Captain Fantastic (2016): Devlet vs. Orman

Türkiye prömiyerini Filmekimi 2016’da yapan Matt Ross’un yazıp yönettiği Captain Fantastic, doğada yaşamaya karar vermiş bir aileyi merkeze alıyor. Film; şehir yaşamına, dine, ahlak kurallarına, geleneklere kısacası genel olan her şeye karşı yaptığı eleştirilere ve insanın sürüden ayrılmasının sonuçlarına odaklanıyor.

Ben (Viggo Mortensen), çocuklarıyla beraber ormanda yaşayan bir aile babasıdır. Aile zorunlu kısa şehir ziyaretleri dışında her zaman ormandadır. Burada medeniyetten ve insanlardan uzak yaşamaya karar veren insanların yine de tam olarak medeniyetten ve insanlardan kopamayacaklarını görürüz. Çünkü zorunlu olarak arada sırada şehre giderler. Yorgos Lanthimos’un The Lobster filminde de ormanda yaşayan bir topluluk vardı. Bu topluluk da, aynı Captain Fantastic’teki gibi, zorunlu olarak şehre giderdi. İki filmde de anlatılmaya çalışılan, tamamen doğada yaşamaya karar veren bir insanın bile hiçbir zaman ilk insanların deneyimlediği kusursuz doğa deneyimine ulaşamayacağıdır. Toplum ve medeniyet insanların hayatına öylesine nüfuz etmiştir ki onu insanın ihtiyaçlarından ve beyninden söküp atmak imkânsızlaşmıştır.

thumbnail_24323

Çocukların isimleri Bo, Kielyr, Vespyr, Rellian, Zaja ve Nai’dir. Tahmin edilebileceği üzere çocukların isimleri anne babaları tarafından uydurulmuştur. Bunun nedeni Bo’nun ağzından şöyle ifade edilmiştir: “Anne babamız dünyada bizden bir tane olmasını istemiş.” Toplumsallık-bireysellik düzleminde bakıldığında insanın isminin ona özel olması, onu toplumdan uzaklaştırıp kendi bireyselliğine yakınlaştırır. Anne baba henüz çocuklarının doğumunda, onları toplumdan uzak bir hayat sürmeye hazırlamaya başlamışlardır.

Medeni toplumlarda çocukların soruları yalanlarla ya da uydurma cevaplarla geçiştirilir. Çünkü çocukların küçük yaşta bazı şeyleri anlama kabiliyetlerinin yeterli olmadığı ya da küçük yaşta bazı şeyleri anlamamaları gerektiği düşünülür. Ancak Ben’in yarattığı aile düzeninde çocuklar yetişkinler gibi muamele görür. Bu yüzden de medeni ailelerin aksine çocuklara yalan söylenmez. Annelerinin bileklerini keserek intihar ettiği de, cinsel ilişkinin ne anlama geldiği ve nasıl yapıldığı da, tecavüzün ne demek olduğu da yaşları gözetilmeksizin çocuklara direkt olarak anlatılır.

1892

Baba Ben, çocuklarına okulda göreceklerinden çok daha üstün bir eğitim verir. Henüz sekiz yaşındaki kızı Zaja bile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin tüm maddelerini ezbere bilmekte ve bu Bildirge hakkında kişisel analiz yapabilmektedir. Şehre akraba ziyaretine gidildiği bir sahnede, ormanda babasının eğitimiyle yetişen sekiz yaşındaki Zaja ile şehirde devletin eğitimiyle yetişen on üç yaşındaki kuzeni Jackson arasındaki bu bilgi/kültür farkı ortaya konur. Babası bu farktan ötürü kendisiyle gurur duyar. Çocuklarının beyinleri bilgiyle, vücutları kaslarla donatılmıştır. Gerek fiziksel gerek eğitimsel açıdan yaşıtlarından çok öndelerdir. Ancak kâğıt üzerindeki bu mükemmellik gerçekten de mükemmel midir?

Annenin ölümü üzerine cenazesine gitmek üzere bir yolculuk başlar. Bu yolculuk çocukların şehir ve insanlarla daha önce hiç olmadıkları kadar yakın olmalarını sağlar. Bu yakınlık ise şehirdeki insanlarla ormandaki insanların farklarını ortaya koyar. Çocuklar durmadan garip, çılgın, manyak gibi sıfatlarla yargılanırlar. O güne kadar mükemmel olan hayatları eskisi gibi mükemmel görünmez. Çünkü büyük bir yargı silsilesiyle karşılaşmışlardır. Bu noktada insanın, kendisini ne kadar kusursuz sayarsa saysın, dışarıdan gelen yorumlara ne kadar açık olduğuna şahit oluruz. Çocuklar artık babalarının dayatmalarına dayanamazlar ve Bo beklenen patlamayı yaşar. Babasına hiçbir şey bilmediğini söyler. Babasıysa okuttuğu kitapları, öğrettiği bilgileri kastederek her şeyi bildiğini söyler. Bo’nun buna cevabı “Eğer kitapta yoksa hiçbir şey bilmiyorum” olur. Baba bu noktadan sonra çözülmeye başlar ve çocuklarına verdiği zararın farkına varır. Onları kâğıt üzerinde mükemmel yetiştirmiştir ama bu mükemmellikte insan unsuru yoktur. Günlük hayatın bilgisi olmadan çocuklar şehirde hayatta kalamayacaklardır.

captain-fantastic_ross_photo2-0-2000-0-1125-crop

Thomas Hobbes’un, Jean-Jacques Rousseau’nun ve daha birçok yazarın yapıtlarında bahsettiği Toplum Sözleşmesi, bireyler olarak özgür ama tehlikede olan insanların birleşerek (Devlet’i meydana getirerek) özgür olmayan ama güvenli bir ortamda yaşamayı kabul ettiklerini anlatır. Bireyler güvenlik için özgürlüklerinden fedakârlık etmişler ve toplum halinde yaşayabilmişlerdir. Filme dönecek olursak, filmde bu Toplum Sözleşmesini hiçe sayarak ormanda yaşayan bir aile anlatılıyor. Bu aile, bir yandan Devlet’in yasalarla sağladığı güvenli ortamda yaşarken bir yandan da ormanda yaşayarak özgürlüğünden ödün vermez. Çünkü ormanda yasalar hala geçerli olsa bile varlıkları şehirdeki kadar hissedilmez. The Lobster’da şehre giden topluluk, aynı şehirliler gibi giyinip onlar gibi davranır. Ormanda kendi kurallarına göre, şehirde şehrin kurallarına göre yaşarlar. Bu nedenle ormanda kurdukları topluluk devam edebiliyordu. Captain Fantastic’teki ailenin bu ayrımı yapamaması ve şehrin kurallarına saygı duymamaları, bu aile düzeninin sonunu hazırlamıştır. Hem Devlet’in sağladığı nimetlerden faydalanıp hem de Devlet yokmuş gibi davranmanın yarattığı tezatlık bu sonda etkili olan unsurdur. Socrates hapishanede idam cezasının infaz edilmesini beklerken kendisini kaçırmaya gelen arkadaşı Crito’ya, şehirde yaşayarak şehrin kurallarını kabul ettiğini, şimdi adaletsiz olsa bile, aynı şehrin kurallarına karşı gelemeyeceğini söyleyerek haksız bir şekilde mahkûm edildiği idam cezasını kabul etmiştir.

Captain Fantastic, gerek ilgi çekici konusu gerekse üst düzey sinematografisiyle izlenmeyi hak ediyor. Devlet’ten kaçabilmenin pek de mümkün olmadığı günümüz dünyasında bu tarz “Devlet’ten kaçma” filmleri oldukça yaygın. Captain Fantastic “Hayattan tatmin olamayanlar tatmin olmak için sinemaya gider” sözünü doğrulayan bir yapım.

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

Song to Song (2017): Şeytan’la Randevu ve Tanrı’ya Dönüş

Terrence Malick filmlerinin senaryoları, kutsal kitapların anlatı geleneklerine uygun bir şekilde yazılmıştır....
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir