Animasyon

Published on Haziran 2nd, 2015 | by Sinematopya

Mistik Bir Animasyon: When Marnie Was There

Share Button

Animasyon türündeki yapımların senarist ve yönetmenlere sağladığı en büyük artı kuşkusuz ki insanın doğası gereği sahip olduğu imkansızlıkları aşma fırsatı sunuyor olması. Öyle ki filmler, sinema sektöründeki gelişmelere, kamera ve çekim hilelerine karşın hala daha yeterince özgür değiller. İnsanın fiziksel imkansızlıkları ve yetersizlikleri, birçok açıdan senaristleri zorlarken, animasyon dünyası, yani çizgiler böylesi sınırlarla kısıtlanmamıştır. Kısacası bir animasyonda karakterler özgürdür.

Animasyon türünün en yeni örneklerinden olan When Marnie Was There, hayal gücünün sınırsızlığı ve hayatın gerçekleri arasındaki belirsiz bölgede kendine yer edinmiş bir yapım. Bunalımları olan genç bir kızın, tatilde tanıştığı gizemli arkadaşıyla başlayan iyileşme sürecini anlatan film ilk bakışta her ne kadar ergenliğin yarattığı sorunlar üzerine kurulmuş gibi görünse de aslında gençlik üzerinden genel anlamda kendini tanımayı, kendi varoluşunu keşfedip onu kabullenmeyi anlatıyor.

Filmin ilk anından itibaren içine kapanık bir kız olan, kendi tabiriyle de herkesin içinde olduğu çemberin dışında kalan Anna, doktorunun tavsiyesi üzerine koruyucu annesi tarafından astım krizlerinin nüksetmeyeceği bir yere, taşraya gönderilir. Şehir hayatından ve şehirdeki insanlardan haz etmeyen Anna, yanında kaldığı Bay ve Bayan Oiwa’nın sunduğu özgürlükten faydalanarak alışık olmadığı üzere kasabayı gezmeye karar verir. Gezintisi sırasında bataklık –ki bizim anladığımız anlamdaki çamur yığını değil– yanındaki köşkün varlığını keşfeder ve ona hayran kalır. Kimsesiz olan köşkün etrafında geçirdiği vaktin farkına varmayan Anna, kabaran deniz karşısında mahsur kalır ancak kasabanın sessiz adamı tarafından kayıkla kurtarılır. Kendine tanıdık gelmeyen bu maceraya karşın hayranlığına yenik düşen Anna, ummadık ve beklenmedik bir şekilde rüyalarında beliren kızın tıpatıp benzeriyle köşkte karşılaşır. Gizemini algılayamasa da varlığından hoşnut olduğu arkadaşı Marnie ile birlikte kabuğundan sıyrılmaya başlamasına rağmen, Marnie’nin bir var bir yok oluşlarına bir türlü anlam veremez ve sonunda da ikilinin arasındaki ilişki karmaşıklaşır.

Filmin anlatımı bir animasyon için fazlasıyla basit. İnsana beklediği karmaşayı, görmek istediği süslü dünyayı sunmayan When Marnie Was There, bu noktada animasyonun işlevselliğine dair insanı düşünmeye davet ediyor. Genellikle animasyonların imkansızlık ve sınırları aşmaya yönelik olduğu algısına karşı koyan film, gerçek-olmayan bir dünyanın gerçekten-kopuk-olmak-zorunda-olmadığını hatırlatıyor. Buna rağmen yönetmenin tercihleriyle ilgili olarak geçişler arasındaki kopukluklar filmde bir karmaşa yaratıyor ki bunun yapımın animasyon olup olmamasıyla bir alakası olmadığını belirtmek gerekli. Senaryosu da yine yönetmenin tercihinde olduğu gibi karışıklıklara, anlaşmazlıklara sebep oluyor. Kimi yerlerdeki ucu açık geçişleriyle, seyirciyi boşluğa düşüren dayatmalarıyla filme odaklanmayı zorlaştırıyor.

When Marnie Was There’de birçok karakter olmasına karşın bir kısmına dair bilgiler yetersiz, bir kısmı ise hikaye sürecinde gereksiz. Bunlardan belki de ilki, film boyunca sessizliğini koruyan Toichi, yani kayıkçı. Her ne kadar filmde kayık ve kayıkçının önemi büyük de olsa, bu önemli karakteri öylece susturmak gerçekten de hikayeyi bir noktada zayıflatıyor. Özellikle de seyircinin filme katılması ve filmdeki olayları anlamasını kolaylaştırma aşamasında önemli bir rol üstlenebilecekken böylesi bir görevin kendisine verilmemesi hayal kırıklığı yaratıyor. İkinci olarak hikayedeki ressam kadın ve Anna’nın onunla ilişkisi yine yetersiz. Anna’nın resme olan merakı, yeteneği de göz önünde bulundurulduğunda ilişkilerinin daha faydalı, birbirine katkı sağlayan bir düzlemde olması, sanırım seyirciyi daha çok memnun ederdi. Yetersiz olan bir diğer karakter ise Sayaka. Evet, bir noktada hikaye için önemli bir karakter gibi görünse de hikayenin akışı dikkate alındığında havada kalıyor.

when marnie was there sinematopya 2

Örgüdeki diğer karakterlere ve bu karakterlerin temsillerine bakmak gerekirse Anna’nın koruyucu annesi, sıfatından da anlaşıldığı üzere hem Anna’nın öz annesi değil hem de koruyucu bir niteliğe sahip. Türk ailelerinin tanıdığı evhamlı karakterlerden biri. Oiwa Ailesi ise taşrada yaşayan bir ikili olarak mensuplar üzerine fazla düşmeyen çok yönlü ve rahat bir yapıya, çocukların kendilerini tanımalarına müsaade eden bir düşünce yapısına sahip. Zaten Anna’nın gelişimindeki temel etkenlerden biri de Oiwaların çocukları kendi hallerine bırakmaları. Filmin en önemli karakteri olan Marnie ise Anna’nın istediği niteliklere sahip: Eğlenceli, bilgili, konuşkan, neşeli, gizemli ve hepsinden önemlisi sadık bir arkadaş. Bütün bu özellikleriyle de Anna’ya bir anlamda örnek olarak, Anna’nın idolü ve hayranlık duyduğu biri haline geliyor.

Marnie’nin gizemine değinmek gerekirse film boyunca aklıma gelen düşünceleri saymam sanırım yeterli olacaktır: Marnie’nin bir hayalet olduğu (filmin fantastik boyutu), Anna’nın şizofren olabileceği (Fight Club-vari bir serüven) ve tamamen tesadüfler üzerine kurulu olması (Usual Suspects) aklımda sürekli olarak dönen üç ana fikirdi. İzleyicide böyle bir algı yaratması açısından ve bütün ipuçlarına rağmen yeni ihtimaller sunuyor oluşuyla film “ilginç” olarak nitelendirilebilir. Bu gizemin ve düşünce yoğunluğunun diğer karakterler üzerinde de belli başlı noktalardan (örneğin ressam kadın ve Toichi) sürdürülüyor olması izleyici düşünmeye teşvik ediyor. When Marnie Was There’e ilişkin son olarak söyleyebilirim ki Doğu’nun mistik dünya ve anlayışını başarıyla yansıtan bir eser olmuş.


Yazar Hakkında

Sinematopya.com ortak yazar hesabıdır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑