Doğanın Fotojenikliği İçinde Gerilim: Ölüm Ormanı

1999 yılında Blair Cadısı (The Blair Witch Project) ile sinemamızın tam merkezine oturan ‘doğal hayat içinde gerilim üretme’ mantığı, 2015 yılında Kanadalı oyuncu Adam MacDonald’ın ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi Ölüm Ormanı (Backcountry) ile sürüyor. Bundan önceki yıllarda Tom Hanks’in bile denemekten çekinmediği bu tarz üretimler, macera tutkunu sinema izleyicisini bilindik tatların merkezine doğru sürüklerken, aslında var olan bir karmaşayı da gözler önüne sermiş. Gerilim üretimi anlamında ‘temcit pilavı’ tadı veren aynı tarz yapımlar yeni kuşak sinemada etkili bir heyecan yaratması normal, ama biraz daha sinemanın tozunu yutmuş bizler için cılız bir hevesten öteye gitmiyor. Sinemanın dönüp dolaşıp kendi eksininde mesafe katetmesi, üstüne üstelik filmin Kanada (Toronto) Film Festivali’nde ilk gösteriminden sonra eleştirmenlerden muhteşem övgüler alması, filmi seyredenler için fazlaca abartılmış bir hissiyat uyandırmış durumda.

Girişten anlaşılacağı gibi film bir çift sevgilinin kamp yapma macerasından kaynak alıyor. Uzun süredir birlikte olan Jenn ve Alex sakin bir gün yaşama adına ormanda kamp yapmaya giderler. Her şeyin muhteşem doğa görüntüleriyle ilerlediği zamanda karşılarına çıkan dağcı Brad, Alex’in huzurunu kaçırır; çünkü Jenn’in güzelliğine övgüler düzen Brad’in kuşkulu tavırları Alex için rahatsız edicidir. Sırf bir daha bu dağcı ile karşılaşmak istemeyen genç adam ormanda bilmedikleri bir yola girerek sevgilisiyle izini kaybettirmek ister. İşte bizim doğa üstü gerilim konumuz buradan sonra başlıyor. Bir ayının pençesinde, canavardan kaçan sevgililerin hayatta kalma mücadeleleri gerilimi tırmandırdıkça tırmandırıyor. Yeni bir gerilimden bahsetmiyoruz ama. Şimdiye dek sinemamızda denenmiş olan tüm sahneleri filmin içinde görerek ilerlediğimizden kaynaklı, konuya bakıp az sonra ne olacağını rahatlıkla kestirebiliyoruz.

ölüm ormanı sinematopya 2

Yönetmen Adam MacDonald, geçmişteki yönetmenlerin izinden giderek, karanlıkta yarattığı korku hissiyatını dar alanların içine sokarak bir nevi seyirciyi oturduğu koltukta kendi içine sıkıştırmak istemiş. Her ne kadar bunu yapmakta başarılı gibi gözükse de, bana kalırsa filmin en başarılı noktası muhteşem biçimde çekilen doğa görüntüleri ve kusursuz biçimde oluşturulan görüntü-ses efekti. Yönetmenin oyuncular üzerinde ‘jest-mimik’ anlamında oynama isteği konuyu belli noktalarda uçuruma sürüklüyor. Missy Peregrym ‘Jenn’ rolünde korkunun en abartılı noktasında yer almış, doğal güzelliğini filmin içine yansıtamamış. Yani panik olmakla durmaksızın çığlık atmak aynı şey olmamalı. Eric Balfour’un Brad’e katkısı ise olağanüstü. İlk karşılaşmadan olayların oluştuğu bölüme kadar gizemli ruh halini bırakmayan oyuncu, seyircinin de çoğu yerde ters köşeye yatmasına neden oluyor. Kötülüğün bu noktadan geleceğine inandığınız anda öylesine farklı olaylar gelişiyor ki, gerçekten perdeye bakıp şaşırıyorsunuz. Jeff Roop, Alex’in panik, koruyucu, heyecanlı yapısını yansıtmaktan yoksun kalmış. Ayrıca ölüm kalım savaşının verildiği sahnelerde insanın konuşma biçiminin değişmemesi çok anlamsız. İlk sahnelerde harita almayı reddeden ve de kendisine güvenen Alex her neyse, son sahnede korkudan ne halt edeceğini bilmeyen Alex yine aynı. Belli oranda değişim yaşamadan rolünü tamamlayan Jeff’in Missy Peregrym karşısında tel tel döküldüğünü belirtmeliyim.

Ölüm Ormanı (Backcountry), 2014 yılında Toronto Film Festivali’nde ilk kez seyircisiyle buluşmuş, bu buluşmadan sonra film övgü üzerine övgü almıştı. Filmin bütününe baktığımızda yönetmenin ilk uzun metraj filminde belli bir başarı ivmesi yakaladığını ama eskiden kalma demode konusuyla hayal kırıklığı oluşturduğunu belirtmeliyim. Bunların dışında doğanın fotojenik görüntüsünün sinemaya aktarımı dört dörtlük olmuş. Gerilim anlamında ‘ilk tat’ alacak seyirciyi kendisine hayran bırakan Ölüm Ormanı, macera tutkunu sinema kitlesi için pek olumlu bir film izlenimi vermiyor.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Kahraman Mı Vatan Haini Mi?: Snowden (2016)

2014 yılında Citizenfour filmi ile belgesel alanında Edward Snowden’ın hayatını beyazperdeye uyarlayan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir