İletişimsizlik Üçlemesi Bölüm 3: L’eclisse (1962)

Cannes’da Jüri Özel Ödülüne layık görülen, Michelengelo Antonino’nin İletişimsizlik Üçlemesinin son halkası L’eclisse, Üçlemenin diğer iki filmi L’avventura ve La notte’den çok daha ayrı bir çizgide seyrediyor. Üçlemenin bir diğer adının da Anlamsızlık ve Yabancılaşma Üçlemesi olduğu düşünülürse, L’eclisse’nin diğer iki filmden ayrıldığı noktalar, Üçlemenin isminin bazı yazarlar tarafından neden farklı anıldığını açıklar nitelikte. Çünkü ilk iki filmde ele alınan konu temel olarak iletişimsizlikken, son filmde konu, daha çok anlamsızlık ve yabancılaşma temalarına yoğunlaşıyor. Konudaki bu farklılaşma, Antonioni’nin, kurguda da farklı yollar tercih etmesine neden olmuş.

Öncelikle Antonioni’nin iki filmdir anlatmakta olduğu iletişimsizlik temasından sapıp anlamsızlık ve yabancılaşma konularına odaklanması oldukça cesur bir hamle olarak nitelendirilebilir. Bu cesur hamle, üçüncü film olan L’eclisse’de bireysellikten çok toplumsallığın öne çıkmasına neden olmuş. Oysa ilk iki film toplumsallıktan çok bireyselliğe ilişkin yorumlar yapıyordu. Bireysellik-toplumsallık dengesi ilk iki filme göre bozulmuş olsa da, her üç filmde de iki konuya ilişkin yorumlar bulunuyor. Nitekim toplumu meydana getirenlerin bireyler olduğu düşünülürse, birinden bahsetmenin diğeriyle de ilgilenmeyi gerektirdiği yadsınamaz bir gerçek. Antonioni’nin L’eclisse’de toplumsal olaylara diğer iki filme oranla daha fazla eğilmesi filmin -dolayısıyla Üçlemenin-  en güçlü unsurları olan evrensellik ve zamansızlık özelliklerinden uzaklaşmasına yol açmış.  Bu uzaklaşmanın nedeni olarak, bireyselliğin toplumsallıktan daha evrensel ve zamana bağlı olmayan bir unsur olması düşünülebilir. Filmde toplumsallık adına Kenya’nın kurtuluş savaşından nükleer savaş tehlikesine, İkinci Dünya Savaşı etkilerinden kapitalist-sosyalist gerilimine kadar İtalya’nın filmin çekildiği 1962 yılında gündeminde olan birçok toplumsal olay ve olgulara yer verilmiş. Ancak Üçlemenin doğasının bireysellik olduğunu ve İtalyan tarihi konusunda yetkin olmadığımı düşündüğümden, bu yazıda, ilgili toplumsal konulardan bahsetmeyeceğim.

maxresdefault (1)

Konunun iletişimsizlikten anlamsızlık ve yabancılaşmaya dönüşmesi, kurguda bazı değişikliklere yol açmış. L’eclisse’nin Amerikan seyircisi tarafından sıkıcı bulunması, filmde gösterilen olayların gelişigüzel sunulmasından kaynaklanır. Antonioni “anlamsızlık” konusunu vurgulamak için sık sık olay örgüsünden saparak ilk bakışta filmin akışına bir şey katmadığı düşünülen olaylar sunmuştur. Zaten film başlarken çalan eğlenceli şarkının bir anda kesilip müziğin korkutucu sayılabilecek bir piyano solosuna dönüşmesi de, filmin olay örgüsünün birbirinden kopuk sahnelerden oluşacağının habercisidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki filmin başındaki bu ani müzik değişimi, akıllara şiddetle Michael Haneke’nin Funny Games filminin başındaki ani müzik değişimini getirir. L’eclisse’deki anlamsız sapmalara örnek verecek olursak, ana karakter Vittoria (Monica Vitti) bir sahnede filmin olay örgüsüne aykırı bir şekilde büyük meblağda para kaybeden bir adamı takip etmiştir. Bir başka sahnede Vittoria ve arkadaşları dans ederken bir anda sokağa çıkıp kaybolan bir köpeği aramaya başlamışlardır. Bu tarz sapmalar izleyiciye zor bir seyir deneyimi yaşatsa da, filmin sonunda edinilen anlamsızlık hissiyatı tam da yönetmenin amaçladığı bir unsurdur.

L’eclisse’deki bir diğer unsur ise yabancılaşmadır ki bu konu, filmin Üçlemenin diğer iki filmiyle bağlantı kurmasını sağlayan en önemli kozudur. L’avventura ve La notte’deki karakterler, aralarındaki iletişimsizliğin farkında olarak ya da olmayarak her şey yolundaymış gibi davranmaya çalışıyorlardı. Bu da aslında mutsuzken mutlu görünmelerine ve dolayısıyla içlerinde anlamsız bir boşluk olmasına neden oluyordu. L’eclisse’deki ana karakter Vittoria’nın diğer filmlerdeki karakterlerden daha bilge ve farkında olduğu söylenebilir. Çünkü diğer iki filmdeki karakterler nafile bir iletişim çabasındayken Vittoria, iletişimin imkânsız olduğunun farkında olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden de iletişim çabası yerine yalnızlığı seçiyor. Filmde yalnızken mutlu olan, mutlu olmak için bir erkeğe ihtiyaç duymayan bir kadının anlatılması, filmin feminist yorumla incelenmesine de olanak sağlayabilir. Bazı sahnelerde Vittoria, Piero’yla (Alain Delon) eğlenceli vakit geçiriyor gibi görünse de, Vittoria’nın yüzündeki ani mimik değişimlerinden aklında, arka planda hep bir yabancılaşma yaşadığı sezilebilir. Bu yabancılaşmanın filmde somutlaşması, Vittoria’nın yeni doğmuş bir bebek gibi her şeye merakla yaklaşmasıyla sağlanmış. Hiçbir şeyi tanımayan, her şeyi yeni tanıyan biri hiç kuşkusuz yabancıdır. Bu bilmeme-öğrenme döngüsü ortaya merak duygusunu çıkarır. Bebeklerin her şeye “Neden?” sorusunu yöneltmesi de bu yüzdendir. Vittoria girdiği her ortamda, gittiği her mekânda “keşfeden” konumundadır. Üstelik insanların Vittoria’nın aksine, bulundukları ortam ve mekânları keşfetmeye kapalı olmaları ve her şeyi olduğu gibi kabul etmeleri, Vittoria’nın bu insanlara ve mekânlara duyduğu yabancılaşma hissinin daha da derinleşmesine yol açmaktadır. Çünkü bu durum Vittoria’ya kendisini yalnız hissettirir.

anto-5

L’eclisse’de Piero karakteri üzerinden modern insanın materyalist yapısı ve şehirlerdeki kaos anlatılmıştır. Borsayla uğraşan Piero, adeta aklını duygularını köreltmek üzere kullanan biridir. Bu köreltme sonucu modern dünya düzeninin ona bir armağanı vardır: Para. Borsanın bir savaş meydanını aratmayan görüntüleri, kaybedilen ve kazanılan büyük paralar karşısında bir sokak satıcısıyla yapılan pazarlık, sistemin önce açgözlü olmayı teşvik etmesi ardından kaybedilen paraların nedeninin yine sistem tarafından açgözlülük olarak gösterilmesi gibi toplumsal hayata dair birçok eleştiri, Piero karakteri vasıtasıyla yapılmıştır.

Son olarak filmin efsaneleşmiş son 8 dakikasından bahsetmek gerekmektedir. 1962 yılında sinema tarihinde eşi benzeri bulunmayan bu anlatım tekniği, daha sonra birçok filmde kullanılmıştır. Özellikle filmde daha önce vurgulanan sembollerin kolaj olarak tekrar gösterilmesi ve arka plandaki rahatsız edici piyano vuruşları, saykedelik sayılabilecek nitelikte bir hava yaratmıştır. Bu sıra dışı son ve yazının başında bahsedilen cesur hamleler düşünüldüğünde, L’eclisse oldukça aykırı, aykırı olduğu kadar da Antonioni’nin içine sinen bir yapım olarak nitelendirilebilir. Ancak belirtmek gerekir ki izleyicinin ilk iki filmde bulduğu seyir zevki L’eclisse’de bulunmayan bir unsur. L’eclisse kullandığı imgeli, sembolik ve yoğun diliyle zor bir seyir deneyimi yaşatmasına karşın 1960’lardaki İtalyan toplumuna keskin bir bakış atıyor ve bireyin yabancılaşmasıyla kurduğu ilişkilerdeki anlamsızlığı izleyiciye başarılı bir şekilde aktarabiliyor.

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

A Most Violent Year: En Doğru Yol Var Mıdır?

J.C. Chandor’un (Margin Call, All Is Lost) hem yazıp hem yönettiği A...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir