Bağımsız Sinema

Published on Şubat 28th, 2016 | by Burak Hazine

iPhone Aşkına!: Tangerine

Share Button

Hollywood, uzun yıllardır sinema sektörünün başkenti gibi kendini lanse ettirmeye çalışıp bunu başardı. Kültürel anlamda hiçbir üstünlüğü olmayan bir ülkenin, sistem sonucu üstün gözüken bir alanı oluştu. Yedinci sanat için yalnızca sektörel bir başkent olmakla kalmayıp, hayallerin de başkenti haline gelen Hollywood, özellikle kendine has duruşu ile tarihe adını yazdıran Avrupa ve Uzak Doğu sinemasından da en usta isimleri bir bir transfer etmeye başladığında oranın aslında bir bok çukuru olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Sinematik kimliği olan yönetmenler, Hollywood’un yeşil yağan ikliminde ikinci kez yüzüne bakılmayacak eserlerini ortaya koyarken, hayallerin başkentinin kirlenmesine katkılarının olduğunu fark etmiyorlardı. Nihai olarak sinemanın özünü sevenler, Hollywood çukurunun neye hizmet ettiğini biliyor. Bunu anlatma cesaretine girişen birkaç bağımsız isimle karşılaştık elbette. Yine Hollywood’da senenin en çok ses getiren filmlerinden olan Tangerine’in yönetmeni Sean Baker da bu bağımsızlardan biri. Kapitalist dünyanın son harikası olan iPhone model akıllı telefonlardan üç tanesini alıp doksan dakikalık bir film çekerken amacı sadece mizah unsurlarının ön planda yer aldığı bir varoş güzellemesi yapmak değil belli ki.

Tangerine, hemen yukarıda da belirttiğim üzere 3 adet iPhone 5S kullanılarak çekilmiş, 8 Dolar karşılığında satın alınan bir uygulama kullanılarak da teknik detaylarla süslenmiş bir pazarlama harikası aslında. Tüm bunlar, Sean Baker’ın esasında cesur bir sinemacı olduğunu kabullenmemiz için başlı başına yetiyor. Onun sinemanın ve sinemacılığın değişmez kabul edilen normlarına karşı durduğu tek fenomen bu değil. Aslında en önemlisi, filmin geçtiği mekanda saklı. Varoş bir yaşam stilini neredeyse ruhuna işletmiş trans bir bireyin, 28 günlük hapishane macerasının ardından kendisini aldatan sevgilisini arama ve ondan hesap sorma hikayesini izlediğimiz Tangerine, Hollywood’un göbeğinde geçiyor. Hollywood’un, yani hayallerin başkentinin. Seyrederken inanmak istemesek de, bir yanda milyonluk oyuncular ve milyarlık sektör elementleri manzarayı süslerken aslında Hollywood dediğimiz mahallenin varoş kültür ile ne kadar içli dışlı olduğunu kabullenmek zorunda kalıyoruz. Yüz milyonlar harcanarak çekilen Hollywood’un gösterişli hikayelerinin hemen karşı sokağında, iPhone 5S ile çekilen varoş ve zavallı hayatların ayakta kalma mücadelesine tanıklık ediyoruz bir nevi. Yönetmenin tezat vurgusu bununla da yetinmiyor. Film boyunca paraya dair dikkat çekici detaylarla karşılaşıyoruz. Örneğin dünyanın en zengin sektörünün kurulu olduğu bölgede geçen bu hikayede, herkes birbiri ile alışveriş yapma derdindeyken nedense kimse para kazanamıyor. Seks işçileri bir şekilde paralarını alacak hamleyi yapamıyor, yaşlı kadın taksiciye para vermek için çantasını kurcalarken taksici tabiri caizse helal ediyor, baş karakter Sin-Dee metroya binmek için cebinde bir kuruş bile bulamıyor. Tüm bunlar Hollywood’un kenar mahallesinde de değil, bildiğimiz Walk of Fame gibi noktalarda vuku buluyor. Taksicilik yapan Razmik’in aracına binenleri de bu hiciv hesabına katalım. Ve dahasını da ekleyelim mi? Noel zamanında geçiyor Tangerine’in öykü şeması. Sözde şükredilen; fakat bu şükranın binlerce Dolar harcanarak yapıldığı bir zaman diliminde geçiyor yani.

tangerine-sinematopya

Sean Baker’ın Tangerine’in senaryosunu kurgularken oluşturduğu (alt) metinsel tezatlar yetmemiş belli ki. Baştan sona bir hareketlilik içinde geçen film, yine Hollywood ahalisince milyonlar harcanarak seyirci önüne sunulan aksiyonu sadece karakterlerin koşar adımları ve abartılı oyunculukları ile vermeyi başarıyor. Nasıl bir inceliktir ki, bir an olsun nefes almaya vakit bulamayacak gibi hissediyorsunuz kendinizi. Filmin temposu hiçbir zaman düşmüyor. Yönetmen bunu sağlarken bir yandan klasik müziğin kışkırtıcı tınılarına başvuruyor, öte yandan yeraltı kültürünün tavrı net bestelerini konduruyor.

Her yönüyle sinemayı endüstrileştiren elementlere tokat atmayı başaran Tangerine, Sight & Sound gibi saygı duyulan bir oluşuma ait yılın en iyileri listesinde kendine 14’üncü sırayı edinmeyi bile başarmış, heyecan verici, cesurca bir deneme. Ne ilginçtir ki bu filmin kıymeti, taşladığı Hollywood dışında pek de bilinmedi ve bilinecek gibi durmuyor. Bu da endüstriyel sistemin aslında içinden çıkılmaz, tartışmaya açık oluşunun bile tartışılır bir yapı içinde yüzdüğünü gösterir.

iPhone Aşkına!: Tangerine Burak Hazine
Senaryo
Teknik
Oyunculuk
Müzik

Sonuç:

4


Kullanıcı Oyları: 0 (0 oy)


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: [email protected]



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑