Kapıların Ardına Saklanmak: Bulantı

Türkiye sinemasının önemli yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz’un son filmi “Bulantı” görücüye çıktı. Genellikle Dostoyevsky ve Camus hikayelerinden faydalanarak sinemasını şekillendiren Demirkubuz, topluma yabancılaşmış yalnız ve soğuk insan tipinin duygusuz hallerini kadrajına yansıtmaya devam ediyor… Yönetmenin filmografisine baktığımızda özellikle Masumiyet filminin senaryosuyla birlikte karakter analizindeki başarı, Demirkubuz’un oyuncu yönetiminde de adından söz ettirmesini sağlamıştı. Karakter temalı film diline dokunaklı hikayelerle devam eden yönetmen; içine kapanık, yalnız ve hissiz karakterleriyle toplumsal ahlakın çöküşüne ayna tutmuş, Yazgı filmindeki “Musa”karakteri gibi sistemin içinde kaybolmuş bir varoluş sorunsallığını bir çok filminde göstermişti.

bulantı sinematopyaSon filmi Bulantı ile başrolde kendisini gördüğümüz Demirkubuz; Ahmet karakterinde edebiyatçı bir öğretim görevlisini canlandırıyor. Ahmet, vurdumduymaz bir hal içinde süregelen yaşamında karısını ve çocuğunu bir trafik kazasında kaybeder. Ahmet’in tüm bu olup bitenlere karşı hiçbir şey olmamış gibi yaşamına devam etmesi bizlere “Yazgı” filmindeki Musa’yı anımsatır. Hatırlayacak olursak Musa, annesinin ölümüne kayıtsız kalmış, hiçbir şey yapmadan işine giderek ölmüş annesini evde bırakmıştı. Ahmet’i çevresine yabancılaşmış, yalnız yaşamayı seven, özgürlüğüne düşkün ve bir o kadar da sevişken bir kişilikte görürüz. Seyirciyi kendisinden uzak tutan bir hal içine bürünen karakter, bu hissiz yaşamında yardımsever bir halde görünerek kafaları iyice karıştırır. Evine temizliğe gelen bodrum kattaki dul Neriman’a kanat geren, Neriman’ın çocuklarına hediyeler alan Ahmet, çatkapı gelen kardeşi Beşir’in ölen karısı ve çocuğu adına mevlüt okutma fikrine kulak asmasa da kardeşine mevlüt için bir miktar para vererek gönderir. Sevgilisi Aslı ile paylaşımı da sadece cinsellik üzerinedir. Aslı, Ahmet’in bu vurdumduymaz hallerine dayanamayıp filmin doruk noktasına ulaştığımız;

“Hem nasıl bu kadar korkak, hem nasıl bu kadar acımasız olabiliyorsun. Ahmet, sen karısını çocuğunu kaybetmiş bir adamsın. Ama şu halimize bir bak. Karısını çocuğunu kaybeden ben, hiçbir şey olmamış gibi davranan sensin sanki.” sözleriyle isyanını dile getirir.

Yönetmenin Bekleme Odası’ndan, Yeraltı’na kadar bir çok detayı yeni filminde de görülüyor. Bekleme Odası’yla bir çok ortak noktası bulunan Bulantı, aynı isimle (Ahmet) bu sefer yönetmen olarak değil de bir üniversite hocası olarak karşımıza çıkıyor. Cinselliği ön planda tutan yönetmen orta-sınıf kaçamaklarını dillendiriyor. Türkiye gerçekliğinde ne Anadolu kültürünü yansıtabilen ne de tam anlamıyla Avrupalı olabilen orta-sınıf bireylerin kafa karışıklığını, düştükleri komik durumları, kibirlerini ve bu doğrultuda gelişen bencilliklerini yansıtma çabası içine girmiş bir anlatım şekilleniyor. Filmde Ahmet’ten başka bir karakter tanıtma çabasına düşmeyen yönetmen, filmin olay örgüsüyle seyirciyi iyice odalara kapatıyor. “Bulantı” isimli bir filmin, ağır travmatik bir etki yaratması beklenirken tipik küçük-burjuva Türkiye insanının davranışlarından doğan gülünç halleri filmi evrensel kılmadığı gibi filmin ismine de yakışmıyor. Aceleye gelmiş bir film hissiyatı uyandıran bu çalışmada yönetmenin kurtarıcı metaforu “kapanmayan kapılar” stili filmin akışında eski etkisini de gösteremiyor. İç çekimlerin oldukça fazla olması filme estetik bir dokunuş katmadığı gibi Ahmet karakterinin bunalımı, neden-sonuç ilişkisi içinde de anlatılmıyor. Oysa ki sinemada bir olay örgüsü anlatılırken “neden böyle oldu, neden böyle davranıyor?” gibi seyirci sorularına cevap vermesi gereken bir film niteliği taşıması gerekmektedir. Bu sebeple de seyirciyi içine alamayacağını düşündüğüm anlatıma sahip. Yönetmen, İtalyan Yeni-Gerçekçi akımının sinema dünyasına kattığı “açık uçlu film” diline sığınmış olsa ki hikayeyi tamamlamak için “seyirciye oynadığı” final sahnesi dışında neden-sonuç ilişkisi oldukça zayıf görülüyor. Demirkubuz’un sıkı bir Alman sineması taraftarı olduğu bilinir. Özellikle Fassbinder üslubunda geliştirmeye çalıştığı cinsellik kavramı sinemasında önemli bir yer teşkil ediyor. Önceki filmlerinde senaryo ile oyunculuk diyaloglarla birleşince Masumiyet gibi, Kader gibi, Yeraltı gibi kendinden emin filmler doğurabilmişti. Şimdi ne oldu da beklentiyi yüksek tuttuğumuz Zeki Demirkubuz sineması çıtasını düşürdü? Eğer ki sinemasever, “beni etkileyecek bir psikolojik-dram filmi izleyeceğim çünkü kamera arkasında Zeki Demirkubuz var” der ve film boyunca kendini tekrarlayan zaman zaman güldüren bir Demirkubuz sinemasıyla karşılaşınca umduğunu bulamazsa haklı bir olumsuz eleştiride bulunabilir.

sinematopyaDemirkubuz Bulantı’nın temasında, “neyin iyi neyin kötü” olduğunun altını çizmeye çalışıyor. Toplumsal baskıların ahlakı doğurduğunu varsayarsak iyi ile kötü arasındaki çizgiyi toplumun bakışından nüksetmek yerine nihilist bir argüman kullanarak bireyin, toplumla özdeşleşmeyen davranışını pekiştiriyor. Böylelikle karısını ve çocuğunu kaybetmiş bir insanın vurdumduymaz yaşantısı toplum tarafından kötülükle atfedilse de Ahmet’in çevresine karşı son derece kibar ve yardımsever takınması kötülüğünü unutturuyor. Fakat toplumsal ahlakın eleştireceği üzere Ahmet’in kendinden yaşça küçük eski öğrencisiyle yaşadığı ilişki toplum tarafından yeniden dışlanıyor. Bu durumda Nietzsche’nin; “Ahlaksal olay yoktur. Yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır.” sözünü ilave etmeyi faydalı buluyorum. Acınası bir yalnızlığın karanlığında kaybolan Ahmet, final sahnesinde mumla bodrum kata (yeraltına) inerek kapıcı Neriman’ın dizlerinde göz yaşlarına boğulur. Bu yakarış için kendisine göre vasıfsız “temizlikçi” bir kadının dizlerinde ağlayan bu kibirli adamın vicdanı kadının anaçlığında temizleniyor sanki.

Son dönemde gazeteci Çınar Oskay’ın yaptığı röportajda Demirkubuz; “Oyuncularına iyi olacaklarını gösterecekleri senaryoyu verebilen tek adam benim”, “benimle çalışmak için geberdiği söyleyen bazı oyuncular bile -çok iyi biliyorum- sevişme sahneleri yüzünden kıvırdılar”, “feministler yıllarca haksızlık etti bana. Bu sefer erkeği aldattırayım da rahatlasınlar.” v.b gibi söylemleriyle kullandığı üslup eleştirileri doğurmuştu. Film izlendikten sonra -bu sevişme sahnelerini oynamayacak oyuncu bulmanın daha zor olduğu- görülecektir. Çünkü filmde aman aman bir sevişme sahnesi yok. “Bu sefer erkeği aldattırayım da rahatlasınlar.” demecine gelecek olursak; Özge, sevgilisini Ahmet ile aldatırken çatkapı gelen sevgilisine karşı yalanlar söylese de durumu daha fazla idare edemez. Erkek arkadaşı tarafından şiddete maruz kalır. Bu konuyla paralel geliştiğini düşündüğüm filmde, salt olarak erkek bencilliğinin doğurduğu şımarıklık hali söz konusu. Böylelikle feministlerin rahatlaması ne mümkün olacak, ne de Demirkubuz bu maço yahut Türkiye gerçekliğinden gelen tavrıyla feministleri rahatlatacak bir filme imzasını atacaktır. Velhasıl “Bulantı”, yönetmenin samimi stilinden uzaklaşmış, kendini ateşe atmış bir film. Umarız yeni filmlerinde kapılar ardına saklanmaktan vazgeçip, bulantısını sokaklarda yansıtma çabası içine düşer.

Diğer yazıları Güney Birtek

Baby Driver Filminden Yeni Fragman Yayınlandı

30 Haziran’da vizyona girecek “Baby Driver” filminin yeni Türkçe Alt-yazılı fragmanı yayınlandı....
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir