A Most Violent Year: En Doğru Yol Var Mıdır?

J.C. Chandor’un (Margin Call, All Is Lost) hem yazıp hem yönettiği A Most Violent Year, adını gerçek bir istatiksel veriden alıyor. Amerika’nın suç oranı en yüksek olan 1981 yılının New York’unu anlatan film, Oscar Isaac ve Jessica Chastain’in oyunculukları yanı sıra soluk ve karanlık atmosferiyle de öne çıkıyor. Kuşkusuz filmdeki bu sepya tonundaki atmosfer filmin anlatım gücünü, bu atmosferin filmin konusuna uygunluğu sayesinde, güçlendiriyor.

Abel Morales (Oscar Isaac) bir petrol şirketi sahibidir ve işini büyütmek adına bulunduğu yer petrol ticaretine çok uygun bir arsa satın almak üzere bir anlaşma yapmıştır. Hatta öyle ki bu arsayı aldıktan sonra tüm rakiplerinin önüne geçecek, bölgedeki tek güç haline gelecektir. Ancak arsayı satın almak için yaptığı anlaşmadaki bir madde, arsanın parasının 1 ay içinde ödenmemesi halinde anlaşmanın geçersiz olacağını ve Abel Morales’in vermiş olduğu depozitonun da satıcıda kalacağını belirtmektedir. Bu maddenin etkisini göstermemesi için zamanla yarışan Abel Morales, bir yandan son zamanlarda şirketinin petrol taşıyan araçlarını kaçıranlarla bir yandan da bölge savcısının suçlamalarıyla baş etmek zorundadır. Ayrıca karısı da bu zor durumu kolaylaştırmadığı gibi, sürekli dürüstlüğü ve ilkeleriyle hareket etmeye çalışan Abel’i daha güçlü duramadığı için suçlar.

Filmdeki olaylar, bu olayların nasıl çözümlendiği ve filmin sonundan bahsetmek yerine Abel Morales’in bu sorunlar karşısındaki tavrından bahsetmek A Most Violent Year’ın anlaşılması açısından daha faydalı olacaktır.

a-most-violent-year

Abel Morales, yaşadığı zamana rağmen illegal ortamdan durabildiği kadar uzak durmaya çalışan bir aile babasıdır. Ancak herkesin dürüst olmaması ve Abel’in bu ortama rağmen dürüstlüğünden ödün vermemesi, onu olduğundan daha zor bir duruma itmektedir. Petrol araçlarının saldırıya uğrayıp kaçırılması, evine yapılan tehdit saldırıları ve bu durumun neden olduğu ekonomik kayba rağmen sergilediği sakin ve ilkelerinden ödün vermeyen tutum ve bu ilkeleri gereği illegal önlemler almaması, onu karısı Anna (Jessica Chastain) dâhil birçok kişi karşısında zayıf göstermektedir. Ancak bu zayıf görüntünün altındaki güçlü duruşun vermiş olduğu özgüven sayesinde olacak ki Abel Morales her zaman doğru olduğuna inandığı hareketleri yapmaya devam etmektedir.

İnsanın yaşadığı bir olaya verdiği tepki ne kadar doğrudur? Kime göre doğrudur? Aynı olaya farklı tepki veren kişilerin verdikleri her bir tepki ayrı ayrı doğru olabilir mi? Abel Morales’in film boyunca taşıdığı ilkeli ve sakin tutum ve aldığı tüm tepkilere rağmen “doğru olduğuna inandığı” hareketleri yapması, izleyiciye bu soruları sorduruyor.

Bir olaya verilen tepkiden önce insan düşünür: “Bu durumda ne yapmalıyım?”. Ve bir olaya verilen tepkiden sonra insan düşünür: “Yaptığım şey doğru muydu?”. Karar vermeden önce insan o zamana kadar yaşamış olduğu olaylar ve bu olaylardan çıkardığı sonuçlar çerçevesinde düşünür ve o yönde karar verir. Bu karara toplumsal baskılar, dini inanışlar gibi dış etkenler de etki edebilir. Ama asıl önemli olan kısım insanın kararı verdikten sonraki “yargılanma” evresidir. Çünkü insan vermiş olduğu karar sonucunda gerçekleşen yargılamanın sonucuna göre ya kendini suçlu görecek ya da beraat edecektir. İnsan, bahsedilen yargılanma evresinde tabiri caizse sevabıyla günahıyla savunma sandalyesindedir. Vermiş olduğu karardan sonra kafasındaki mahkemeye gitmiş ve beraat etmek istemiştir. Bu noktada önemli olan insanın bulunduğu savunma tarafının karşısında yargıcın kim olduğudur. Yargıç önündeki kanunlara (kurallara) göre savunmayı yargılayacak ve kararını verecektir. İnsan, yargıç koltuğunda kimin oturacağını kendisi seçer. Eğer oraya toplumu oturtursa yargılanacağı kanunlar toplum kuralları, eğer babasını oturtursa babasının kuralları veya nihayet kendisini oturtursa kendi kurallarına göre yargılanır. Ancak dikkat edilmelidir ki kendisini oturtması durumunda bile, diğer durumlarda olduğu gibi, kullanılması gereken sözcük yargılama değil yargılanmadır. Çünkü kişinin kuralları soyut bir ideal düzeni ifade eder. Savunmada oturan somut kişi, gerçek dünyada tepkiyi verendir, hatalı olabilir, kurallara uymayabilir. Bu yüzden yargıç koltuğuna kendisini (kendi kurallarını) oturtan kişi bile kendini yargılamaz, yargılanır. Bu durumda kişi kendi benliğini ikiye bölmüş olmalıdır.

a-most-violent-year-8

Filmde Abel Morales yargıç koltuğuna kendisini oturtmuş olacak ki kendisinin her zaman en doğru yolu seçtiğini iddia eder. Onun için en doğru yolu seçmek kafamızdaki hayali mahkemede beraat etmektir. Film boyunca ilkelerine bağlı kalarak kurallarından taviz vermemesi de, Abel Morales’in kendisi tarafından yargılanması sonucunda beraat etmesi (=en doğru yolu seçmesi) iddiasını doğrular.

Abel Morales eğer aynı yargıç koltuğuna kendisi yerine karısını ya da toplumu oturtmuş olsaydı, yaşadığı zor ve haksız durumlarda bile sakin kalıp somut önlemler almaması toplum nezdinde zayıflık olarak görüldüğü için beraat etmeyip suçlu bulunabilirdi. Böylece, aynı tepkiyi vermesine rağmen sırf yargıç koltuğunda oturttuğu unsurun farklı olmasından dolayı doğru yolu seçmemiş olacaktı ve suçluluk psikolojisiyle kendisine olan güvenini kaybedip bu durumun sonuçlarını yaşayacaktı.

Yukarıdaki paragrafı somutlaştırmak gerekirse, x durumunda yapılan bir y hareketinin doğruluğu göreceli olup o hareketin y ya da z olması önemli değildir. O hareketin doğruluğu kişinin kafasındaki mahkemesindeki yargılanmanın sonucuna bağlıdır. Bu yüzden kişi eğer o koltukta kendisini oturtabilmek istiyorsa yapmak zorunda olduğu şey yaşayıp öğrendiği durumlara göre kendi kural ve ilkelerini oluşturmasıdır. Ancak bu şekilde bir ideal kendisinden oluşturup somut kendisini yargılatabilir. Bu yargılanmanın sonucunda suçlu bulunmanın sonucu suçluluk psikolojisinin getirdiği baskıyken, beraat etmenin sonucu ise hesap verebilirlik ve dolayısıyla haklı ve aşırıya kaçmayan bir özgüvendir.

Bilmelisin ki her zaman en doğru yolu seçtim. Benim için sonuç asla önemli olmadı. Önemli olan sadece sonuca giden hangi yolu seçtiğindir ve (kurallarına uygun seçersen) her zaman en doğru olanıdır. Şimdi de durum bu.

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

İletişimsizlik Üçlemesi Bölüm 4: Il deserto rosso (1964)

Michelengelo Antonioni’nin İletişimsizlik Üçlemesi sırasıyla L’avventura (1960), La notte (1961) ve L’eclisse...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir