The Humbling (Dönüm Noktası)

Shakespeare “Bütün dünya bir sahnedir ve kadın erkek ancak birer oyuncu” diyor ve The Humbling (Dönüm Noktası) filminin hemen başında Al Pacino’dan duyuyoruz bu cümleleri. Yaşamının en az 50 yılını sinema ile tiyatroya adamış bir aktörden böylesi iddialı cümlelerle başlayan film, insanı Broadway’in yıllanmış tiyatro sahnesinin derinliklerine doğru yolculuğa çıkarırken, unutulmaz bir aktörün yaşamıyla ilgili akıl dolu ipuçları bırakıyor. Bruce Willis ve Cate Blanchett gibi oyuncularla çalışmalar sürdüren ABD’nin usta yönetmenlerinden Barry Levinson’ın yönetmen koltuğuna oturduğu yapımda yine deneyimli bir senarist Buck Henry karşımıza çıkıyor. Oyuncusundan filmin mutfağına kadar Hollywood’un birbirinden seçkin isimleriyle dolu The Humbling, Al Pacino’nun akıllarına kazınan muhteşem karakter performansıyla uzun süre hafızalarda yer edineceğe benziyor.

the humbling dönüm noktası sinematopya 1

IMDb’nin kullanıcıları tarafından 5.8 gibi anlaşılmaz bir puanlamaya maruz kalan yapımın konusunda, yetmişli yaşlarında artık kendi iç sesini dinlemek isteyen Simon Axler adlı aktörü izliyoruz. Hayatını New York ve Broadway’de daha çok tiyatroya adamış olan Simon, Hollywood’da da başarılı sinema filmlerine imza atmıştır. Bir gün Shakespeare oynamak için kuliste hazırlık yaparken yaşamının büyük kabuslarından birisini görür. Yıllarca sahnelerde ömrünü geçirmiş oyuncu için özeleştiri vakti gelmiş; hayatının geri kalanında kendisiyle ilgili yeni adımlar atması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sahnelerden uzaklaşan Simon, şehrin uzağında, bir zamanlar hayatını yaşadığı malikanesine gider; fakat burada da işler rayında gitmez. Hemingway’in intiharını zihninden atamayan oyuncu, menajerinden yardım isteyip tedavi olmak için akıl hastanesine yatış gerçekleştirir. Orada tanıştığı ilginç karakterler, doktorlarla kurduğu bağ tedavi sürecini hızlandırır ve yeniden doğa içindeki büyük evine döner. Bu dönüş Simon için yepyeni bir başlangıçtır; çünkü Pegeen Mike Stapleford adında kendisinden yaşça çok küçük lezbiyen hayranı ile duygusal yakınlaşmalar içine girer.

Al Pacino’dan ‘Oscar’lık Performans!

Al Pacino’nun ‘Simon Axler’ rolünde yakaladığı başarı, konunun temelinde yatan Shakespeare sözcüklerinden geliyor. Yıllarını tiyatroya ve sinemaya adamış olan Al Pacino ile filmde hayatını bu iki sanata adayan ‘Simon Axler’ aynı pota içinde eritilmiş. Usta oyuncu karakterinin duygusal girdaplarını yakalarken hiç zorlanmamış. Tabi burada yönetmene de pas atmamız lazım. Yakın çekim planları içinde, kendisinden küçük lezbiyen bir kızla yakınlaşma içine giren oyuncunun cinsel hayatındaki başarısızlıklarını, yetmiş yaşında yeniden yaşama tutunma macerasını psikolojik olarak doğru biçimde irdeliyor. Al Pacino’nun kendine has oyunculuğunu doğal bir seyir zevkiyle kamera önünde canlandırması, tadından yenmeyecek bir yemekten alınan ilk lokma lezzetinde! Aslında filmi Shakespeare’in ‘Kral Lear’ oyununa benzetebiliriz –ki senaryoyu yazan Buck Henry bunu açıkça bizlere göstermiş. Son sahnede istediği hayatı bulamayan Lear ölüme yelken açarken, sevgilisinin zorlamasıyla Kral Lear’i oynayan ‘Simon Axler’, kendisini acımasızca terk eden sevgilinin ardından hayatla barışık olma macerasının sonunu sahnede canlı canlı tüm seyirciye izletiyor. Al Pacino bu sahnede öylesine muhteşem bir performans ortaya koyuyor ki, akıllardan çıkmayacak ölüm sahnesi filmin de sonunu getirmiş.

the humbling dönüm noktası sinematopya 3

‘Pegeen Mike Stapleford’ rolüyle tel tel dökülen Greta Gerwig rolünü oynamıyor, adeta metni okuyor. Daha en başından bangır bangır bağırarak ‘Hey Simon ben senin hayatına giriyorum ama eninde sonunda seni terk edeceğim’ tarzı bir oyunculukla rolüne eğilen oyuncu, seyirciyi konu içinde sıktıkça sıkıyor. Hayatımızda hiç lezbiyen görmesek böylesi tehlikeli bir kadının ancak erkeklerin duygularıyla oynayıp onların parasını yiyen bir heteroseksüel olduğunu düşünebiliriz. Gerwig’in ayrılık sahnesindeki saçma bağırmalarına girmeyeceğim bile.

The Humbling (Dönüm Noktası) Al Pacino’nun beyazperdede bir kez daha devleştiği, muhteşem karakter analiziyle insanları yine kendisine hayran bıraktığı kaliteli bir film. Filmi izlerken bireysel trajedilerden yola çıkıp kendi hayatınızın açmazlarına doğru psikolojik yolculuğa çıkacaksınız.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Wonder (2017) – Mucize

Kendi romanından uyarladığı “The Perks of Being a Wallflower” filmi ile tanıdığımız...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir