Emekçi ve Devrimci Kadınlara: Eksik

Kimi faşistler Barış Atay’ı bir paylaşımından ötürü kendilerinin nitelikleriyle suçladığı için hatırlar, kimileri ise onu tüm emekçi ve devrimci kadınlara armağan ettiği Eksik ile hatırlayacak. Oyuncu Barış Atay’ın ilk yönetmenlik denemesi olan Eksik, ilk olarak 34. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale Ulusal Yarışma bölümünde kendini gösterdi. Festivalin ritüeli midir, yoksa gerçekten de bu milletin o dönemden çok çektiğinden midir bilinmez (farkındayım, siz de biliyorsunuz); festival programında her sene darbe dönemiyle uzaktan yakından ilişkisi olan bir film yer alır. Güzel olan şu ki, sinemacılar bu konuda gün geçtikçe daha kendilerine has, daha dikkat çekici işler yapmaya başladı. Geçtiğimiz sene Levent Semerci imzasını taşıyan Ayhan Hanım‘ı seyrederken duyduğum heyecanı, bu sene Eksik’i seyrederken yaşadım.

Eksik, açılış sekansındaki merak uyandıran atmosferi ve dikkat çekici kamera kullanımı ile seyirciyi ilk anlarda kendine bağlamayı başarıyor. Üç adamla birlikte, koşar adımlarla dar sokakları kat ederken aslında neyden kaçtığımızı, acelemizin sebebini de çok iyi biliyoruz. Askeri cunta döneminde yeni doğum yapmış bir kadın, dört yaşlarındaki oğlundan koparılarak babasının evine gönderiliyor. Onu gönderen kayın pederi, televizyon karşısında Kenan Evren’in 1982’de yaptığı konuşmasını dinlerken bir anda 2012’ye geliyoruz. Aynı koltukta bu sefer daha genç bir erkek oturuyor, televizyondan gelen ses ise adını artık ağzımıza almaya pek de hevesli olmadığımız birinin sesi. Aradan otuz yıl geçmiş fakat değişen bir şey olmadığını göstermenin en kısa yolunu tercih etmiş yönetmen Barış Atay; aynı zamanda Türker (ya da Deniz) karakterine bürünmüş halde Yeni Türkiye’nin sözde liderine kulak kabartırken.

eksik sinematopya 2

Onu yetiştiren büyükannesi ve büyükbabası seneler önce vefat eden Deniz, Adana’ya, annesini ziyaret etmeye karar verir. Evden içeri girdiğinde, doğuştan engelli kardeşiyle ilk kez göz göze geldiğine tanıklık ettiğimizde anlarız ki otuz yıldır o evden içeri adımını atmamıştır. Deniz bilmiyordur; ne kardeşinin engelli olma sebebini, ne annesinin neden onu bırakmak zorunda kaldığını. Aslında Deniz’in bilmediği çok şey var. Ecnebiler der ya, literally diye; tam da o haliyle bir şey bilmiyordur. Bir baltaya sap olamamıştır Deniz. Alkolik denebilecek kadar çok içer, Adana’ya gelmeden önce bir fabrikanın gece bekçiliğini yapıyordur. Hayatta hiçbir şey elde edemediği her halinden bellidir. Biraz bunun ezikliği ile yaşarken, öte yandan onu bırakan annesini ve ona daha iyi bir gelecek sunmak adına kendi hayatından vazgeçen babasını suçlar. Aslında bu suçlama biraz onun cehaletinden, biraz da aile sevgisi ve şefkatinden uzak kalmasından kaynaklanmakta. En amiyane tabir ile psikolojik olarak haklı, düşünce yapısı olarak haksız olduğunu söylemek mümkün. Onu ailesinden uzak düşüren, anasız babasız büyüten, emekli albay olan dedesi tarafından asker gibi yetiştirilmesine sebep olan devrimi suçlar. Fakat ne tuhaf ki, o Devrim’e muhtaç kalır, Devrim de ona.

Bir ilk film olmasına rağmen Eksik‘in, yapısal olarak ismini çağrıştırdığını pek söyleyemeyeceğim. Dilek gibi bu film için hayli itici ve gereksiz duran bir karakteri saymazsak, Barış Atay’ın iyi bir oyuncu yönetimine imza attığını belirtmek gerek. Kalabalık bir kadrosu olmasa da, kendisi ufak fakat söyleyecek şeyi çok olan bir film için hayli mütevazı bir performanslar silsilesi izliyoruz. Öte yandan bazı diyaloglar rahatsız edici derecede yapay yazılmış olsa da senaryonun iyi bir hikaye kurgusuna sahip olduğunu söylemeliyim. Belki Atay, senaryoyu bizzat kendisi yazmış olsaydı ortaya çok daha farklı, belki çok daha beğenilecek bir iş çıkardı diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Popüler festival filmleri ile adını duyuran Ali Aga’nın montaj işinin de hakkını vermek gerek. Belki biraz iddialı gelecek fakat Kubrick‘in 2001: A Space Odyssey‘inde kemik-uzay aracı geçişinde duyduğum heyecanın aynısını, Aga’nın 1982-2012 geçişinde yaşadığımın altını çizmeliyim. Filmin, bu kurgu oyunuyla, daha erken kısımlarında çıtayı bir anda bu denli yükseğe çekmesinin sonrasında, özellikle finale yaklaşırken karşılaştığımız düşük tempo dolayısıyla biraz olsun hayal kırıklığı yaşamama sebep oldu. Final için de kafamda küçük soru işaretleri kaldı açıkçası fakat açık açık sormak da kolay değil: Devrim yok olmaya mahkum muydu? Ve Devrim, fedakarlık mıdır her zaman?

Her neyse. Kimi faşistler Barış Atay’ı bir paylaşımından ötürü kendilerinin nitelikleriyle suçladığı için hatırlar, kimileri ise onu tüm emekçi ve devrimci kadınlara armağan ettiği Eksik ile hatırlayacak.

Diğer yazıları Burak Hazine

A Field In England (2013) Büyülü Tarla

Televizyonda ve sinema sektöründe yönetmen sıfatıyla adını çok kısa süredir döndüren Ben...
Devamı

6 Comments

  • İFF programında galası 14 Nisan’da olacak bir film için daha 6 Nisan’dan Ulusal Yarışma bölümünde kendini gösterdi demeniz enteresan olmuş. İkinci olarak Deniz Adana’ya değil Antakya’ya geliyor annesini görmeye. Ve maalesef ki senaryo zaafları yüzünde epey zayıf bir film bence Eksik.

    • Scope sağ olsun festival ekibi bu filmleri haftalar öncesinden seyretmemize izin vermişken pek de “enteresan” değil. Ben Adana diye hatırlıyorum, zaten tek bir yerde bahsi geçiyor. Onu da yanlış duymuş olabilirim, emin değilim.

  • Ben de scope’dan izledim. “34. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale Ulusal Yarışma bölümünde kendini gösterdi.” diye bir cümle kurmuş olman “enteresan” diyorum. Ulusal Yarışma bölümünde kendini 14 Nisan’da gösterecek. Arkadaş sohbetinde olur da, web yazısında bu şekilde söylemen yanlış oluyor. Daha açık izah edebilmişimdir umarım.

    • Ne zamandan beri doğruyu yanlışı birbirimize öğretir olduk, bilmiyorum. Bu film, program açıklandığı an yarışma bölümünde kendini göstermiş oldu. Nasıl yorumladığınızı bir önceki yorumda da anladım fakat kendi kastımı anlatmak için de size bir şans tanımıştım. Scope’tan seyrettiyseniz neci olduğunuz belli, bu durumda şu inatçı ve muhafazakar bakış açınızı bir kenara koyup her detayda hata aramayı bırakın. Bu film ulusal yarışmada kendini gösterdi, kimse “vizyona girdi, görücüye çıktı” gibi tabirler de kullanmadığına göre sıkıntı yok.

  • neci olduğum belli mi? ne kastettiğini anlamıyorum ama her neyse. seninle bu tartışmayı daha fazla sürdürmek niyetinde değilim burak. ortada bu kadar sinirlenecek bir şey olduğunu da sanmıyorum. hatalı bir tabir kullandığını söyledim o kadar. detayına girsem girerim ama gerek duymuyorum bu saatten sonra. bunun muhafazakarlıkla falan bir ilgisi yok. sana türkçe öğretmek gibi bir derdim yok. zaten senin de kabul etmek gibi bir niyetin yok. küçük bir eleştiriye dahi saldırganca bir tavır takınmamanı öneririm sadece. hoşça kal.

    • Kabul etmek filan diyorsun hala. Ortada kabul edecek bir şey olsa amenna, bir hata olmadığını açıkladım önceki cevabımda. Zaten devam ettirilecek bir şey de yok, yapmam gereken açıklamayı yaptım. Muhafazakar derken de “sinema yazarı” kisvesi altında toplaşan kişilerin yaptıkları işle tezat oluşturacak şekilde kendi çizgilerini genel geçer kurallar olarak görmeye meyillerinden bahsettim. Kullandığım tabirin teorikte ve pratikte bir hata teşkil etmediği dil bilen herkesin fark edebileceği bir şey. Saldırganlık da değil bu, bir iddiaya karşılık vermek. Sadece alışılmışın aksine ben yazdığım şey tatlı gözüksün diye çabalamam. Alışkın değilsiniz belli ki.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir