Sinema Hareketleri: Bölüm I

FRANSIZ YENİ DALGASI

Film çekmeye başlamadan önce hepimiz eleştirmendik ve ben sinemanın her çeşidini sevdim. Ruslar, Amerikalılar, Yeni-Gerçekçiler… Bizim –en azından benim– filmler yapmamızı isteyen sinema tutkusuydu. Sinemanın aracılığı hariç yaşama dair hiçbir şey bilmiyorum. (Jean-Luc Godard)

1950-1960 yılları arasında sinema dünyasına çok sayıda yeni yönetmen katıldı ve pek çok özgün kadrajları kullanıldı. 1950’li yılların ortasında Paris’te yayımlanan sinema dergisi Cahiers du Cinéma’da genç film eleştirmenleri Fransız filmlerini yerden yere vuruyordu. Kalemini konuşturduğu dergide: Bir uyarlanmanın oluşumunda yazan kişinin aynı zamanda sinemacı olması gerektiğini düşünüyorum, şeklinde görüş belirten Truffaut, dönemin bilinen senaristlerine (edebiyatçılarına) taş atarak edebiyatçıların sinemaya hak edilen değeri vermediğini dile getirmişti. Godard ise onlarca yönetmeni karşısına alarak: Kamera hareketleriniz çirkin, konularınız berbat, oyuncularınız kötü oynuyor, çünkü diyaloglarınız vasat. Sinemasının nasıl yaratılacağının farkında olmadığınız gibi sinemanın ne olduğunu da bilmiyorsunuz, çıkışını yapması dönemin sinemasını ikiye ayırdı. Truffaut ve Godard’ın  sert çıkışları Fransız sinemasında amatör sinemacıları cesaretlendirdi. Bir film çekmek için büyük paraların büyük stüdyoların gerekmediğinin altını çizen yönetmenler, sinemanın tutkusuna kapılan herkesi eline kamerayı almaya ve kendi özgün kadrajını yaratmaya davet ettiler. Yeni Dalga hareketinin önderlerinden Truffaut (“The 400 Blows”) filmiyle Cannes Film Festivali’nde büyük ödülü kazanmıştı. Yeni Dalga isminin nereden geldiği sorulursa eğer; Yenilikçi yönetmenlerin enerjisi halkı o kadar çok etkiliyordu ki durumun farkında olan gazeteciler onlara “la nouvelle vague” (Yeni Dalga) ismini verdiler. Akımın yönetmenleri 6 yıllık süre zarfında (1959-1965) 32 uzun-metraj çekerek büyük bir başarı sağladı. Godard ve Chabrol 11’er filme imza attılar. Filmlerin belirgin özellikleri arasında rastgele çekilmiş görüntüler ve akabinde oyuncuların doğaçlama performansları mevcuttur. Örnek olarak Godard’ın Band of Outsiders filmini verebiliriz. Filmdeki oyuncular kayıt akarken kendi istekleri üzerine yaklaşık üç dakika sessiz kaldılar. Godard bu uyumun içinde sahneyi kesmeden devam ettirmiştir. Yeni Dalga filmleri Yeni-Gerçekçi hareketin doğurduğu açık uçlu olay örgüsünü geliştirip sinemaya entelektüel bir hava kattı. Yeni Dalga filmlerinde bir hedefe yönelmiş karakterler bulmak zordu. Karakterler genelde amaçsızca dolaşırlar. Sinemada “an” yaratmanın öngördüğü ölçüde bir yerlerde içmeye giderler. Konuşurlar, sevişirler, sinemaya giderler… Gündelik yaşantılar anbean aktarılırdı. Her şey normal ilerlerken bir anda şaşırtıcı olayların gün yüzüne çıkması seyirciyi şok ederdi. Truffaut’nun Shoot The Piano Player (1960) filminde gangsterler, kahramanın kız arkadaşını kaçırdığında, insanlar komik bir cinsellik tartışmasına girişir. İşte burada “devamsızlık kurgusu” Yeni Dalga’nın özellikleri arasında belirir. Bu kurgusal devamsızlık (jump-cut) özellikle Godard’ın filmlerinin temasını oluşturur. Bu vesileyle Yeni Dalga filmleri belirsiz ve kafa karıştırıcı biter. Dünya sinema sahneleri hafızalarına kazınan o meşhur The 400 Blows filminin son sahnesini hatırlarsak, Antoine, filmin sonuna doğru koşarak bir deniz kıyısına yaklaşır, kameraya dönerek fotoğraflanır ve film aniden biter. “Peki, bundan sonra ne olacak?” düşüncesi sarar seyirciyi. Yeni Dalga’nın en önemli ve özetini işlediği filmde Yeni-Gerçekçilikten öğrenilen açık uçluluğun doruk noktası oluşturulmuştur. Filmlerin sinemaseverlere dayatılan yeni mizacı karşıt fikirdeki yönetmenlerin ağır eleştirilerine rağmen devlet, Yeni Dalga akımının işleyişine karışmadı. Hattâ film şirketlerine yardımcı olarak ortak yapım sektörü oluşturuldu.

Televizyonun yaygınlaşmasından sonra sinema dünyasında duraklama devri başlamıştı. Bu durum sektörde krizlere yol açtı, film şirketleri iflasın eşiğine geldi. Birbirleriyle bir dayanışma seti oluşturan Yeni Dalga yönetmenleri Fransa sinemasını ayakta tutabilmek için ellerinden geleni yaptı. Krizden kurtulan sektör bu başarının ardından yönetmenlerine kendi film şirketlerini kurma imkânı sağladı. 1968’de özellikle Fransa’da boy gösteren sol öğrenci ayaklanmaları Yeni Dalga yönetmenlerini fikir ayrılıkları vesilesiyle böldü. Truffaut, Chabrol ve Rohmer devlet odaklı sektörde yerlerini sağlamlaştırırken, muhalif kimliğiyle bilinen Godard İsviçre’ye giderek deneysel çalışmalarına devam etti. Sinema tarihçileri Yeni Dalga’nın bitiş tarihini vermekte zorlanırlar; çünkü Yeni Dalga’nın yarattığı sinema dili sinemaya tutkuyla sarılan yeni yönetmenler için her daim ilham kaynağı olmuştur.

Diğer yazıları Güney Birtek

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali Başladı

Bu yıl 4. kez düzenlenecek olan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED)...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir