciddi anlamda, telafisi olmayan zararlar vermekte. Nereye kadar böyle konularla ilerleyeceğiz, gerçekten merak içindeyim!

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Manifesto: Sanatın Tanrıçası Cate Blanchett

Alman Sanatçı Julian Rosefeldt’in video art enstalasyonundan uzun metrajlı bir filme dönüştürülmüş...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir