Bağımsız Sinema

Published on Temmuz 3rd, 2015 | by Konuk Yazar

Sam Bell’in Aşırı Acıklı Hikâyesi: Moon

Share Button
“Bilim kurgu dışında hiçbir edebiyat dalı gerçek ile ilgilenmez” Arthur C. Clarke

İsa’dan sonra ikinci milenyum sonrası yapılan seksi yaratıklı, ışın tabancalı, savaş için tasarlanmış uzay araçlı bilim kurgu filmlerinden biraz olsun uzaklaşmak istiyorsanız, sizi şöyle alalım: Moon. Film aslında diğer benzeri bilimkurgu hikayeleri ve filmleri gibi bir “bilim kurgu” olmaktan öteye geçiyor, birçok soru soruyor izleyicisine. Bu arada, neden kendimi “bilim kurgu olmaktan öteye geçiyor” demek zorunda hissediyorum, bunun sebebini “toplumun bilim kurgu’ya bakışı” üzerinden açıklayabilir ve sonuçlandırmaya çalışabilirim amma velakin  yapmıyorum. Biraz eski usûl düşünüyor olabilirim fakat insan bir sonuca, hangi tür akıla sahip olduğundan emin olmadığı birinin birkaç cümlesinden varmamalı. Hap şeklinde yemekler yiyene kadar bunu biraz denemeliyiz…

Filmin konusuna gelince, Dünya üzerindeki enerji kaynakları teker teker tükenmeye başladığı, insanların açlığın yalnızca Afrika’ya özgü bir şey olmadığını anlayıp “harekete” geçmeye karar verdiği vakitlerde, bilim insanları her zamanki gibi çareyi uzayda ararlar. Lunar adlı bir “şirket”  Dünya’da yenilip yutulacak enerji kaynağı kalmayınca farklı bir enerji kaynağı bulur ve gözünü sadık uydumuz Ay’a diker. Gayeleri, Ay’da bulunan Helyum-3’ü Dünya adlı milyarlarca önemli iki ayaklının yaşadığı gezegene getirip enerji olarak kullanmaktır. Ay’a bir üs kurarlar, bu üs Ay’daki Helyum-3’ü depolayıp Dünya’ya fırlatmakla görevli bir insana ihtiyaç duymaktadır.

Sam Bell adlı karakter bu şirket ile üç yıllık sözleşmesi bulunan, yukarıda yazdığım görevleri yerine getirmekle görevli insandır. Ve çok sevdiği Dünya’sına, eşine ve çocuklarına dönmek için iki haftası kalmıştır. Uzay üssünde bulunan GERTY adlı yapay zeka bilgisayara rağmen(!) uzayın yalnızlığından iyice nasibini alan ve halüsinasyonlar görmeye başlayan Sam Bell, Ay aracıyla yaptığı bir yolculuk sırasında dikkatini kaybedip kaza yapar. Daha sonra gözlerini revirde açan Sam Bell, hiçbir şey hatırlamaz. GERTY ona bir kaza geçirdiğini, bir süre dışarı çıkmaması gerektiğini söyler. Sam Bell bir şekilde anne GERTY’den izin alıp dışarıya çıkar ve geri geldiğinde yanında filmin ilk kısmında gördüğümüz ilk Sam Bell vardır. Hikaye burada başlıyor… Yazı ise filmin bittiği kısımdan devam ediyor.

moon sinematopya 2

Öncelikle, Moon oldukça yavaş ilerleyen bir eser. Filmin sonuna kadar süren delilik ve gerçeklik arasında gidip gelme durumu “normal” izleyiciyi uyanık tutmak için yapılmış bir hareket gibi. Başlarda söylediğim gibi, sadık bir bilim kurgu hikayesinin yapması gerekeni yapıyor film: Soru soruyor . Bu soruş hasebiyle film vizyondayken 2001: A Space Odyssey ile bayağı karşılaştırılmış. Moon’un 2001 ile “çok” bir alakası olduğunu söylemek zor. Yalnızlık üzerinden yapılan benzetmelere binaen, 2001 A Space Odyssey’in düşüncesi insanlığın evrendeki yalnızlığı üzerine iken, Moon’unki daha minimal şekilde “bir” insanın evrendeki/Ay’daki yalnızlığıdır. Daha anlaşılabilir bir açıklama ile, 2001: A Space Odyssey gece yarısı boş sokaklarda yalnız başına yürüyüp bir başkasını arayan bir insan ise Moon evinde oturup yalnızlığına hüzünlenen ama camdan dışarı pek de bakmayan bir insandır. 2001: A Space Odyssey’deki bilgiyi ve ötekiyi arayıştan ziyade daha basit bir hali var Moon’un. Daha çok “İnsan nedir?” sorusu ile “insan olmanın ve olmamanın verdiği his”  üzerine temellendirilmiş bilim kurgu drama diyebiliriz bunun için.

Filmde, insandan klonlanmış ve bir bilince sahip varlığa sanki bir bardakmışçasına davranılması ve bu davranışın temelinde de kapitalizmin topluma kabul ettirdiği bireycilik var. Bireylere aşılanan ben-merkezci düşünce, Ay’da yalnız başına yaşayan, bir ailesi ve bir evi olduğunu düşünen, geri dönüp onlara kavuşacağını sanan ama aslında bunların hepsinin birer yalan olduğunu öğrenen bir klon’u (ya da bardağı) insanın çıkarları uğruna hiçe sayıyor. Japonların yaptığı robot Asimo’yu hatırlayın. Merdivenlerden çıkabildiğini söylemişlerdi. Tanıtılırken merdivenlerden çıkarken düşmüştü ve öylece kalmıştı yerde. İnsanlar buna kahkahalar ile güldüler. Bilmiyorum, ben, çok üzülmüştüm. Ayrıca, ne kadar benzer olabilir söyleyemem ama bana biraz da olsa, insanlığın iyiliği(!) için hayvan üzerinde yapılan deneyleri anımsattı filmdeki klonlara olan bakış açısı.  Kendine benzemeyeni her parçasıyla yok sayma işi burada türdeş gibi.

Son olarak, film boyunca GERTY bana HAL 9000’i anımsattı. Konuşması ve verdiği esler bile benziyordu “Üzgünüm Dave, korkarım bunu yapamam” diyecek diye beklemedim değil ama GERTY çok farklı bir yapıda. Hatta Isaac Asimov’un kitaplarında geçen üç robot yasasına uyan bir bilgisayar idi. Yasa şöyledir ki:

1) Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz.

2) Bir robot 1. kuralla çelişmediği surece bir insanin isteklerine uymak zorundadır.

3) Bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendinin zarar görmesine de izin veremez.

GERTY bu yasalara uyup Sam’in hiçbir isteğine karşı gelmiyor. Hatta ve hatta yaratıcılarında olmayan bir hisse sahip ve Sam Bell’e üzülüyor…

Okuyucuya son söz: İyi bilim kurgu, iyi edebiyattır.

Ömer Ezer


Yazar Hakkında

Sinematopya'da değerlendirmeleri yayınlanan konuk yazarların hesabıdır.



One Response to Sam Bell’in Aşırı Acıklı Hikâyesi: Moon

  1. fırat says:

    modern bilimkurgu türünün en iyi örneklerinden. sam rockwell bilmeyenler için kabuğundan çıkar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑