Rüzgarın Hatıraları (2015)

Sonbahar filmiyle ülke sinemasına merhaba deyip karadenizin hırçın dalgalarını sinema severlere hatırlatan Özcan Alper, toplum tarafından dışlanmış hayatları yalnızlık temasında buluşturup sinema diline estetik bir görsel şölen sunmayı seven yönetmenler arasında. Sonbahar’ın getirdiği başarının ardından Gelecek Uzun Sürer ile daha sakin bir anlatım diline uzanan yolculuğunda muhalif kimliğini her daim hissettiren Alper, kadrajını bu sefer bir dönem filmine çeviriyor. Türkiye tarihinin utanç dönemlerinden 1915 Ermeni katliamlarından doğan travmayı Aram’ın (Aram Pehlivanyan) hikayesinden bizlere sunduğu Rüzgarın Hatıraları, Alper’in üçüncü uzun-metraj çalışması olmakla beraber hiç kuşkusuz Türkiye toplumunun vicdanına dokunup ses getirecek bir çalışma. Angelopoulos’un sinema dünyasına kattığı değerlerde önemli payı bulunan görüntü yönetmeni Andreas Sinanos’u da arkasına alan Alper, oyuncu seçiminde başrolü Onur Saylak, Sofya Khandemirova ve Mustafa Uğurlu’ya veriyor.

rüzgarın hatıraları sinematopya 3Bir çocuk gözüyle ailesinin katledilişine tanık olan Aram’ın (Onur Saylak) hayatı bilinçaltına işlenmiş acılarla doludur. İstanbul’da Ermenice çıkan bir dergide çeviriler yapan Aram, çalıştığı matbaaya anti-komünist ırkçı bir grubun saldırmasıyla hayati tehlikenin farkına varacak ve kurtuluşu Sovyetler Birliği’ne (Gürcistan) kaçmayı hedeflemekte bulacaktır. Apar topar İstanbul’dan ayrılan Aram’ın hayatına Gürcistan sınırına yakın bir orman köyünde eşlik ederken şiirsel film diline de tanık oluruz. Özellikle anne vurgusuna dikkat çekilen filmde Aram, sık sık geçmişe dönüp yaşadığı acı hatıralarla yüzleşir. Yüzleştikçe onu bu travmasında yalnız bırakmayan kalemini defterine çizdiği yaşanmışlıklarla dolu resimlerde görür, acısına ortak oluruz. Bizleri Aram’ın çocukluğuyla her fırsatta yüzleştiren yönetmen, filminde acı ile umudun kilidini aşk ile aralıyor.  Sınır köyüne kaçak yollarla gelmiş muhaliflerin gerek sığınmalarına gerekse kaçışlarına yardım eden Mikhail (Mustafa Uğurlu), kendisinden yaşça küçük ve güzelliğiyle büyüleyen Meryem (Sofya Khandemirova) ile evlidir. Kaçmak için sınır kapısının güvenlik zaafiyetten yararlanmayı ve İstanbul’dan gelecek olan arkadaşı Rasih’i (Murat Daltaban) bekleyen Aram için bu bekleyiş bir zamandan sonra umudun işkenceye dönmesiyle belirecek ve Meryem ile yasak bir aşka dönüşecektir.

Filmin başarılı poetik tarzı ve ses tekniğini bir tarafa bırakırsak, artık eleştirisel bölüme geçelim diyorum. Öncelikle ayakları yere basan bir hikayede, senaryonun işleyiş biçimi olarak hem tutuk kalması hem de film ritimin sadece görüntüye odaklanmış olması senaryonun aktarılmasındaki sıkıntıyı gözler önüne seriyor. Özellikle Mustafa Uğurlu gibi usta bir oyuncunun kendisini göstermesine izin vermeyen yönetmen, hikayeyi klasik bir imkansız aşk öyküsüne dönüştürüyor. Dönem filmi çekmek zor iştir, zaman/mekan, kostüm ve makyajın anlatılan dönemle bire bir uyuşması gerekir. Sanat yönetimi olarak da filmin yine görüntülerin arkasına sığındığını söyleyebiliriz. Kıyafetlerin II. Dünya Savaşı zamanlarına uygun olmayacak nitelikte olması dikkatlerden kaçmadığı gibi dilin (diyalog) modern bir üslupla aktarılmış olması da, filmin seyirciyi içine alamamasında büyük etken. Sevişme sahnesi dışında etkileyici bir sahneyi cımbızla aradığımız filmi yine de görüntüler kurtarıyor. Yavaş akacak bir film olgusunu daha ilk çeyreğinde hissettiren Rüzgarın Hatıraları, senaryonun tutukluğu ve oyunculuğun görüntüye karşın eksik kalmış yanlarıyla böylesine cesur bir işe kalkışan yönetmen için orta-şeker bir film olmuş tanımını yaparsak kimseler kızmasın.

rüzgarın hatıraları sinematopya 2

Türkiye tarihinin utanç dönemlerine tanıklık etmiş insanların yaşamlarının filmlere aktarılması ne olursa olsun cesur bir iş. Ama burada eklemek istediğim soru şudur ki; dönem filmi çekmek için illa klasik anlatı diline uyum sağlamak mı gerekiyor? Bir film daha yarısına gelmeden sonunda ne olacağını hissettiriyorsa, seyirci, filmin önüne geçmiş demektir. Eğer ki seyirciye böylesine bir koz verilirse, senaryonun olmazsa olmazlarından “merak uyandırıcı” özelliği erkenden yitirilmiş olur. Bir film, seyircinin hakimiyeti altına girip teslim oluyorsa, istediğiniz kadar dokunaklı bir hikayeniz olsun, yaratmak istediğiniz etkiyi alamaya bilirsiniz. Rüzgarın Hatıraları, iyi bir şairin “üstünde biraz daha çalışmalıyım” dediği bir şiir havasını yansıtıyor. Geçmişi objektif olarak Türkiye sinemasıyla yüzleştiren yönetmen, erdemli bir tavır sergilemiş ve Türkiye halklarının vicdanına seslenecek hassas ve cesur bir işe kalkışmıştır. Bu vesileyle Özcan Alper’e teşekkür etmek boynumuzun borcudur. Gönül ister ki bir film, hikayesi kadar senaryo, oyunculuk ve aktarım biçimi olarak da sinemanın o gizemli tadına erişebilsin. Çünkü bir filmin etkisi ve evrenselliği bu bahsettiğimiz yapı taşlarının yerine oturmasıyla sonuçlanır.

Diğer yazıları Güney Birtek

Boğaziçi Film Festivali’nde Türkiye Prömiyerlerini Yapacak Uluslararası Yarışma Seçkisi

7. Boğaziçi Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma filmleri bu yıl da sinemaseverlerin gönlünü...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir