34. İstanbul Film Festivali

Published on Nisan 4th, 2015 | by Burak Hazine

0

Tanrı ve Meczup: Lucifer (Şeytan)

Share Button

Latince’de ışık anlamına gelen lux ve getirmek anlamındaki ferre sözcüklerinden türeyen Lucifer, tinsel ifadeyle şeytanın isimlerinden biri olsa da aynı zamanda ışık getiren, ışık taşıyan anlamını da taşımakta. Işık ise bilginin, ilmin ve aklın simgesidir. Yaratıcının cennetinden kovulmadan önce oranın baş meleğiyken O’na ihanet edip şimdilerde bildiğimiz adıyla şeytan halini almıştır Lucifer. Tabii bunlar, Hristiyan inancına göre olanlar. Mitolojide ise Lucifer’ın bir kötülüğü yoktur; o sabah yıldızıdır ve gök ile birlikte olarak her sabah havanın aydınlanmasını sağlar. Işığın kaynağıdır yani.

Heyecan verici yönetmen Gust Van Den Berghe, bu üçüncü uzun metraj filminde Lucifer fenomenini, Hristiyan öğretilerinden ve kaynaklarından yola çıkarak ele alıyor. Tondoskop ismi verilen bir teknikle, basitçe merceğin iki boyutlu görüntüsüne düşen ışınların perdedeki dairesel yansımasını kullanarak çektiği bu son yapıtı, pek çok yönüyle sinemanın ne kadar heyecan uyandırıcı bir sanat olduğunu bir kez daha önümüze koyuyor. Cennet, Günah ve Mucize isimlerini alan üç bölümden oluşan Lucifer, kendi halinde yaşayan ve inançlı bir halka ev sahipliği yapan küçük bir köye gelen yabancının topluluk üzerinde bıraktığı etkiyi işliyor. İşlerini yapmamak için dört senedir ayaklarının tutmadığı numarasını yapan Emanuel, bu yabancının durumu fark etmesi üzerine bir anda ayaklanıyor. Bu mucizeye tanıklık eden kız kardeşi Lupita ve yaşlı kadının torunu Maria da megafon ile tüm köye gökten bir meleğin indiği müjdesini veriyor. Şenlikler başlıyor, yakınlaşmalar oluyor. Fakat her şey, yabancının bir anda ortadan kaybolmasıyla farklı bir hal alıyor.

lucifer sinematopya 1

Berghe’nin filmini farklı açılardan okumaya almak gerek. Son bir dakikası hariç dairesel görüntü ile Lucifer’i kotaran yönetmenin bu format ile çok şeyi amaçladığının altını çizmeliyiz. Misal görüntünün bu eğri yapısının, kendince yeni bir altın oran oluşturduğunu fark etmemiz için uğraşmamız gerekmiyor; hemen hemen filmin her saniyesinde bu oranı yakalıyor yönetmen. Yine geçen sene Kanadalı sinemacı Xavier Dolan’ın karakter odaklı çektiği Mommy’de yoğunluğu yakalayabilmek adına 1:1 oranda kullandığı tekniğe benzer bir yaklaşım sergiliyor Berghe. Zira bu yöntem ile yalnızca seyircinin görmesini istediği kısma odaklanıyor. Bir yandan da filmin okunacak diğer açılarından birine gönderme yapıyor aslında.

Hiç şüphe yok ki Lucifer’da Berghe, Tanrı ve din olgularını fazlasıyla tiye alıyor. Daha ilk dakikalarda köy halkının göğe yükselen (ya da gökten inen) bir merdiveni görmek için işlerini bıraktıklarını, bu mucize karşısında şaşkınlık içinde kaldıklarını görüyoruz. Yönetmen, kalabalığın baktığı yere kamerasını çevirdiğinde ise bulutlardan başka bir şey çıkmıyor karşımıza. Bu topluluk, inanıyor. İnanmaktan da öte, yaşıyorlar. Merdiven fenomeniyle başlayan cümbüş, yabancının köye gelişi ve getirdiği mucize ile devam ediyor, bir yandan da inşa edilen kilisenin tamamlandığı esnada tepesinde yazan neon yazıda kendini gösteriyor. Lakin şuna herkes hak verecektir ki; yönetmenin bu inanış safsatası ile dalga geçişinin zirvesi, Emanuel ile Tanrı’nın girdiği diyaloğun ta kendisi. Yaklaşık iki saat süren mistik müziği dahi bir komedi filmindeymişçesine bu diyaloğun yarısında kesip efekt veren Berghe, Tanrı’nın Emanuel’i cennetine kabul etme şekliyle de iddiasını biraz olsun kuvvetlendiriyor. İşin ilginç yanı, filmin en başında Emanuel’in bir yaratıcıya inanıp inanmadığı sorusuna verdiği kararsız cevabın ardından böyle bir sekans ile seyircinin başbaşa bırakılmış olması. Emanuel karakterinin o köydeki en inançsız birey olduğunu söyleyebiliriz zira yalnızca üç karakteri bir nebze olsun tanıma fırsatımız doğuyor. Öte yandan yaşlı adamın Tanrı ile karşı karşıya gelmesi, onunla konuşması, Tanrı’nın onu cennetine kabul etmesi de iki düşünce doğuruyor: Berghe, inanç mevzusunu o kadar tiye almış ki konuşturduğu yaratıcının bir meczup edasıyla dile gelmesini uygun görmüş ve köydeki en alakasız karakteri o meczupla muhatap edip, sorgusuz inananlara da çok güzel bir kazık atılacağı mesajını vermiş olabilir. O inananlar Tanrı’ya hiçbir şekilde ulaşamayacaklardır. Ulaşan diğerleri ise karşılarında bir delinin olduğunu göreceklerdir.

lucifer sinematopya 3

Dante’nin İlahi Komedya’sında şair, Cehennem, Araf ve Cennet’ten oluşan yolun bir kısmını akıl hocasıyla, kalanını ise sevdiği kadınla gider. Şair, ölümden sonrasını görmeye layık görülmüştür. Berghe’nin Lucifer’ı ise insanoğlunun bu dünyada yaşadığı cenneti, cehennemi ve arafı, Dante’ninkinden farklı bir sırada, inanç sistemine tezat oluşturacak bir yapıda işliyor. En nihayetinde yönetmenin, bu son filminde pek çok fenomene karşı çıkarak her yönüyle yenilikçi bir tasarım ortaya çıkardığını söylememiz gerekir. Sinema heyecan verici bir sanat; Lucifer ise bu sene içinde karşımıza çıkanlara baktığımızda şimdilik en estetik olanı.


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: info@sinematopya.com



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑