Macera Sürüyor! Avengers: Age Of Ultron

Her şey 2008 yılındaki Iron Man filmiyle başladı aslında. Marvel Studios gizliden gizliye bir bir serinin zeminini hazırlıyordu. Ardından sırasıyla The Incredible Hulk, Thor ve Captain America filmleri geldi. Sonunda da bütün bu isimleri ve daha fazlasını bir araya getiren Avengers bombası beyazperdeye düştü. Fakat bununla da kalmadı, her karakterinin hem kendinin hem de Avengers’ın hikâyesine devam etti, hala da etmekte… Marvel serilerinin vizyona giren son filmi Avengers: Age Of Ultron yine Iron-Man, Hulk, Thor, Captain America, Black Widow ve Hawkeye dolu bir aksiyon. Fakat bir önceki filmden biraz farklı olarak film Captain America: Winter Soldier’ın devamı niteliğinde, hani ilk filmin sonuyla olan ilişkisi belirsiz. Yani filme gitmeden önce Winter Soldierı kesinlikle izlemek gerekli.

Filmden genel olarak bahsetmek gerekirse senaristi ve yönetmeni Joss Whedon’ın adını biraz kötü anmak zorunda hissediyor insan. Filmin senaryosuna ilişkin birçok belirsiz soru işareti ve karmaşıklık var. Film oyunculuk yönünden ilk filmle aynı denebilir, herkes üzerine düşen görevi fazlasını vermeyerek yerine getiriyor. Tabi bunda birçok başrolün bir filme sığdırılamayacak olduğu gerçeği de etkili, o ayrı bir konu. Ama filmin beklentileri karşıladığı –ki zaten filmin vaadi de bu yönde- tek alan görsel efektler ve sahne arkası ekibin gerçekleştirdiği diğer bütün işler. Film her ne kadar teknolojik beklentiyi kendi içindeki unsurlarla çok üst seviyelere çıkarıyor da olsa, bu görselleri sunumuyla da insanı içine çekiyor.

Avengers: Age of Ultron‘un üzerine özellikle konuşulmaya gerek konular içerdiğini söylemek pek de doğru olmaz. Ama yine de bahsedilmesi gereken ya da bahsedilse hiç de fena olmayacak birkaç mevzu da yok değil. Öncelikli olarak bilimkurguların, özellikle bu gibi çizgi roman uyarlaması süper kahraman filmlerinin baş belası olan senaryodan bahsetmek istiyorum. Kabul etmek gerekir ki binlerce sayfalık, birbirinin devamı olan onlarca ilintili olayı 2 saate sığdırmak sanıldığından da zor bir iş. Buna bir çözüm olarak yaratılan farklı seriler bile yeterli olmayabilir -ki görüldüğü/görüleceği üzere de olmuyor. Tabi ki Marvel Studios köklü bir kurum ve olabilecek her türlü hatayı, belirsizliği, yanlış anlaşılmayı en aza indirmek için elinden geleni yapacaktır. Hatta inanıyorum ki Stan Lee yalnızca her filmde kendini göstermekle kalmıyor, yeri geldiğinde senaryoya hatta kameraya bile müdahale ediyordur. Ancak yine de bu serileri farklı farklı senaristlerin –birbirleri ile irtibat halinde bile olsa- oluşturması kopukluklar yaratıyor. Avengers serisi her ne kadar Joss Whedon kontrolünde olsa da bu seriler birbirini sürekli olarak etkiliyor ve birbirinden farklı birkaç senaryonun yakın zamanlarda yazılıyor oluşu da zorunlu değişikliklere sebep oluyor (Yazının sonunda değineceğim).

avengers age of ultron sinematopya 1

Bahsedilmesi gereken bir başka konu da filmdeki fiziksel aksiyonla alakalı. Açıkça söylemek gerekirse birinci filmdekinden farklı pek bir hareket göremedim ve bu anlamda filmin benim için yetersiz kaldığını söylemeliyim. Bir tek Captain America ve Thor’un birlikte yaptığı bir iki hareket var, onun dışında dövüş sahnelerinde aman aman denebilecek hiçbir yenilik yok. Teknoloji, efekt ve çekim tekniklerinin katkılarını bu gözlemde tabi ki dışarıda bırakıyorum. Yoksa Tony Stark gibi bir teknoloji dehası varken yenilik beklememek aptallık olur. Ama dediğim gibi insan özellikle de Hulk’tan daha fazlasını bekliyor, hele ki benim gibi Edward Norton’ın The Incredible Hulk’ına hayran kalmış birisi için Avengers: Age of Ultron‘daki Hulk tam bir hayal kırıklığı.

Son olarak film içinde fazla hızlı gelişen olaylar dizisine değinmek gerekiyor, fakat fazla sayıda sürpriz bozan içereceğinden dolayı bu konudan yazının sonlarında bahsetmek istiyorum. Ama en azından bu bir uyarı olsun, olayların hızına takılmayın pek.

Sonuç olarak Avengers: Age Of Ultron belki Marvel’ın çizgi dünyası hayranları için değil de aksiyon ve efekt severler için bu sezon izlenebilecek filmlerin başında geliyor. Ama daha önce de belirttiğim gibi filmin tam anlamıyla zevk verdiği tek alan bu ve bunu da harika yapıyor, yoksa internetten indirilse megabaytlara değmeyecek, harddiskin yalnızca hafızasını doldurmaya çalışacak bir deneme. Kısacası kırk yılın başı, şu Imax’in hakkını fazlasıyla veren bir filmi izleme fırsatını yakalamışken paraya biraz kıymak gerekiyor. (Merak etmeyin, verilen paranın hakkını veriyor.) Önemli not, geçen filmin en sonunda (credits’in de sonunda) komik bir sahne vardı (Thanos’un göründüğü sahneyi demiyorum). Aynısı bu filmde beklemeyin, filmin en en en en sonunda hiçbir olay yok, biz boşuna bekledik.

*Yazının devamı filmi sürpriz bozanlar içermektedir, bilgilerinize.

Filmin senaryosundaki bozukluklara ve bunun olaylara olan etkisine geri dönecek olursak, öncelikle ne olup bittiğini anlamak gerekiyor. Hani ne ara Avengers birleşti de HYDRA’nın gizli karargâhını bulup saldırdı, insan anlayamıyor. Film kısacası fazla hızlı başlıyor. Hadi tamam onu geçtim, bir şekilde bulup saldırıya geçtiler ama yine de insan nasıl olur da Jarvis gibi bir “hacker” varken, karargahın kalkanını kaldırmak için hack değil de füze yolunu tercih eder? Bütün bunları bir kenara bırakıp filmin asıl konusuna, Ultron’a gelmek gerekiyor sanırım. Resmen Jarvis’in Winter Soldier filminde Nick Fury’nin izlediği “ölü taklidi” uyguladığını görüyoruz ki bana kalırsa bu durum içler acısı bir yama. Yani buradaki ironiyi anlamak mümkün değil. Tony Stark’ın %100 olmasa da Jarvisle yapay zeka hayalini gerçekleştirmeye fazlasıyla yaklaştığını görebiliyoruz çünkü Jarvis’in hamlesi programlanabilecek bir hamle olsa Tony “ölmediğini” anlardı. Ama bütün bunların yanında sanki sıfırdan yaratırmış gibi yapay zeka üzerine deneyler yapıyor. Yani sıfırdan yaratmak yerine kendi çalışmasını geliştirse, en başından itibaren, daha mantıklı olmaz mıydı? Hem ne olduğunu bildiğini hem de güvenebileceği bir çalışma olurdu. Devam edelim, madem Jarvis Ultron’u yenebilecek niteliklerde, neden en başında yenmeye çalışmadı? Yani filmin başlarından itibaren bir saçmalıklar dizgisi almış başını gidiyor. Ardından gelişen olaylarda ikizlerin ekibe katılışı da ayrı bir saçmalık ki ona hiç değinmek istemiyorum; çünkü aklım gerçekten almıyor.

Filmin Captain America olan ilişkisine dönmek istiyorum çünkü Age Of Ultron’dan hemen bir gün önce izlediğim için aradaki ilişkileri kurmak daha rahat oldu. Öncelikle ikizlerle başlamak gerekli zira Captain America’nın bitişi bu yöndeydi. Hani ikizlerin HYDRA’ya bağlı olduğunu tahmin etmek pek zor değildi, sonuç olarak HYDRA’nın uzantılarının devam ettiği belirtiliyordu. Ama bir anda böylesi bir projeyle Avengers sonunun birleştirilmesi pek de akıl alır değil. Sonuçta şöyle de bir gerçek var ki HYDRA’nın varlığı açığa çıkmış ve yok etmek için çalışmalar başlamışken ve olabildiğince gizli çalışmak gerekirken neden bir anda böylesi bir birleşim ve büyümeye gidilsin ki bir karargahta? Yani açıkçası benim için zorlama. Hani hem Ultron aradan çıksın hem de şu ikizler meselesini bir an önce halledelim der gibi. Dürüst olayım, bana kalırsa Marvel artık bu HYDRA’yı aradan çıkarıp başka bir yönde ilerleyecek gibi. Bu bağlamda da zaten S.H.I.E.L.D.’ı olmayan Nick Fury’nin devamlılığıyla ilgili olarak bir tek Captain America ve Iron-Man yardımcı olabilir gibi görünüyordu ki Robert Downey Jr.’ın (haklı olarak) daha fazla Tony Stark olmak istemediğini belirtmesiyle tüm yük Captain’a yüklenmiş oldu. (Fakat Marvel’ın yeni projeleri Fury’le ilgili olarak en azından bir süreliğine bir çözüm oluşturacak gibi.)

avengers age of ultron sinematopya 2

Devam edelim, filmin belki de en can alıcı kısımlarından biri Natasha ve Banner arasındaki ilişki. Hani insan anlamakta gerçekten güçlük çekiyor, madem Natasha sürekli olarak Captain’ın yanındaydı (Winter Soldier), nasıl oldu da bu ikisi yakınlaşabildi? Ki filmin geri kalanında da bu ilişki karmaşık bir şekilde sürdürülüyor. Hazır değinmişken bu ilişkinin filmdeki rolünden de bahset gerekli sanırım. İlk olarak bu ilişki Hulk karakterinin filmdeki varlığını gerekçelendirmekte kullanılıyor. Hani bu ilişki olmasa sanki zaten Banner çoktan gidecekmiş gibi. İkinci olarak da Marvel diğer karakterlerin aksine –Hawkeye tabi ki istisna- hikayesi olmamasına rağmen birçok seride rol sahibi olarak bir karakter ve artık izleyiciye Black Widow hikayesini anlatmanın zamanı gelmiş olmalı ki bu ilişkideki sorunlar üzerinden onun hikayesine değiniliyor. Kısacası bu ilişki Widow’un yerini sağlamlaştırma, Banner’ın ise filmde kalmasına bir bahane bulmaktan başka bir şey değil. Özellikle de Hulk ve Banner’ın Betty Ross aşkının unutulmuş olması da bana kalırsa büyük bir eksiklik.

Hawkeye’dan bahsetmek gerekirse ilk filmdeki yetersizliğinin ardından onu ekibin değerli bir parçası olarak gösterebilmek için ailesi ortaya atılıyor. Herkesin imrendiği mutlu bir hayatı olan aile babası Hawkeye’ın yanına eklenen birkaç küçük esprili ve/veya öğretici sahne de izleyicide “Aaa, bu Hawkeye da ne önemli karaktermiş, değerini hiç bilememişiz” algısı oluşturma amacı taşıyor, o kadar.

Thor’un filmdeki yerinden özellikle bahsetmek istiyorum. Kendisi bir an kayboluyor, ne olduğunu kimsenin anlayamadığı bir şekilde cevaplar bulup geliyor. Bu cevapları aldığını iddia ettiği su birikintisine gidişiyle ilgili olarak da neden yanında profesörü götürdüğünü gerçekten anlamak mümkün değil. Ve ilk filmdeki etkinliğinin aksine bu filmde bana kalırsa etkisiz bir karakter, hani daha iyi kullanılabilirdi. Vision için de benzer yorumları yapmak mümkün, zira ekipteki en güçlü karakter olarak bir gidiyor bir geliyor ama ortalıkta pek de görünmüyor. Sanki bu noktalarda birkaç sıkıntı var.

Son olarak, filmin sonunda Thanos yeniden gözüküyor ve sanırım bir sonraki Thor filmiyle de birlikte Avengers 3 bu konuya artık değinecek gibi.

Diğer yazıları Sinematopya

Ulusal Film Eleştirmenleri Derneği 2016’ın En İyilerini Seçti

Ulusal Film Eleştirmenleri Derneği, Altın Küre Ödüllerine saatler kala 2016’ın en iyi...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir