Daha Kanlı, Daha Western: The Hateful Eight

Fellini, bundan yarım asır önce ünlü filmi Otto e mezzo’ya (Sekiz Buçuk) bu ismi verirken yönettiği filmleri -yardımcı da olsa- hesaba katmıştı. Kariyerinin en ünlü eserlerinden birine imza atan Fellini gibi hırslı bir isim Tarantino da. Her ne kadar sekizinci filmim diye avaz avaz bağırdığı The Hateful Eight’in yapım ve yazım aşamasında başına gelmeyen kalmadıysa da, en nihayetinde çok sevilen Django Unchained’in ardından yepyeni bir Western filmi ve yepyeni bir Western anlayışı ile karşımızda kendisi.

The Hateful Eight, yepyeni bir Western, evet. Bunu özellikle vurgulamamın birkaç sebebi var. İlki ve belki de en önemlisi, altın çağını bitireli on yıllar olan bir türün, özüne saygı duruşunda bulunan böylesi bir eser ile tekrar kendine zihinlerimizde yol açıyor oluşu. Üstelik kırk senenin ardından Ennio Morricone’nin tekrar bu türün sahalarında nota vuruşlarıyla boy göstermesi de (bu tabiri kullanacak olmamda bir sakınca yok sanırım) sinema tarihi açısından önemli bir olay. Yepyeni bir Western anlayışı tabirinin gerekçesi ise biraz daha minimal değerlendirilmeli. Çünkü Tarantino’nun The Hateful Eight’te ortaya koyduğu kırmızısı bol, mizahi yönü kendine has yapı, ne zamanında seyrettiğimiz bu türden yapımların çok büyük kısmına ayak uyduruyor ne de bugünden sonra Tarantino dışında bir sinemacının bu izden gideceğinin garantisini veriyor. The Hateful Eight, tam da bu sebeplerden ötürü Django Unchained’in üzerine tuz biber oluyor.

İlk Western denemesinde hemen hemen her türden seyirciyi memnun edecek, sosyal mesajlarıyla da dikkat çeken bir film yapan Quentin Tarantino, bu türü sevdiğinden mi yoksa Django’nun getirdiği paranın kokusundan hoşlandığından mıdır bilinmez, kariyerine yeni bir Western denemesi ile devam ederken bu sefer kendi temellerine daha sıkı bağlanmış gözüküyor. Neredeyse tek mekanda geçtiğini kabul edebileceğimiz The Hateful Eight, yönetmenin kariyerinin ilk yarısındakine benzer şekilde daha zekice senaryo hamleleriyle güçlendirilmiş bir olay örgüsünü barındırıyor. Adından da anlaşılacağı gibi bir şekilde, fırtınanın ortasında bir araya gelen sekiz gizemli insanın birbirleriyle hesaplaşma öyküsünü seyrettiğimiz film, üç saate yakın süresi boyunca seyircisiyle küçük çapta bir oyun oynuyor aslında. Kim kime dum duma bir ilişki ağının içinden çıkmaya çalışırken, bu maceranın sonunda neler olacağını az çok kestirebiliyorsunuz -tabii daha önce Quentin Tarantino sinemasını iyi hatim etmişseniz.

The Hateful Eight’in, Western geleneğini azıcık ucundan bozan önemli detaylarından biri maceracı bir anlatıma sahip olmaması. Django Unchained’de olduğu gibi karakterleri bir yolculuk içinde kabul edebilmek için bana kalırsa biraz zihnimizi yormamız gerekir. Yine aynı şekilde, karakterlerin önemli bir kısmı için bir hedef doğrultusunda gidişatı etkilediklerini söyleyemeyiz. Aslında Tarantino’nun bu klasik dışı Western denemesi için bilindik sanat kaygılı festival filmlerinin(!) biraz daha kanlı ve heyecanlı versiyonu demek daha doğru olacaktır.

the hateful eight sinematopya

Metni her Tarantino filminden hallice, en azından bir önceki denemesinden daha iyi olan The Hateful Eight’in senaryosunda tartışmaya açık noktalar da yok değil. Kimilerince Tarantino’nun eşcinsellik karşıtı ve kadın düşmanı tarafını yansıtan bir film bu. Aslında çerçevenin geneline baktığımızda erilliğin tavan yaptığı bir eser seyrettiğimizi kabul etmek zorundayız. Bu noktada yönetmeni zan altında bırakmamak adına sorulması gereken soru şu olmalı: Bir filmde eril anlayışı eleştirmenin bir yolu da bu olabilir mi? Bana kalırsa evet. The Hateful Eight’in homofobik ve kadın düşmanı bir çizgide ilerlediğini kabullenme konusunda da evet. Fakat Tarantino’nun anlatım şeması ne olursa olsun, önceki filmlerinde sinema tarihinin en güçlü kadın karakterlerinden birkaçını yaratmış bir ismin kendi çizgisine bu denli yakın bir eserinde aslında o çizgiden bu kadar uzaklaşmış olması ne kadar kabul edilmeli?

Biraz da sinema tekniği açısından bakacak olursak, The Hateful Eight’in müzikal anlamdaki başarısından her defasında bahsetmek, aslında Western müziklerinin ustasına saygısızlık olabilir; o konuyu geçelim. Üç Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Robert Richardson, kapalı bir alana sıkışık kalmasına rağmen ışığı hayran kalınası incelikte kullanarak ve filmin merak uyandırıcı, gizemli atmosferini yakalayan açıları ve kamera hareketlerini yaratarak belki de The Hateful Eight’in en takdir edilesi elementine imzasını atıyor. Geniş oyuncu kadrosunun, bir tiyatro oyununu andıran abartılı performansı ise hem Western standartlarını rahatlıkla yakalıyor hem de Tarantino sinemasının gösterişli oyunculuk anlayışını karşılamayı başarıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

45. Yılında Bir Kült: “2001: A Space Odyssey”

Stanley Kubrick’in bilim kurgu türünü baştan var eden eseri 2001: A Space...
Devamı

1 Comment

  • Hiç Anadolu köylerinden birinde bulundunuz mu? Özellikle kış aylarında? Çünkü eğer bulunduysanız, bu Western yapım sizi resmen Anadolu köy hayatlarının birisinin içine sokuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir