Sinema Hareketleri: Bölüm I

GERÇEKÜSTÜCÜLÜK

Fransız İzlenimciler sinemada yeni teknikler bulduğu ve filmlerini ülke sinemalarında gösterime koydukları sırada Gerçeküstü sinemacılar deneysel çalışmalarını, halktan uzakta sanatçı toplantılarında gösteriyordu. Oldukça radikal bir akım olan Gerçeküstücülük filmlerine baktığımızda şaşırtıcı ve şok edici etki gözler önündeydi. Bu akım, isminden de anlaşıldığı gibi resim ve edebiyattaki gerçeküstücülüğün sinemaya uyarlanmasaydı. Akımın öncüsü André Breton; “Gerçeküstücülük, düşüncelerin, düşlerin denetiminden bağımsız gücü içinde şimdiye dek ihmal edilen çağrışımın belirli biçimlerinin üstün gerçekliğine inanmaya dayanıyordu” söylemi akımın amacı için özet niteliği taşımaktaydı. Freudcu psikanalizden etkilenen Gerçeküstücü sanat, “aklın kontrolünün olmadığı ve her türlü estetik ve ahlaki kaygının ötesinde olan” bilinçaltının derin akıntısını kaydetmeye çalıştı. Tuhaf ya da çağrışımsal tasvir arayışı rasyonel olarak anlaşılabilir biçim ve stilden kasıtlı kaçınma, gerçeküstücülüğün özellikleri arasında vücut buldu.

Bu dönemde Salvador Dali ve Man Ray’in sinemayla da haşır neşir olduklarının altını çizerek sanat dallarının her daim ortak bir paydada buluştuğunun önemini vurgulayalım. Akımın en önemli yönetmenleri arasında İspanyol yönetmen Luis Buñuel faktörüne değinmekte fayda var. Buñuel yönetmenliğinde Dali’nin de yardımcı olduğu 1928 yılında çekmeye başladıkları  Un Chien Andalou (Bir Endülüs Köpeği) filmi, Gerçeküstücülüğün anti-anlatı güdüsünü görüntüye yansıtarak nedensizliğe karşı bir tavır sergilemeye çalışmıştı. Gerçeküstücü filmlerin, aslında olmayan bir anlatı biçimini bulmaya çaba gösteren seyirci için rahatsız edici bir durum söz konusudur. Akımın nedensellik anlayışı bir rüya gibi kaçamaklıdır. “L’Age d’or” (1930) filmindeki karakter nedensizce bir çocuğu vurur. “Emak Bakia” (1927) filminde de bir kadın göz kapaklarını göstermek için gözlerini sürekli kapar. Buñuel’in meşhur “Un Chien Andalou” filminde karakter usturayı bileyerek bu duruma karşı çıkmayan kadının göz küresini keser. Cinsel istek ve kişinin kendinden geçmesi, şiddet, küfür ve kara mizah Gerçeküstü filmlerin sinema dilini oluşturur. Akımın stili oldukça özgün ve seçicidir. Mizansen, genelde Gerçeküstücü resmin himayesi altındadır. Un Chien Andalou filmindeki karıncalar (sinema tarihi açısından önemli bir sahne*) Dali’nin resimlerinden esinlenilmiştir. Resimden oldukça etkilenen bu akımın “The Seashell and the Clergyman” filmini incelediğimizde İtalyan ressam Georgio de Chirico’nun resimlerinden de alıntılar görebiliriz. Un Chien Andalou filminin öneminden bahsetmiştik, göz yarma sahnesinde uygulanan kurgu biçimini Sovyet Kurgusu başlığı altında daha kapsamlı inceleyeceğiz lakin filmin kurgusal başarısının Kuleshov efektine dayandığının da altını çizelim. Gerçeküstücü film dili 1930’lara doğru etkisini kaybetse de 70’lere kadar Buñuel ile birlikte adından söz ettirdi ve nihayetinde yeni yönetmenlerin ufkunu aştı.

Diğer yazıları Güney Birtek

Türkiye Sinemasında Film Gibi Bir Hayat: “Çirkin Kral” Yılmaz Güney

”Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili…” Filiz Akın ile başrolünü paylaştığı,...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir