Rear Window: Hollywood Sineması ve Röntgencilik Üzerine

Hitchcock‘un Psycho’dan sonra en çok izlenen filmi Rear Window‘dur muhtemelen. Birçok açıdan okunmaya müsait olan bu filmi, bu yazımda röntgencilik ve skopofili kavramları üzerinden incelemek istiyorum. Duymamış olanlar için söyleyelim; skopofili görmekten haz alma durumu anlamına geliyor.

Filmin alt metninde klasik Hollywood sinemasına ve seyircisine yönelik eleştirel bir tutum var. Hitchcock bu eleştirel tavrını ortaya koymak adına filmdeki mekanları kullanıyor, hatta onları metonimileştiriyor. Bu durumu daha iyi anlamak için önce Jeffries’in yaşadığı çevreye bakalım biraz. Hikaye, New York’un Greenwich Village bölgesinde geçiyor. Bölgenin genelinde üst kesimden entelektüel insanlar yaşıyor, yani New York’un Cihangir’i diyebiliriz. Film boyunca “röntgenlediğimiz” apartman daireleri aslında bölgenin mikro-kozmosu niteliğinde. Çevrede yaşayanların neredeyse tamamı sanatla ilgilenen kimseler ve aralarında tıpkı Hollywood’un tipik stüdyo sisteminde olduğu gibi saklı bir iş bölümü var. Durumu daha iyi görebilmek için şöyle bir sınıflandırma yapalım:

• Jeffries – görsel sanatlar
• Besteci ile Miss Torso – performans sanatları
• Heykeltıraş – plastik sanatlar
• Thorwald – mücevher taciri
• Miss Lonelyhearts – gündelik yaşamın teatralliği

Aslında tüm bu insanlar dönemin Hollywood sinemasında sıklıkla yer bulan karakterler. Yaşadıkları apartman daireleri de işlevleri bakımından stüdyolara benzetilebilir. Hepsinde birbirinden bağımsız hikayeler dönmekte. Hatta şu şekilde türlerine ayırmak bile mümkün:

• Besteci – Dram/Müzik
• Miss Torso – Komedi/Müzik
• Thorwald – Gizem/Suç
• Miss Lonelyhearts – 50’lilerin sosyal realist filmleri

rear window sinematopya (1)

Şimdi gelelim röntgencilik meselesine. Röntgenciliğin tanımındaki kilit nokta izlenilen kişinin izlendiğinden habersiz olmasıdır. İzleyen kişiye garip bir haz veren bu durum anlatının, anlatıcının ve izleyicinin varlığını film boyunca hissettirmemeye çalışan, bunu mümkün kılmak için de kurguda devamlılık gibi birtakım teknikleri uygulayan klasik Hollywood sinemasının temel yapıtaşını oluşturmakta. Hitchcock da bu sinemayı ve onun izleyicisini Rear Window’un başkarakteri olan Jeffries üzerinden eleştiriyor. Jeffries aslında hem sinemanın anlatıcıları olan yönetmenlerin hem de biz izleyicilerin filmdeki yansıması. Önce yönetmenlerle olan benzerliğine bakalım:

• Jeffries’in uğraşı: Fotoğrafçılık.
• Film boyunca dürbün ve fotoğraf makinesi kullanarak çerçeve inşasını ve kamera hareketlerini belirliyor; o nereye bakarsa seyirci olarak biz de oraya bakıyoruz.
• Çevresindekileri yönlendirerek filmin akışını sağlıyor.

Bir de izleyicilerle olan benzerliğine bakalım:

• Jeffries, aynı sinemaya giden bir insan gibi film boyunca minimum hareketle yoğun olarak görsel uyaran etkisi altında kalıyor. Hitchcock bunu sağlamak için hareketli ve gözlemlenebilir bir çevrede yaşayan kırık bacaklı bir karakter yaratmış.
• Seyircinin kendisini “tanrı” gibi hissetmesi için çabalayan Hollywood sinemasında olduğu gibi Jeffries de fotoğraf makinesi ve dürbünü sayesinde film boyunca “tanrısal” bir güce sahip.
• İnsan film izlerken rüya görmeye yakın bir tecrübe yaşar. Aynı tecrübeyi Jeffries de film boyunca yaşıyor. Zaten filmin ilk sahnesinde onu uyur vaziyette görmemiz bunun işaretçisi.

Tüm bunlar düşünüldüğünde Jeffries aslında film boyunca ayrı ayrı hikayelerin izleyicisi konumunda. Filmin genelinde karakterle özdeşleşen tek eylem “bakmak”. Hizmetçi kadın Stella, Jeffries’in fotoğraf makinesi için bir sahnede “taşınabilir kapı deliği” diyor. Hitchcock da aynı yakıştırmayı Hollywood sineması için yapıyor. Durumu daha iyi görmek adına biraz da hikayenin kendisine bakalım.

rear window sinematopya (2)

Jeffries’in Lisa’ya olan ilgisi filmin başlarında bir hayli düşük. Lisa yanındayken bile o kız arkadaşıyla vakit geçirmek yerine Miss Torso’yu röntgenlemeyi tercih ediyor. Filmde bu durumun değiştiği, Lisa’nın Jeffries için ilgi odağı haline geldiği bir olay var. Lisa, Thorwald’ın neler karıştırdığına bakmak için karşı apartmanın bahçesine, oradan da Thorwald’ın evine giriyor. Bu hareketiyle Jeffries’i sinema koltuğunda bırakıp beyaz perdeye girmiş oluyor. Yani karşı tarafa geçiyor ve röntgenlenebilir hale geliyor. Bu değişimde, “starları” arzu nesnelerine dönüştüren Hollywood’a ve bundan haz duyan seyircilere bir dokundurma var. Tanıdığımız, bildiğimiz bir insana arzu nesnesi olarak bakamıyoruz; fakat bu insanın yansıması olan bir film karakterine bu şekilde bakmak bize yanlış gelmiyor. Hollywood sinemasının işlemesinde bu durumun büyük bir payı var. Belli ki, Hitchcock da bunu ahlaki açıdan doğru bulmuyor. Aynı dokundurmayı bir de filmin başında yapıyor. Jeffries telefonla konuşurken terasa çıkan iki kadının güneşlenmek üzere bornozlarını çıkardıklarını görüyor; fakat açı yüzünden onları bikinileriyle göremiyor. Bu sahnenin devamında aynı binanın çevresinde bir helikopter beliriyor. İlk bakışta manasız gibi gözüken bu helikopter sahnesinin filmde aslında önemli bir yeri var. Burada Hitchcock bize diyor ki: “Jeffries gibi siz de o kadınları bikinileriyle görmek istiyorsunuz, biliyorum. Helikopterin bakış açısı ile size onları gösterebilirim ama bunu yapmıyorum.” Yani Hitchcock bize filmin daha başında bu alaycı tavrıyla birtakım mesajlar vermeye başlıyor.

Bu mesajlar karakterin gelişimiyle de verilmeye devam ediyor. Jeffries başlarda sinemaya giden bir insan gibi röntgen altında olmadan röntgenliyor. Komşularıyla ilişki kurma imkanı varken onları izlemeyi tercih ediyor. Bu korunaklı pozisyon ona bir üstünlük hissi verse de fazla uzun sürmüyor bu his. Lisa evdeki ışıkları açarak ve onu camın kenarından uzaklaştırarak bu duruma engel olmaya çalışıyor. Ama Jeffries’in yarattığı bu “mesafe illüzyonu” ilk büyük darbesini Thorwald’un onu fark edişiyle alıyor. Bu sahnede bizler de Jeffries ile aynı korkuyu yaşıyoruz. rear window sinematopya (3)Çünkü en önemli Hollywood kurallarından biri yıkılıyor ve bir oyuncu direkt olarak kameraya bakıyor. Sinema seyircisini oldukça rahatsız eden bu olay, seyircisini rahatsız etmeme üzerine kurulu Hollywood sinemasına yine bir eleştiri niteliğinde. Bu sahne Jeffries ile birlikte yarattığımız mesafe illüzyonunun kırılmasındaki ilk adım. İkinci ve son adım ise Jeffries’in Thorwald’un ellerine düşmesi. Bu olay ve akabinde Jeffries’in iki ayağının birden kırılması aslında biz seyirciler için de bir uyarı. Hitchcock bize diyor ki: “Eğer böyle bir haz sinemasının seyircisi olmaya devam ederseniz sonunda siz de Jeffries gibi o koltuğa muhtaç olup gerçek sinema sanatını anlamaktan yoksun bireyler haline gelirsiniz.

Yararlanılan Kaynaklar:
Stam, R. (1992). Reflexivity in Film and Literature: From Don Quixote to Jean-Luc Godard
Metz, C. (1990). Film Language: A Semiotics of the Cinema

Diğer yazıları Sinematopya

İmkansız Diye Bir Şey Yoktur: Mission Impossible 5

Başrolde Tom Cruise’un yer aldığı Mission Impossible serisi, Christopher McQuarrie’nin ekibe katılmasıyla...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir