Eva no duerme (2015): Eva’ya Huzur Yok

Milletlerin tarihini etkileyen portrelerin beyazperdede kendine yer bulması, modası hiçbir zaman geçmeyecek bir akım. Arjantin gibi politik ve sosyal tarihi dünyaya mal olmuş bir ülkenin en önemli figürlerinden Eva Peron’u en son Madonna ile beyazperdede görenlerin, kendilerini biraz daha karanlık, çok daha gerçekçi ve ürkütücü bir filme, Eva no duerme’ye hazır hissetmemesi için hiçbir gerekçe yok. Kullandığı sinema tekniği ve tarihi figürleri seyrederken alışkın olduğumuz anaakım sinemanın kullanımına pelesenk olmuş üslubun dışındaki anlatımıyla dikkatleri çeken Pablo Agüero imzalı bu filmin başrollerinde, günümüz Güney Amerika sinemasının en ünlü siması Gael Garcia Bernal ve her işiyle bizi kendine hayran bırakan Denis Lavant yer alıyor.

Eva Peron’un hikayesini önemli çizgileriyle anlatmaya artık ne bir sinemacının gözü keser ne de “Evita” hakkında yapılmış bir film için o filmin hikaye kısmına dair bir şeyler çiziktirmeye bir sinema yazarının parmakları. Fakat Eva no duerme’nin odağındaki mesele, filmin ürkütücü ve diken üstünde seyredilmesine de sebebiyet verdiği için bahsedilmeyi hak ediyor. Her biri uzunca birkaç sekanstan oluşan, toplamda üç bölümden oluşan filmin olay örgüsü, “Evita”nın mumyalanmış cesedinin yolculuğu(?) çizgisinde ilerliyor. Gael Garcia Bernal’in gözüktüğü birkaç dakikanın çoğunluğunu oluşturan açılış sekansının ardından yönetmen bizleri tarihe bir süreliğine tanıklık etmeye davet ediyor. Filmin kurgusallığının yanında belgesel penceresini de yavaş yavaş koklatacağı bu 1950’li yıllardan kalma görüntülerden sonra ölü bir bedenin üzerinden sürüp giden, on yıllara uzanan ve binlerce kişinin hayatına mal olan bir mücadelenin ilk aşamalarına göz atıyoruz. Devasa boyutlara ulaşmış bir halk hareketine öncülük eden bir kadın liderin, genç yaşta hayata gözlerini yummasının ardından yönetime el koyan silahlı kuvvetler ile Peronist (ya da günümüzde de kendinden olmayana kolayca yakıştırıldığı üzere terörist) halkın karşı karşıya gelişi, ilk başta basite indirgenebilecek bir figür çatışması gibi gözükürken filmin ilerleyen dakikalarında gerek yönetmenin üslubu, gerek senaryodaki küçük handikaplar, gerekse de yaşanmış tarihin zaman zaman mantık sınırlarını zorlayan gerçeklikleri itibariyle değer kaybına uğruyor. Halk hareketinin simgesi haline gelmiş bir figür, yine aynı halk tarafından -filmde de eleştirildiği üzere- ilahlaştırılıyor. Öyle ki ölü bedeni mumyalanarak sergileniyor. Askeri yönetimin bu mumyayı ülke dışına kaçırarak Peronistlere büyük bir darbe vurmaya çalışması ertesinde yaşananlar ise, denk ve özgür bir yaşam için yola çıkmış insanların bir zaman sonra ibrelerini ne kadar değiştirebileceklerini göstermek açısından kıymetli bana kalırsa.

eva doesnt sleep

Yönetmenin Eva no duerme’de altını çizmek istediği önemli bir detay bu -en azından seyrederken benim aldığım mesaj bu yönde. Sosyalist hareket allanıp pullanmaya, göğsünde uyutulmaya layık olmasının yanında beyazperdede de daima bu yönüyle işlendi. Fakat Peronistlere bu filmde getirilen eleştiri, gösterilenden daha da öte gibi geliyor bana. Devlet eliyle öldürülenlerin hesabını sormaya çalışan asilerin, ellerindeki büyük balığı infaz edilmekten kurtarma şartı olarak simgeleşmiş(?) bir figürün bedeni üzerinden pazarlığa girmesi fazlasıyla aşağılayıcı. Asiler, tutsak ettikleri generale önce devletin işlediği suçları sayıyor, daha sonra ise adil bir şekilde yargılanacağının beyanını veriyor. Buraya kadar her şey güzel, her şey olması, daha doğrusu beklendiği gibi. Fakat ne oluyorsa oluyor, bu adil yargılama ve sonucunda verilen infaz kararı, bir anda Eva Peron’un cesedinin nerede olduğu bilgisi karşılığında örtülme aşamasına geliyor. Halkçı hareketin, yönetmenin uzunca bir sekans ayırdığı bu bölümde yaşadığı, karakterlerin mimiklerinden dahi anlaşılabilecek ikilem, filmin ilk yarısında ister istemez sempati beslediğiniz topluluğa karşı bazı şeyleri sorgulamanızın vaktinin geldiğinin de göstergesi gibi. Her ne kadar bu durum, yönetmenin ilk yarıda apolitik bir bakış açısıyla işlediği eserine bir anda politik bir evreni empoze etmesi gibi gözükse de, aslında Eva no duerme’yi kıymetli bir film kılan esas detaylardan biri.

Teknik açıdan baktığımızda, durağan seyreden ama başarılı sayılabilecek sinematografisi ile seyirciyi tatmin edebilecek pozisyonda Eva no duerme. Denis Lavant’ın oyunculuğu ise Agüero’nun en büyük kozu belki de. En nihayetinde ise, politik sinemayı klasik çizgisinden öte sevenlerin ne yapıp edip seyretmesi gereken bir eser.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Tale of Princess Kaguya Fragman

Yönetmen: Isao Takahata Seslendirenler: Tatsuya Nakadai, Shichinosuke Nakamura, Nobuko Miyamoto Vizyon Tarihi: Belirsiz Fragman #1 Fragman...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir