Türkiye Sineması sarmasik-940-x-4001

Published on Eylül 26th, 2016 | by Belce Örü

Sarmaşık (2015)

Share Button

Yönetmenliğini Tolga Karaçelik’in, görüntü yönetmenliğini Gökhan Tiryaki’nin üstlendiği 2015 yapımı Sarmaşık, son yıllarda izlediğim en güzel filmlerinden biri. Sanat filmi tadında olan Sarmaşık’ın seyirciyi sıkmadan, hatta filmin içine çekerek kendisini izlettirmeyi başarabilmesinin birkaç nedeni var. Bu nedenlerden biri de otorite, güç, iktidar gibi siyaset felsefesine konu olan teorik bir konuyu üst perdeden, elitist bir tavırla değil; samimi, gemi adamlarının durdukları ve hayata baktıkları noktadan bakmamız sağlanarak filmin evrensel tarafının güçlendirmiş olması. Bu anlamda Serdar Akar’ın çektiği ”Gemide” filmindekine benzer başarılı bir mizansen oluşturulmuş. Ayrıca yönetmenin dert edindiği konuyu yakın dönem Türk siyasi tarihine atıfla anlatmaya çalışması filme yerellik kazandırmış. Bu yüzden filmin politik bir düzleme oturtulduğu bir gerçek. Tabii bu anlamda yönetmenin elini taşın altına soktuğu, belki de hassas ve derin sularda yüzdüğü bir film yaptığını söyleyebiliriz. Filmde seyircinin karakterlerle kolayca özdeşlik kurabilmesinin nedeni Sarmaşık’ın Türk siyasi tarihinden ve Türkiye’nin toplumsal meselelerinden bahsetmesi değil sadece. Filmin bu kadar başarılı olmasının bir diğer nedeni de oyuncuların gösterdiği olağanüstü performans. Nadir Sarıbacak (Cenk) gibi parlayan bir oyuncunun yanı sıra; Hakan Karsak (Nadir), Özgür Emre Yıldırım (Alper), Kadir Çermik (İsmail), Osman Alkaş (Beybaba), Seyithan Özdemir (Kürt) gibi çok başarılı isimler de filmde müthiş performans gösteriyorlar.

Kraldan çok kralcı olan İsmail, gemicilikte deneyim sahibi, aynı zamanda muhafazakar bir çevreden gelen dindar bir kişi. Alper, gemiciliğe yeni adım atmış ara sıra esrar kullanan eski bir taksici. Filme damgasını vuran Cenk ise, biat etmekten hoşlanmayan, düzene karşı çıkan bir karakter. Filme ivme kazandıran, adeta filmi sırtlayan bir isim Cenk. Kamorat Nadir, kendi halinde mülayim birisi ve gemide mutfaktan sorumlu olan kişi. Evleri devlet tarafından ellerinden alındığı için ailesi sokakta kalmış fakat onlara yardım etmek için gemiden inemiyor. Çünkü kaderine küsmüş, kendisine olan inancını yitirmiş, intihara meyilli birisi Nadir. Film boyunca tek kelime etmeyen Kürt ise film için kilit pozisyonda. Belki de bu yüzden yönetmenin en açık ettiği karakter. İsminin bir önemi yok çünkü onun öne çıkan özelliği Kürt olması. Aynı zamanda olayların gidişatını belirleyebilecek güçlü bir potansiyele sahip. Bu düşünce Kürt karakterini oynayan oyuncunun fiziksel özellikleriyle desteklenmiş. Bir hayli uzun boylu ve iri yarı bir karakter seçilmiş. Kürt ortadan kaybolduktan sonra görülen kabuslar ve gemi güvertesine yansıyan gölgeler bir anlamda geçmişte yaşanan olayların geleceğe yansıdığını ve hala etkisini sürdüğünü gösteriyor. Beybaba diye çağrılan kaptan ise bir gemi şirketinin emri altında çalışan ve oturduğu koltuğun kendisine yüklediği sorumluluk altında ezilen bir kişi, korktukça daha da çok saldırganlaşan bir otorite figürü. Ama aslında o da bir emir kulu.

sarmasik-5

Sarmaşık, bir gemi şirketinin iflası üzerine 5 gemici ve bir kaptandan oluşan mürettebat deniz hukukuna göre gemide kalmak durumunda oldukları için 120 gün boyunca limana demir atmadan yiyecek ve içecek sıkıntısı içerisinde beklemeye başlamalarını konu alan bir film. Fakat bu uzun ve zorlu bekleyiş güç savaşını ve çeşitli sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Tek mekan seçimi, yiyecek ve içecek kıtlığı ile boğuşan 6 erkeğin ilkelliklerinin ortaya çıkması ve gerilimin artması için doğru bir seçim. Tek mekanda çekilmiş olmasına rağmen film; oyuncuların üstün performanslarıyla desteklenmesinin yanı sıra, güzel kamera açıları ve görsel efektleri kullanarak sinematografik anlamda seyirciyi tatmin ediyor. Bu sayede film içinde muazzam bir akış ve hareketlilik sağlanmış.

Gemi hayatı, Platon’un daha önce ‘’Devlet’’ adlı kitabında bahsettiği gibi devleti oluşturan unsurları içerisinde taşıyan güzel bir simge sembol olmuş. Bu anlamda devletin bileşenlerini oluşturan güç-iktidar-meşruiyet gibi kavramları gemi adamlarının ilişkileri ve onların hayatları üzerinden sorgulayabilme fırsatı yakalayabiliyoruz.

Geleneksel anlamda devletin gücü elinde bulundurmasının en önemli nedeni klasik siyaset düşünürlerine göre şiddet tekeline sahip olmasıdır. Foucoult gibi postmodern düşünürler iktidar ve güç kavramlarını çok daha kapsamlı açıklamışlar, şiddet araçlarının geleneksel anlamda ifade edilenden çok daha farklı olabileceğini ifade etmişlerdir. Fakat filmimiz basit anlamda devlet ve onu oluşturan mekanizmaları sorgulayan bir film olduğu için klasik siyaset felsefesinden yola çıkmak çok daha doğru olacaktır. Buna göre ise “şiddet araçları üzerindeki denetim” ve ”şiddeti kullanma yetkisi” siyasal iktidarın temel niteliklerindendir ve bu nitelik var olmadan hiçbir iktidar ayakta kalamaz. Bu nedenle şiddet el değiştirince meşruiyeti sorgulanan yönetim el değiştirip ötekinin veya ötekilerinin kontrolüne geçebilir. Beybaba’nın, Kürt’ün kaybolması ve Cenk’in kontrolden çıkması sonrasında hissettiği korku aslında bu düşünceden ileri gelmektedir.

sarmasik-film-2015-2

Filmi güçlü kılan en önemli etmen bence edebiyattan beslenen bir senaryoya sahip olmasında yatıyor. Karaçelik, Samuel Taylor Coleridge’in afyon etkisinde kalarak gördüğü bir rüya sonrasında kaleme aldığı (The Rime of the Ancient Mariner – Yaşlı Gemici) şiirinden balatlar sunarak filmi üç bölüme ayırmış. Böylece kitapta anlatılan olayların, senaryonun çıkış noktasını oluşturduğunu ve filmin tümüne sirayet ettiğini anlamış oluyoruz. Sembolik anlatımın ve büyülü gerçekçiliğin düşsel atmosfere taşınmış öğelerinin yerinde kullanımıyla film izleyici üzerinde bıraktığı etkiyi arttırmış oluyor. Kitapta öldürülen bir kuşun ardından doğanın gemicilerden öcünü alması bunun kehaneti olarak görülen sümüklü böcek figürü aynı şekilde Kürt’ün ortadan kaybolmasının ardından işler iyice sarpa sardığında da kullanılan bir figür olmuş.

Güverte tahtaları çekti zamanla
Su su nereye baksan yalnızca su,
Ama hiç bir yerde yok içecek bir damla
Ve İnanılmaz bir şey oldu, Tanrım
Denizin ta kendisi çürüdü.
Ve sümük gibi olmuş sularda
Sümüklü yaratıklar sürünüp yürüdü;
Kaykılıp yatarak, doğrulup kalkarak;
Dans etti gece ölüm ateşleri
Ve mavi, yeşil, beyaz yandı sular
Kaynayan bir cadı kazanı gibi.

Filmden geriye hafızamda şu sorular kaldı: Beraber yaşamaya mahkum olduğumuz bu gemiyi limana sağ salim götürebilecek miyiz? Yoksa açık denizde çözemediğimiz sorunlarla boğulacak mıyız? Gemiyi ilerletebilmek farklılıkların kabulü ile mi yoksa tek tipleştirme ve baskı mekanizmalarını daha da fazla kullanmak ile mi mümkün olacak? Kaptanlar (yöneticiler) geminin dirayetinden mi yoksa öncelikle kendi can güvenliğinden ve kişisel zaaflarından mı sorumludurlar? Peki ya tüm faturayı kaptana kesmek doğru mudur? Gemideki herkes az biraz suçlu değil midir olup bitenden?

Sundance Film Festivali’nde gösterilmeye hak kazanan ve Altın Portakal Film Festivali’ne damgasını vuran Sarmaşık filmi; izleyicilere bazen açık bazen de kapalı şekilde yönelttiği güzel sorular, akılda kalan etkileyici sahneleri, sağlam alt metni ve samimi senaryosu ile izlenmeyi kesinlikle hak eden bir yapım. Belki de son yılların en etkileyici ve başarılı Türk filmi.


Yazar Hakkında

Varlığında, varlığın var olmasının söz konusu olduğu bir varlık olarak var olan bir varlığım. (Nev-i şahsına münhasır)



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑