Stephen King’in Romanından: Cell (2016) Frekans

Şimdiye kadar onlarca romanı sinemaya aktarılan uçuk yazar Stephen King’in meşhur Cell romanından sinemaya uyarlanan Frekans, Türkiye’de şimdilerde vizyona girdi. Filmin yönetmenliğini Tod Williams yaparken başrolünde ise Samuel L. Jackson, Isabelle Fuhrman ve John Cusack yer alıyor. Amerikalı usta yazar King akıl sınırlarını zorlayan konularla sinema sektörünün başını döndürüp bizleri durmaksızın şaşırtmaya devam ediyor. İşin ilginç yanı Stephen King romanı okumak tam anlamıyla işkence iken beyazperdeye yansıyan roman olayları teknolojinin sayesinde izlenir hale geliyor diyebilirim. Paranormal Activity 2 filmiyle teknolojik anlamda çıkış yapan yönetmen Williams, bu yeni filminde yine başka noktalara doğru hızlı bir yükseliş yakaladı. Oyunculuk bağlamında usta isimleri kullanıp görüntü kalitesini de Michael Simmonds’ın eline bırakan genç yönetmen, sinematografik olarak filmi muhteşem alanlara çekiyor.

Cell (Frekans), Walking Dead gibi pek çok bilim kurgu filminde yer alan zombileri değişik bir anlayışta göstermekte. Olaylar içinde insanlar bir hastalık veya virüsle zombiye dönüşmüyorlar. Günümüz teknolojisini kendisine çıkış yapan senaryo, herkesin elinde kullandığı telefonla burnumuzun dibinde yer alan baz istasyonlarını konunun merkezine oturtuyor. Dünya çevresinde büyük bir frekans dalgası yer alıyor. Saldırı yapmak isteyenlerin bu dalgaları kullanarak direk insan beyninin içine ulaşması hiç de zor bir durum değil. İnsanlar bu frekans dalgaları saldırısı sonrasında filmde beyinleri yanmış, düşünemeyen, sadece yürüyen ölülere dönüşüyor. Filmin derinliğine azıcık bakalım: Clayton Riddell çok ünlü bir yazardır ve popüler kültürde tanınmışlığın doruk noktasındadır. Son romanını editörüne, kitlesine göstermek için Boston’a gitmesi gerekmektedir. Sunumun yapılacağı gün ailesinden uzakta kalan Riddell, dünyada yaşanılan garip olaylara tanık olur ve hayatta kalmak için ilkel çağda kullanılan tekniklerle yaşam mücadelesi verir. Konuda teknolojinin saldırısı karşısında çaresiz kalan bir grup insanın bu saldırıyı nasıl bertaraf ettiğini bir solukta izliyoruz.

cell sinematopya 2

Şimdiye kadar izlediğim Stephen King roman uyarlamalarında karşıma çıkan en büyük engel, yazarın anlattığı distopik dünyayı yönetmenlerin anlamamasıydı. Frekans filminde yönetmen Tod Williams yazarın ütopik dünyasını harikulade yorumlayıp, içinde yaşadığımız çağın yaşayan ölülerine dönüşen teknoloji bağımlısı insanları filminin merkezine koymuş. Gerçekten çevrenizi azıcık kontrol ettiğiniz zaman beyinleri yanmış, yürüyen aylaklara dönüşmüş telefon bağımlısı yığınları görebilirsiniz. Bu noktadan çıkıp korku ve de gerilimi zombi aleminin düşsel belleğiyle buluşturan film, ciddi anlamda kendi alanında başarılı bir yapım olmayı başarıyor. Ünlü yazarın uçak seyahati sırasında dünyada kopan kıyametle şehirler yanar, insanlar kurulu tüm düzeni yıkmak için birbirlerini yok eder. Bu planlanmış bir saldırıdır ve dünyada sadece bir grup insan hayatta kalır. Hikaye klasik Walking Dead dizisinde olduğu gibi, hayatta kalan insanların ölmemek üzere giriştikleri uğraş üzerine kurgulu.

John Cussack’ın oynadığı yazar Clay Riddel rolü filmin tam merkezinde yer alıyor. Havalimanından başlayarak tanımadığı bir grup insanla ölüm kalım savaşına girişen Riddel, Cussack oyunculuğu sayesinde gerilim odaklı karakter olmayı başarmış. Sahici rollerin adamı Samuel L. Jackson, Tom McCourt ile yine soğuk kanlı, her problemi akıl yoluyla çözebilen bir isim. Filmin nirengi noktası bu iki büyük oyuncunun etrafında birleşirken, kaçış sırasında olayların çözümü de devreye girince kadronun ne derece doğru isimlerden oluşturulduğunu görüyoruz. Tabi burada Alice Maxvell’e hayat veren Isabelle Fuhrman, ekip olarak ortaya çıkan enerjiyi yönetmenin isteği doğrultusunda bir üst çıtaya taşıyor. Güzelliğinin dışında, karakter olarak olayları duygusal alana çeken genç yıldız filmdeki çıkışın odak noktası.

Filmin konusuna bakıp ortada klasik zombi filmi olduğunu düşünebilirsiniz ama durum hiçte öyle değil. Belki de Stephen King’in şimdiye dek yazdığı en iyi romanı olan Cell, günümüz dünyasının teknolojisi ile ortaya çıkan virüsü insan beyninin içine yerleştirip, korku ile gerilim merkezli bir başyapıt yaratabilmiş. Ben filmi sonuna kadar gerçekçi bulduğumu belirteyim. Bir defa ortada mezarından dirilmiş, durup dururken zombi olmuş insan toplulukları yok. Filmin görüntü kalitesi, olaylar arasındaki geçiş hızı yüksek tempoda bir yapıtı bizlere sunarken, yönetmen Tod Williams’ı sonuna kadar tebrik etmek gerekli; karakter oyuncularıyla teknolojik bunalımı aynı kefede eriten yönetmen eşine az rastlanır yaşayan ölüler konusu yaratmış. Filmin soluksuz aksiyonunu da unutmadan mutlaka Frekans’ı izleyin, pişman olmayacaksınız.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Hollywood’un Mitoloji ile Başarısız İmtihanı

Son iki aydır sinema perdelerini adeta esir alan ‘mitoloji’ konularıyla oradan oraya...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir