Cate Blanchett Hayranlığımızı Perçinleyen “Carol”

Amerikalı usta yazar Patricia Highsmith’in “The Price of Salt” adlı romanı, 1950’li yılların New York’unda yasak aşk yaşayan iki kadının hayatını anlatır. Todd Haynes’ın yönetmenliğinde Phyllis Nagy bu dünyaca ünlü romanın senaryosunu Carol adıyla yazıp, beyazperdede uzun süre hafızlarda yer edinecek bir yapım ortaya çıkardı. 17 Mayıs 2015’te Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimini gerçekleştiren Carol oyuncu kadrosuyla dikkatleri çekmiş, festivalin sıradışı filmlerinden biri olmuştu. Filmde Therese Belivett karakteriyle Rooney Mara, festivalde ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülüne layık görülmüş; yönetmen Todd Haynes’a ise ‘Queer Palm’ ödülü verilmişti. Zaten Oscar Ödülleei 2016’da Carol filminin muhtemel ödül alacak filmler arasında olacağı artık kesinleşmiş gözüküyor. İki Oscar ödüllü oyuncu Cate Blanchett’ın ‘ustalık dönemi’ filmi diyebileceğimiz yapımın çarpıcı seks kareleri, insanı çatışmalara sürükleyen duygusal aşk sahneleri belleklerden kolay kolay silinmeyecek!

Konuya bakmadan önce, kitabın arkasındaki kadınları irdelemek lazım. New York’un 1950’li yıllarında, Carol adındaki seksi bir kadının kocasıyla yaşadığı ‘mutsuz’ ilişki, onu zamanında içten içe bastırdığı duygularına doğru yönlendirir. Bir mağazada satış görevlisi olarak çalışan Therese ise sevgilisiyle evlilik noktasına doğru giden bir ilişki yaşamakta fakat günlerinin boş geçtiğini düşünmektedir. Bu iki kadını tesadüfen birleştiren nokta, Carol’ın yaklaşan Noel için Therese’in çalıştığı mağazadan alışveriş yapması. Satış sonrası unutulan bir eşyayı Carol’a ulaştırmak isteyen Therese, ilk görüşte büyük heyecan duyduğu bu kadının etki alanına girer. Carol ise yalnızlaşan kalbine doğru yolculuk yaparken, tezgahtar kızın saf, doğal güzelliğine kendisini kaptıracaktır. Lezbiyen ilişki üzerinden ilerleyen öykü, iki kadının beraber çıktıkları seyahatle bambaşka noktalara doğru kayar. Carol’ın eşi Harge Aird, boşanma sonrası kızını yanına almak için her türlü kirli oyuna kalkışacak, çok sevdiğini iddia ettiği karısının peşine dedektif yollamakta beis görmeyecektir.

Filmde klasik bir evlilik kavgası göze çarparken, konunun girişinde belirttiğim gibi, romanın ardındaki kadınlara bakmalıyız. Yönetmen Todd Haynes, kendi doğal güzelliğinin kirlendiğini düşünen Carol karakteri üzerinden içten içe yalnızlaşan iki kadını masaya yatırıyor. Therese için yaşadığı hayat açmazlarla dolu. Fotoğraf çekmekten büyük zevk alan genç kadın, duygusal olarak yakınlaştığı Carol’ın her karesini makinasıyla ölümsüzleştirir. Carol, Therese’in ilgi duyduğu alanlarda ona destek çıkıp, gerçek bir aşkın nasıl olması gerektiğini an be an yaşar. Fakat hayatın gerçekleri duyguların önüne geçtiği için Carol’ın kızıyla ilgili artan psikolojik ve hukuksal gerilim ilişkiyi kopma noktasına sürükler. Yönetmenin ince zekası sayesinde, iki kadının aşkını, filmin sonuna dek, nesnelerin gücünden, bakışların etkisinden, dokunuşların gizeminden çözümlüyoruz. Haynes, filmi flu göstermekten çok realist bir konu ortaya koymuş. Ütopik ilişki şekillerini elinin tersiyle iten yönetmen aldığı bu kararla oyuncuların karakter yeteneklerini ön plana çıkarıp, bir nefeste izlenir konu oluşturmayı başarmış. Olaylar 1950’li yıllarda geçerken sevgili kadınların birbirlerine aldığı hediyeler, kadın inceliğinin önemini de ön plana çıkarıyor. Mesela Therese, Carol’ın evinde piyanoda çaldığı Billie Holiday albümünü sevgilisine hediye ediyor. Carol ise Therese’in daha profesyonel fotoğraflar çekmesi adına pahalı bir fotoğraf makinası alıp Therese’a veriyor. Yönetmenin dar alanda süren ilişkiyi kısa ama vurucu karelerle beslemesi filmin etkisini seyirci nezdinde güçlendirmiş. Zaten yönetmenin lezbiyen aşkın doğasına uygun oyuncu bakışlarını yakalamış olması olağanüstü bir başarı!

Carol rolünde Cate Blanchett zarif güzelliğini, elinden hiç düşürmediği sigarasıyla birleştirmiş. Oyuncunun karakter canlandırmadaki ustalığı, ilk sahneden son sahneye kadar gizem dolu bakışlarda belirginleşmiş. Öylesine yüksek enerjiyle rolünü oynuyor ki, duygusal olarak parçalara bölünmüş Carol, Blanchett’ın muhteşem ötesi doğal rol yeteneğiyle filmin nirengi noktasına dönüşüyor. Therese Belivet’te ise Rooney Mara, Oscar ödüllerinde ‘Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülünü büyük ölçüde alacak gibi. Rolünün ağırlığı altında ezilmeden saf bir kızın olgun bir kadına duyduğu aşkı muhteşem betimlemiş. Filmde bir son sahne var ki, hiç konuşmadan bakışlarıyla aşık olduğu kadına yaklaşan Therese, konuda bütün anlatılmak istenileni özetleyip sessiz ama unutulmayacak bir son kare yaratmış. Rooney Mara’nın Cannes’da aldığı ödül çorap söküğü gibi gelecek ödül yağmurunun başlangıcı.

Phyllis Nagy’nin senaryoyu yazarken bir kadın gibi düşünerek karakterleri yönlendirdiği aşikar. Filmin romanını da okuyan birisi olarak, senaryonun romana göre daha kaliteli yazıldığını belirtmeliyim. Carol başlı başına dünya sinema tarihine geçecek bir film. Lezbiyen ilişki üzerinden kadınların gerçek dünyasına yolculuk yapmaya hazır olun.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Giants lose defense for 2017 AFL season

Greater Wester Sydney’s rash of injuries continues with defender Matt Buntine lost...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir