Tomorrowland: Spekülatif Kurgu, Birinci Sınıf Eser

Aktörler geniş anlamda onlarca kez hırçın ya da sevimli roller oynamış olabilir. Son yıllardaki ‘bilimkurgu’ alanında artış gösteren film sayılarını analiz ettiğimiz zaman ortaya çıkan tablo, rolleri oynayan oyuncuların şaşırtıcı şekilde simülatif kurgularla hareket eden karakter tanımlamalarında boğulduğu gerçeğini bizlere gösteriyor. Ki bu örneğimizin ete kemiğe bürünmüş halini ‘Jüpiter Yükseliyor’ filmine bakarak anlarız. Eddie Redmayne, Oscar kazandığı ‘The Theory of Everyting‘ (Her Şeyin Teorisi) filminde nasıl durağan oyunculuk algısı oluşturmuşsa, ‘bilim kurgu’ alanında da aynı algıyı devam ettirdi. Yarının Dünyası – Tomorrowland ise George Clooney’in kendi içsel saplantılarına dönüşen ‘sakin’ tipteki karakter yorumunun az biraz dirilişi olarak görülebilir. Brad Bird’ün ikinci canlı aksiyon filmini irdelerken ‘distopik’ olay zincirinin izlerine bakmakta yarar var. Sonuçta yönetmenin bundan önce yaptığı animasyon filmleri Hollywood camiasında epeyce ses getirmişti. Bird yumuşak geçiş yaparak kendi kabuğunu kırmanın peşine düşünce oturmuş Damon Lindelof ile Tomorrowland’i yazmış. Akılları fazlaca zorlayan konuyu enine boyuna masaya yatırmak seyirciyi emimin sıkacaktır; ama oyuncuların kurguya kattıklarına bakarak edilgen yapıyı irdeleyebiliriz.

İnanılmaz Aile ve Ratatuy filmelerinin yönetmeni bu sefer distopik öyküyle takipçilerini selamlıyor. Tomorrowland adlı uzay-zaman mekanından sıyrılmış yeri keşfeden Frank ve Casey, peşlerinden öyküyü epeyce sürükleyen iki isim. Casey bilime aşık ve meraklı genç birisidir, Frank Walker ise sıra dışı bir hayalperest. İki arkadaşın zaman yolculuğu merakları uğruna yaptıkları araçla gerçeğin arka planında görünen Tomorrowland adını verdikleri yere ulaşmaları konuyu başlatır. “Lost” yazarları ve yaratıcıları olan Damon Lindelof ve Brad Bird, rüyaların ötesine doğru seyirciyi sürüklerken yeni boyutlara ulaşan insanların maceralarını ‘yaşamı koruma’ duygusuyla birleştirip, fazlaca olay sululuğu oluşturan bir eser ortaya çıkarmışlar. Belli kalıpların dışına çıkmış robotlar, gökyüzüne yükselen inanılmaz kuleler, görsel hologramlar, uçan arabalarla süslü gökyüzü atmosferi yeni keşfedilen yerin çarpıcı estetik zarafetini oluşturur. Peki bu yeni bölgenin fazlaca uçuk masalımsı gösterimi etkileyici mi? İşte burası muallakta kalan bir durum. George Clooney’in oynadığı ve küçükken bilime meraklı çocuk Frank’ın icat ettiği, insanı uçurabilen sırt jetiyle 1964 New York Dünya Festivali görüntüleriyle başlayan film, düşünsel gerçekliği zorlayan birinci sınıf bir eser.

Disney's TOMORROWLAND..Casey (Britt Robertson) ..Ph: Film Frame..©Disney 2015

Lindelof & Bird & Jeff Jensen’in Tomorrowland adındaki hikayesinden uyarlanan filmle ilgili şunu söylemekte bir beis görmüyorum: Bu filmin bilim kurgu alanında yeni bir çığır açacağı kesin. Özellikle Walt Disney’in çizgi filmleri de dahil, hayal ötesi bilim kurgu yaratmaktaki usatlığını düşündüğümüzde Tomorrowland, herkesi içine çekebilen bir girdap oluşturmuş. ‘Casey’ rolüyle karşımıza geçen Britt Robertson, hızlı akan öykünün sessiz karakterlerini geri plana itip kendisini ön plana çıkarmış. İki saati geçen olaylar sırasında görüntü kalitesinin muhteşemliği karşısında kendisini büyülü atmosfere kaptıran seyirci, senaryonun yapaylığını pek önemsemiyor. George Clooney ise giriş cümlesinde yazdığımız gibi, karakterinin psikolojik ruh halini kavrayamadan yine kendi bilindik oyunculuğunun peşine düşmüş. İnsanın aklını oynatması gereken, inanılmazların gösterildiği görsel şölen içinde Frank, karşısına çıkanları öylesine doğal karşılıyor ki, insan buna gerçekten hayret ediyor.

Zamanın dönüşümsel kurguları, uzay-zaman algısının yeniden masaya yatırılışı, boyutlar arası geçişlerle paralel evrenlere ulaşma duygusu filmi ayrıcalıklı kılarken, dönüşüm içinde kazanım duygusunun peşine düşen Tomorrowland, dünyayı düzeltme derdine düşen Casey Newton karakterinin bir adım önde olduğu, Britt Robertson’un tek başına konuyu sırtladığı yapım olarak beyazperdedeki yerini aldı. Eğlence anlamında sizleri tatmin edecek olan film, harika görsel şölenleriyle distopik konusunun zayıflığını pek hissettirmiyor.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Doğanın Fotojenikliği İçinde Gerilim: Ölüm Ormanı

1999 yılında Blair Cadısı (The Blair Witch Project) ile sinemamızın tam merkezine...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir