Bağımsız Sinema

Published on Ağustos 10th, 2016 | by Yaşam Kaya

Woody Allen’dan Şaheser: Café Society (2016)

Share Button

2016 Cannes Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen Café Society, Woody Allen’ ın senaryosunu yazıp yönettiği çarpıcı bir film olarak göze çarpıyor. Hollywood dünyasının 1930’lu yıllarına geri dönüş yaptığımız filmde Jesse Eisenberg, Kristen Stewart, Blake Lively, Parker Posey, Steve Carell, Corel Stoll ve Sheryl Lee gibi birbirinden seçkin isimler rol almış. Tiyatro dünyasının da vazgeçilmez ismi olan Allen, bu filmini teatral bakış açısından yola çıkarak yazdığı için konuda beliren dönemsel görüntüler şahane görüntü kalitesiyle izleyiciye ulaşıyor. Café Society’nin görüntü yönetmenliğini üç Oscar Ödüllü Vittorio Storaro üstlenirken, kostüm ve dekor tasarımı olarak film epeyce ses getirecek özelliğe sahip.

Café Society 1930’ların New York ve Hollywood’unun panoramik dünyasına yolculuk yaparak, 2016 yılında kimselerin bilmediği tozlu görüntüleri yalın çıplaklıkla anlatmış. Woody Allen’ın anlatıcı kimlikte o dönemi yaşayarak bizlere sunması film için bir artı puan daha demek. Temizlik ve titizlik hastası yaşlı yönetmen, filmlerine ve senaryolarına aynı duyguları vererek eğildiği için Café Society’de dönemsel görüntüleri kusursuz, Hollywood içi ilişkileri berrak halde beyazperdede gösterebiliyor. Allen ince işçilik örneği gösterdiği filminde mücevher taciri (aslında buna mafya diyebiliriz) bir ailenin en küçük oğlu olarak Bronx’da doğan Bobby Dorfman’ın (Jesse Eisenberg) Hollywood’a gidişini, oradan da New York’a dönüşünü izliyoruz. Tabi bu gidiş, içinde büyük bir merak barındırırken, Hollywood dönüşü Vonnie (Kristen Stewart) ile aşk yaşayan Bobby’nin yaşamındaki değişimi duygusal açıdan görüyoruz. Filmi iki bölümde değerlendirmeliyiz. Birinci bölümde Hollywood dünyasına dayısının yanına giden genç, heyecanlı Dorfman gözümüze çarparken; ikinci bölümde New York’ta artık olgunlaşmış, dayısı Phil’in (Steve Carell) aşık olduğu kadından kaçıp kendisine yeni bir dünya kurmaya çalışan olgun Dorfman karşımızda.

Milyonerler, play-boylar, profesörler, fahişeler ve gangsterlerle dolu Café Society mecrasında Woody Allen’ın 1930’lu yılların ihtişamlı, cafelerle dolu, lokantalarıyla, gece kulüpleriyle ünlü mekanlarını tasvir etmesi tek kelime ile muhteşem. Sofistike gece yaşamının sırlarını anlatan yönetmen, özellikle Hollywood’un yapay oyuncu-yönetmen-menajer ilişkilerini farklı pencereden göstermiş. Samimiyetsizliğin içinde kendini sanatçı zannedenler ve sadece popülerlik üstüne hayat kurgulayanlar filmde yerden yere vurulmuş. Bu yapılırken Bobby ve Phil konudaki önemli örnek oluyor. Phil, kendi karısından sıkılıp ilk görüşte aşık olduğu sekreterine bağlanıp hayatını onunla kurgulamak istiyor. Bobby ise bilmediği Hollywood’u Vonnie’den öğrenirken aşkın doğasını ister istemez tadıyor. Tabi bu arada Bobby’nin abisinin New York’ta karanlık işlere girmesi ve mafya örgütüne liderlik yapması konuyu o dönemin mafya-devlet ilişkisine sürüklüyor.

cafe society sinematopya 2

Phil rolünde Steve Carell gerçek anlamda bir karakter oyuncusu. Yeğeninin bilmeden Vonnie’ye aşık olmasını doğal karşılayıp, sevdiği kadını elinde tutmak için hayatından vazgeçen karakteri öylesine vurucu oynuyor ki, film onunla beraber Hollywood’un öteki dünyasına sürükleniyor. Pespaye sinema yıldızları sadece şöhret peşinde koşarken menajer Phil onları temsilen önemli bir örnek. Bobby ise Jesse Eisenberg’in saf oyunculuğu yine karşımızda. Hollywood macerasında rolüne adaptasyon sorunu yaşayan Eisenberg, New York’ta yüksek prestijli Café Society hikayesini başlatırken kendi rol kimliğini bulabilmiş. Ve Vonnie’de Kristen Stewart; beni kendisine hayran bırakan kadın… Aşkın doğasını eksiksiz oynayan, vücut dilini muhteşem gösteren genç oyuncu filmin odak noktası olduğunun farkında. Woody Allen’ın konu boyunca Yahudilik ile alay edip, Tanrı’yla ironi yapması hepimizi güldürdü. Özellikle kendi senaryosunda kendisiyle alay etmesi ise komedideki en büyük olaydı. Kendisinin de Yahudi olduğunu düşündüğümüzde senaristin dini ögeleri ince alaya alması realist dünyanın gerçeklerini suratımıza bir yumruk gibi indirmiş.

Café Society, teatral konu yapısıyla sinemada Woody Allen’ın bir şaheseri olarak dikkatleri üzerine çekiyor. 1930’lu yılların kurgusal anlatımı, dönemsel işlenişi, dönemin sosyal olaylarının aktarılışı tek kelime ile kusursuz. Komedi ağırlıklı dram sizleri beyazperdeye bağlarken, özellikle son sahnedeki aşkın gösterilişi hepimizi derinden yaraladı.


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑