Koro (2015) Boychoir

Başrolünde Hollywood’un muhteşem karakter oyuncularından Dustin Hoffman’ın yer aldığı Koro (Boychoir) zamanında ‘Ölü Ozanlar Derneği’ ile başlayıp, öğretmen öğrenci ilişkisinin boyut değiştirerek ilerlediği sıra dışı yapım olmayı başaran bir proje. François Girard’ın yönetmen koltuğuna oturduğu film, ‘dram’ özellikleri içinde barındırıp, modern dünyada günahsız biçimde dünyaya gelen bir çocuğun psikolojik gerilimlerini kendisine konu edinip, farklı yapısıyla sinemaseverleri etkilemeyi bilmiş. ‘Cirque Du Soleil’ ve ‘Kırmızı Keman’ filmleriyle dünya sinemasında dikkatleri üzerine çeken Girard, kendi çapında elde ettiği başarısını farklı lezzette tatlarla sürdürmüş. Yönetmen sinemasının derinliklerinde fazlaca gezinmeden, beyazperdeden bize yansıyan olay örgüsünü detaylı inceliyor. Geçmişindeki projelere bakarak yönetmenin aynı çizgide eserlerle karşımıza geçmesi beklenemez. Aile trajedisi yaşayan çocuğun üzerinden akıp giden Koro (Boychoir), ‘usta-çırak’ ilişkisi içinde beklentilerimizi sonuna dek karşılamış.

Konuda Stet, evli bir adamın yaşadığı ilişkiden dünyaya gelmiş, aile kavramını yaşayamamış, içinde biriktirdiği nefreti dış dünyaya aktarmaktan çekinmeyen bir karakter. Babasının gözden kaybolması için uğraşları sonucu kendisini yatılı müzik okulunda bulan genç çocuk, sinirli hareketleriyle girdiği ortamda uyum sorunu yaşamaya başlıyor. Boychoir korosuna katılan Stet’in hayatı onun yeteneklerini keşfeden Master Carvelle ile değişecektir. Sosyal uyum problemi içinde kendisine çıkış arayan asi karakterin ilacı hocasıyla kurduğu duygusal yakınlaşma olunca, filmin asıl olay örgüsü karşımıza geçer. Burada aile trajedilerinin yaşandığı olgular cereyan ederken, kendisini kanıtlama derdine düşen Stet tüm olan biten içinde yaşama karşı sistemli savunmalarını kırar. Özgür birey olma yolunda kendinden emin adımlar atan karakterin değişimi aile hayatındaki çıkmazlarını da unutturacaktır.

boychoir sinematopya 2

Dustin Hoffman yeteneklerini sergilemek isteyen çocuklara destek olan otoriter koro şefi Carvelle rolünde kendi içsel duygularını rolüyle bütünleştiriyor. Fransız-Kanadalı yönetmen François Girard ise klasik müzik öğretilerini filme yansıtıp Ripley senaryosunu yeterli düzeyde okunaklı hale dönüştürüyor. Filmin güzel, sık sık beklenmedik zorlayıcı koro düzenlemelerini göstermek için diyalogları eksik bırakan Girard, şarkıların ahenkli tınıları içinde, saflık oluşturan diyalog sahnelerini arka planda yankılayarak müziği kutsanan dinleme ögelerine doğru çekmiş. Yani sevgiyi kutsayan Hoffman, Carvelle’in Stet ile yakınlaşmasını ‘baba-oğul’ sevgisizliğinin simgesi haline getirmiş. Hoffman’ın performansı müziklerle süslü yalnız çocuğu olayların tam merkezine oturtuyor. Filmdeki melankolik hava genç bir çocuğun yalnızlık çeken sesini yüksek notlara kadar tırmandırıyor. Konunun işlenişindeki ‘öğretmen-öğrenci’ tahlili yönetmenin başarısının açık kanıtı. Kevin McHale ise tüm bu olan biten içinde rolünün agresif unsurlarını doğru yorumluyor. Hoffman’ın ustalığı, genç oyuncunun arzulu oyunculuğuyla buluşmuş.

Koro (Boychoir), François Girard’ı yönetmen olarak kendi düzleminden ayrıştırıp bambaşka kulvara doğru çekerken, Ben Ripley senaryosunda derinlemesine oluşturduğu ‘psikolojik çatışma’ unsurlarıyla yönetmenin başarısına mükemmel destek oluyor. ‘Ölü Ozanlar Derneği’ tadında sayamayız bu filmi. Müzikle yaşama başkaldıran sevgisiz bir insanın dönüm noktalarını yerinde analizlerle aktarmak çok zor uğraş. Tüm kadro elinden gelenin en iyisini layıkıyla yapmış.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Trendeki Kız – The Girl on the Train (2016)

İngiliz yazar Paula Hawkins’in 2015’te yazdığı ‘The Girl on the Train” romanı...
Devamı

1 Comment

  • Bi ben mi haz etmedim bu filmden. Mekan ve masrafı karşılayamayan bi konusu var, sonu tahmin edilebilir. Beklentim çok daha yüksekti, vasat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir