Yönetmenler

Published on Ekim 13th, 2016 | by Merve Düzelten

Andrei Tarkovsky Röportajları

Share Button

(Sondan 3 röportaj)

 

1.Röportaj

Bir biyografik film mi? Hayır, bu film, “herhangi bir kişinin hiç bir bölümünün ekranda tekrar gösterilmediği” biyografisi tarzında bir film değil. Benim amacım Rublev’in hayatını yeniden inşa etmek değildi. Ama önceden de belirttiğim gibi, ben esas olarak insanoğlu ve geçmiş zamanda yasadığı atmosferlerle ilgileniyorum. Ama bu, filmin tarihsel olduğu anlamına gelmiyor. Bence, tarihsel doğruluk, tarihsel olayları tekrardan inşa etmek demek değildir. Filmin, inandırıcı olması için tüm özelliklere sahip olması gerektiği ise göstermek istediğimiz önemli bir konu.
Tarihsel film denilen filmler, çoğunlukla süslü anlatıma sahip ve tiyatral filmler oluyorlar. Tüm bu egzotizimden kaçınmak, benim bilinçli kararımdı.

[…]

İnsanlar bu sıralar, Rublev’i Solonitsyn’den daha iyi oynayabilecek biri olmadığını düşünüyorlar. Deneme çekiminden sonra, her şeyi (geçmiş dahi!), sıradan bir perspektif içinde görmeye çalışmaya ikna oldum. Solonitsyn ile şansım yaver gitti. Başlangıçta tek bir şey biliyordum, o da bu rolü bilinen bir aktöre vermeyeceğimdi. Fark ettim ki, bu yüz şeytancıl tek fikirliliği görebilen, etkileyici iç güce sahip bir yüz olmalıydı.
Solonitsyn, gerekli fiziki görünüme sahip olmasının yanında, aynı zamanda karmaşık psikolojik süreçlerin büyük bir tercümanı da.

tumblr_lh8k6uf6c71qb9cz3o1_1280

2.Röportaj

Başrolde oynayacak aktör daha önce hiçbir filmde oynamamış biri olmak zorundaydı. Biri, Rublev’i oynayacak kişiyi izlediğinde kafasında farklı birini hayal etmeliydi, oynayan kişinin diğer filmlerde canlandırdığı karakterleri değil. Bu yüzden o güne kadar küçük bölümlerde rol alan, Sverdlosk tiyatrosundan bir aktör seçtik.

Solonitsyn, Iskusstvo Kino dergisindeki aylık yayınlanan senaryoyu okumuş ve kendi imkânlarıyla Mosfilm’e gitmiş. Daha sonra kimsenin Rublev’i ondan daha iyi oynayamayacağını belirtmiş. Deneme çekiminden sonra onun kesinlikle bu rol için en iyisi olduğuna ikna oldum.

[…]

Andrei Rublev’den kimse sahne kesmedi. Ben hariç. Ben kendimce bazı kesmeler yaptım. İlk versiyonda filmin süresi 3 saat 20 dakikaydı. İkincisinde 3 saat 15 dakika. En son versiyonda 3 saat 6 dakikaya kadar kısalttım. Son versiyonun en iyisi ve en başarılısı olduğuna ikna oldum. Ve sadece aşırı uzun belli başlı sahneleri kestim. İzleyici onların yokluğunu fark etmez bile. Kesimler, ne konuyu ne de önemli olanı değiştirecek şekilde yapıldı. Diğer bir deyişle hiçbir anlamı olmayan aşırı uzun sahneleri kaldırdık.

Asıl amacımızı ortadan kaldıran, nahoş bir izlenim bırakan, izleyiciler üzerinde psikolojik bir şok etkisi yaratan vahşet sahnelerini kestik. Uzun tartışmalar esnasında, bana bazı sahneleri kesmem konusunda tavsiyeler veren bütün arkadaşlarım ve meslektaşlarım, sonunda haklı çıktılar. Bunu anlamam için biraz zaman geçmesi gerekti. İlk başta özgünlüğüme baskı yaptıkları gibi bir hisse kapıldım. Daha sonra, filmin son versiyonunun “isteklerimi daha çok yerine getirdiğini” gördüm. Ve filmi şimdiki haline kısaltmaktan hiç pişman değilim.

the_mirror

[…]

Eğer bir kişi renklerin uyumuna bir ressam gibi duyarlı değilse, hayatının her gününde karşısına çıkan renklerin farkına bile varmaz. Örneğin; benim için sinemasal gerçeklik, siyah ve beyazın tonlarında var olmuştur. Daha yeni Rublev’de bir yanda realite ve yaşamı, diğer yanda sanatı ve resmi ilişkilendirdik.

Son renk dizisi ve siyah beyaz filmin arasındaki bu bağlantı, bizim için, Rublev’in sanatı ve hayatının birbirine bağlılığını anlatma şekliydi. Başka şekilde anlatacak olursak bir yanda rasyonel ve realistlik olarak sunulmuş bir hayat; diğer yanda hayatının gelenekselleştirilmiş sanatsal özeti.

Andrei Rublev’in, böyle kısa bir zamanda olağanüstü ikonlarının hepsini göstermek imkansızdı, biz de tüm çalışmalardan seçtiğimiz bir kaç detay göstererek, sanki hepsini gösteriyormuş gibi bir izlenim yaratmaya çalıştık. İzleyiciye rehberlik yapması için Rublev’in, tam anlamıyla ‘zirve’ eserlerinin bir dizi detayını ve çalışmlarının birkaç kısmını göstermeye çalıştık. Rublev’in ünlü çalışması Trinity’i tam çekim yapmaya çalıştık.

[…]

Birimden bütüne taşımayı sorgulayan, izlenimci bir akış oluşturan ve bir tür renk dramaturjisi olan bu işe izleyiciyi de dahil etmek istedik.

Filmin son çeyreğindeki renk finali, izleyicinin dinlenmesi için gerekliydi. İzleyicinin, tek renk çekilmiş son sahneden hemen sonra sinemadan ayrılmasına izin vermek istemedik. İzleyiciye, kendini Rublev’in hayatından ayırmak ve Rublev’in hayatını kendi hayatına aksettirmek için zaman verilmesi gerekiyordu. Renklere ve izleyiciye empoze ettiğimiz müziklere bakarak söylemek istediğimiz şey, izleyicinin filmin tümünden genel olarak bir çok sonuç çıkarabileceği ve zihninde ana konuları sıralayabileceğidir. Kısacası izleyicinin ‘kitabı hemen kapatıp kenara koymasına’ izin vermemeye çalışıyoruz. Bence Andrei Rublev, zil bölümünden hemen sonra bitseydi, başarısız bir film olmuş olacaktı. Ne pahasına olursa olsun, izleyiciyi sinemada tutmaya ihtiyacımız vardı. Ressamın –resimlerinde kullandığı renklerden anlaşılabilen- yaşadığı tüm kötü olayları yansıtan ve ne kadar mükemmel bir sanatçı olduğunu ortaya koyan bazı devamlılıkları eklememiz gerekiyordu. Bütün bu düşünceler seyirciye aktarılmak zorundaydı.

[…]

Filmin, yağmurda atların bir görüntüsüyle sona ermesine değinmek istiyorum. Sembolik anlamda at imgesi benim için hayatla eş değer. Bir ata baktığım zaman hayatın özü ile doğrudan temas halinde olduğumu hissediyorum. Belki de atın çok güzel ve arkadaşçıl bir hayvan olmasından, dahası Rus görselliği (manzarası) için karakteristik olmasından dolayı böyledir.

Filmde atlarla çekilen birçok sahne var. Uçmaya çalışan bir adamın başarısız girişiminden sonra öldüğü sahneyi ele alalım. Üzgün görünen bir at, sahneye sessizce tanık oluyor. Yine final sahnesindeki atların varlığı, hayatın kendisinin, Rublev’in bütün çalışmalarının kaynağı olduğu anlamına gelir.

andrei-tarkovsky

Son Röportaj

Yeteneklerini gösterebilmesi için Andrei’yi sessizlik yeminine zorlamaya karar verdik. Ama bu, onunla aynı fikirde olduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine, daha sonraki bölümlerde, izleyiciyi Andrei’nin sessizliğinin hiçbir mantığı olmadığına inandırmaya çalışıyoruz. Birbirini takip eden olaylar karşısında kahramanımızın bir sanatçı olarak buna katılamaması ve sorulara cevap verememesi çok anlamsız. Bizim için onun sessizliğinin oldukça göze çarpan, soyut ve hatta sembolik bir anlamı vardı. Andrei’nin sessiz olduğu sahnede, filmin anlamını yansıtan, ana öneme sahip olaylar meydana geliyor.

Filmde ani bir kararla Tatarlarla yola çıkan ve Andrei’yi terkeden, köylü, deli bir kadın karakter (blazhennaya) var. Basit bir şekilde gruptan birinden hoşlanıyor ve onunla gidiyor. Sadece deli olan biri bir işgalcide canlı ve neşeli bir şey görebilirdi. Onun deliliğine dayanarak durumun ne kadar absürd olduğunu vurgulamak istedik. Aklı başında hiçbir insan bu şekilde davranmazdı. Ama Andrei’nin tepki göstermesi ve kendisini ona karşı sorumlu hissettiği emanetine (onuruna, namusuna) yapılan saldırıyı kabul etmemesi gerekiyordu [eski Rusya’da bir blazhennyinin kutsal olduğu düşünülüyordu, bir ‘blazhennyi’yi (deli kadın) ya da ‘yurodviyi’yi (deli adam) aşağılamak demek, sonradan geri dönecek büyük bir günahı göz önüne almak demekti]. Yine de tepki vermiyor, yeminini bozmayarak tek kelime bile etmiyor. Andrei başka biri için başkasının karşısına dikilmiyor ama kendisini de savunamıyor.

Rolan Bykov tarafından canlandırılan Skomorokh, onu gardiyanlara ihbar eden kişinin Andrei olduğunu düşünüyor -çünkü Andrei, onu insanların arasında dans ederken, hoppa ve Rus soylular hakkında alaylı şarkılar söylerken görmüştü-. Yıllar sonra yıprandığı, çok acı çektiği sürgünün dönüşünde Skoromokh, Rublev’i kalabalığın önünde ihanetle suçluyor. Rublev, kendini -sürekli sessiz olduğu için- temize çıkaramıyor ve masum olduğunu kanıtlayamıyor.

Katedralin duvarlarını boyaması için Andrei’yi çağırıyorlar. Ve Andrei yine sessiz. Kendini adeta dış dünyaya kapatıyor, yeteneğine gömülüyor ve deli adam gibi yaşıyor. Her şey yanlış bir yola giriyor. Rublev, normal bir insanın yaptığı şeyleri yapmıyor. ‘Milletini seven ve gururlu herhangi bir vatandaşın yaptığı şeyleri’ de yapmıyor. Sadece inancın verdiği kuvvetle, mahkumiyet ve çeşitli duygular içinde çanın inşasında çalışan Boriska, Andrei’nin sessizliğini bozuyor. Güç, insanoğlunun yaradılışındaki sevginin gücü, azim ve insanın kaderindeki inanç, Rublev’in günahkar yeminini kırıyor.

Kaynak: http://people.ucalgary.ca/~tstronds/nostalghia.com/TheTopics/On_Rublov.html


Yazar Hakkında

94'te Kocaeli'de doğdum. Dişimdeki domates kabuğunun kusuruna bakmayın. Ben de memnun oldum.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑