Türkiye Sineması

Published on Ekim 17th, 2016 | by Mert Özel

0

Mülkiyet Üçlemesi Bölüm 1: Yılanların Öcü

Sayfa: 1 2

Share Button

Metin Erksan’ın mülkiyet temalı üçlemesinin ilk ayağı 1961 yapımı Yılanların Öcü filmidir. Filmde kendi evinin önündeki araziye başka bir ev yapılmasını istemeyen bir ailenin verdiği mücadele anlatılır. Filmin ana karakteri olan Bayram, annesi, karısı ve çocukları ile yaşayan kendi halinde bir köylüdür. Kendisine ait olan küçük bir toprağı işleyerek geçimini sağlar. Evinin önündeki boş olan arazi köy muhtarlığı kararı ile Haceli isimli başka bir köylüye satılır. Bayram ve ailesi, Haceli’nin kendi evlerinin önüne başka bir ev yapmasına engel olmak için büyük bir mücadelenin içerisine girerler. Çıkan bu çatışma her iki tarafa da fazlasıyla zarar verir. Köye gelen kaymakamın Bayram ve ailesinden taraf olması ile evin yapımı engellenir ve film son bulur.

Metin Erksan’ın sıkça işlediği temalardan biri olan mülkiyet, Yılanların Öcü filminde doğrudan doğruya filmin ana eksenini oluşturur. Filmin dramatik anlatımının temelini oluşturan şey mülkiyet sorunudur. Erksan’ın kimi zaman yan tema olarak kullandığı mülkiyet olgusu, bu filmde doğrudan ve ana tema olarak karşımıza çıkar. Üçlemenin bu ilk ayağında mülkiyet teması toprak üzerinden işlenir. Haceli karakteri para karşılığında köyün muhtarından ev yaptırmak için bir toprak parçası satın alır. Amacı, bu araziye ev yapmak, bir “mülk” sahibi olmaktır. Bayram ve ailesi ise Haceli’ye karşı gelirler. Amaçları kendi evlerinin önüne başka bir ev yapılmasını engellemektir. Çünkü kendi evlerinin önüne yapılacak başka bir evin kendi mülkiyetlerine zarar vereceklerini düşünürler. Filmin ana çatışması bu iki eksen üzerinden yürür. Bir tarafta parasını vererek aldığı toprağa ev yapmak isteyen Haceli, diğer tarafta evlerinin mülkiyetlerini muhafaza etmek isteyen Bayram ve ailesi. Filmsel süreç içerisinde gerçekleşen tüm aksiyon ve çatışmaların çıkış noktası bu mülkiyet kavgası üzerinden şekil alır. Bu yönü ile Yılanların Öcü filmi, Susuz Yaz ile beraber Erksan’ın mülkiyet meselesini en doğrudan anlattığı film olarak kabul edilebilir.

Film; Bayram, karısı Haççe ve çocukları Ahmet’in kağnı üzerinde tarlalarına doğru yaptıkları bir yolculuk sekansı ile başlar. Bu bölümde yönetmen, karakterlerinin arzularını seyirciye ulaştırır. Bayram karakteri daha çok toprağa sahip olmak, toprağından daha fazla ürün almak ister. Eğer böyle olursa karısına yeni elbiseler alabilecek, çocuğunu kasabada okula gönderebilecektir. Bu noktadan hareket ile toprağın, toprağa sahip olmanın önemi daha filmin başında seyirciye verilmiş olur. Toprağa sahip olmak demek daha iyi bir hayatın ön koşuludur.

Haççe ve Bayram’ın tarlalarında çalıştığı sahnede, Haççe’nin kocasına söylediği “45 dönüm kıraç tarla” sözü yine toprağa ve toprağa sahip olmanın önemine dair bir donedir. Haççe’ye göre yaşadıkları sıkıntıların, fakirliğin nedeni sahip oldukları toprağın 45 dönüm ile kısıtlı olmasıdır. Eğer ki daha fazla toprağa, daha geniş anlamı ile daha fazla mülkiyete sahip olabilseler yaşadıklarından daha iyi bir hayata da sahip olabileceklerdir. Görüldüğü üzere karakterlerin arzularını şekillendiren ana eksen toprak mülkiyetidir. Henüz ana çatışma ekseni oluşmadan, filmin başlangıç sekansı ile birlikte toprak mülkiyetinin ne kadar önemli olduğu Bayram ve ailesi için ortaya konulmuş olur. Bu sahnenin ardılında ise Ahmet kendilerine ait olan arazide bir yılan görür ve telaş ile babasına seslenir. Bayram ve ailesinin topraklarına yılanlar musallat olmuştur. Yılanlardan korkmamasını öğütleyen babasının telkini ile küçük Ahmet yılanı yakalar ve acımasızca ezerek yılanı öldürür. Bu hareketi babasınca olumlanır. Bu olay, filmsel süreç içerisinde gerçekleşecek olan aksiyonların bir habercisi niteliğindedir. Bayram ve ailesinin topraklarına musallat olan yılanlar, Bayram’ın evinin önündeki araziye başka bir ev yapmak isteyen Haceli ve kardeşlerinin metaforu olarak kullanılmıştır. Bayram’ın yılanlara yönelik oğluna yaptığı telkinler ile filmin ilerleyen bölümlerinde Bayram’ın annesi Irazca karakterinin torununa söyledikleri birbirlerine paralellik gösterir. Yılanlar Bayram ve ailesinin topraklarını haksız olarak işgal etmişlerdir ve bu nedenle onlara karşı savaşmak gereklidir, korkmadan cesurca. Haceli’nin yaptığı da Bayram ve ailesine göre yılanların yaptıklarından farklı değildir. Nasıl ki yılanlar topraklarını işgal ediyorlar ise, Haceli de aynı şekilde kendi topraklarını işgal etmeye çalışmaktadır. Bu nedenle de yılanlara karşı verilen savaş, aynı şekilde Haceli’ye de karşı verilmelidir. Çünkü toprak ve mülkiyet varlığın devamını sağlayan, iktidarın biricik kaynağı olarak kabul edilir.

yilanlarin-ocu-restore

Haceli Bayram’ın evinin önündeki araziyi satın almıştır ve buraya yeni bir ev yapmak istemektedir. Bu haber Agali karakteri aracılığı ile Bayram ve ailesine ulaştırılır. Başta Bayram’ın annesi Irazca olmak üzere bu işe karşı çıkarlar ve evlerinin önündeki arazinin kendilerine ait olduklarını vurgularlar. Bu sırada Bayram’ın teyzesi koşarak evlerine gelir ve Bayram’dan yardım ister. Kadının evine bir yılan girmiştir ve telaş içerisindedir. Araziden sonra teyzenin evinde ortaya çıkan yılanlar yaklaşan tehlikenin ikinci habercisi niteliğindedir. Yılanlar önce Bayram’a ait olan arazide ortaya çıkmıştır, sonra da teyzenin evinin içerisinde. Bu noktada kendilerine ait olan mülklerde –toprak ve ev- yılanların görünmesi önemlidir. Yılanlar sahipsiz topraklarda görünmezler. Mülkiyeti Bayram’a ait olan arazide ya da teyzesinin sahibi olduğu ev içerisinde ortaya çıkarlar. Bu durum yılanların Haceli’nin bir metaforu olarak yorumlanması gerekliliğini doğrular niteliktedir. Zaten filmsel süreç içerisinde artık yılanlar yerini, evin önündeki araziye temel kazan Haceli ve kardeşlerine bırakır. Artık metafor olan yılan yerine çatışmanın somut karşı tarafı aksiyonun içerisine dahil olmuştur.

Haceli ve kardeşlerinin fiili olarak eyleme geçmesi, tartışma nedeni olan araziye temel kazınması ile başlar. Filmin başlangıç ve devam sekanslarında seyirciye gösterilen yılan metaforunun yerini artık Haceli ve kardeşleri almıştır. Temel kazma eylemi ile birlikte Bayram ve ailesinin mülkiyetlerine fiili tecavüz de başlamış olur. Toprağa indirilen kazma, toprağın delinmesi bir bakıma mülkiyete yapılan saldırının resmediliş şeklidir. Yılanların Öcü filminin mülkiyet temasını dolaysız, direkt olarak işlemesine neden olan da sorun olan nesnenin toprak olarak seçilmesidir. Toprak, mülkiyet ile mülkiyet hakkı ile en birincil şekilde eşleştirilecek nesnedir. Yönetmen diğer kimi filmlerinde mülkiyet temasını daha dolaylı eşleştirme nesneleri ile ele almışken –Kuyu’daki mülkiyet/ insan eşleştirmesi gibi- bu filmde daha direkt bir anlatım ekseni oluşturmuştur. Bu tercih Yılanların Öcü filminin Erksan’ın toplumsal gerçekçi normlara en çok yaklaştığı filmi olmasında da önemli bir etken olarak kabul edilebilir.

Haceli’nin fiili olarak eyleme geçmesi beraberinde gelişecek birçok olayın da tetikleyicisi olur. Artık Haceli ve Bayram’ın ailesi arasında mülkiyet nedenli büyük bir savaş başlamıştır. Her iki taraf da mülkiyet arzularını gerçekleştirebilmek için her şeyi göze alır. Amaçladıkları hedef doğrultusunda her şeyi göze almış karakterler Metin Erksan sinemasının belirleyici normlarından bir tanesidir. Bu yönleri ile Bayram, Irazca, Haceli ve hatta küçük Ahmet tipik Metin Erksan karakterleridir. Haceli parası ile satın aldığı için kendisini sahibi gördüğü toprağa ev yapmayı amaçlar ve bu doğrultuda her türlü kötücül eylemi yapmakta bir sakınca görmez. Çatışmanın öte tarafına geçildiğinde ise Bayram ve annesi Irazca kendi evlerinin önünde başka bir ev yapılmasını kendi mülkiyet haklarına bir tecavüz olarak görürler ve bu tecavüzü engellemek adına onlar da her türlü kötücül eyleme başvurmaktan çekinmezler. Bu noktada filmde yer alan başat karakterlerin (Bayram, Haceli, Irazca) Metin Erksan’ın genel sinema anlayışına uygun düştükleri ortaya çıkar. Her biri tutkulu karakterlerdir ve amaçları doğrultusunda kötülük yapmaktan dahi çekinmezler. Yılanların Öcü filmi öznelinde ele aldığımızda bu karakterleri eyleme geçiren, mülkiyet ve mülke sahip olma arzusudur. Bayram ve Irazca kendi mülkiyetlerini korumak amacı ile tutkulu karakterlere dönüşürler. Haceli ise satın aldığı toprağa kendine ait bir mülk -ev- yapabilmek için bir tutkusunu ortaya çıkarır. Tutku ve mülkiyet teması Metin Erksan’ın çoğu filminde iç içe geçmiş iki tema olarak karşımıza çıkar. Bu film öznelinde de bu iç içe geçmişliği görürüz. Ancak bu noktada karakterlerin tutkularını tetikleyen şey içlerindeki mülkiyet arzusudur ve bu arzu neticesinde bir dizi eylemlere girişirler.

Haceli’nin tutkusunu şekillendiren şeyin mülkiyet arzusu olduğu kurduğu şu cümle ile iyice ortaya çıkar : “Bütün isteğim bir ev yapmak.” Haceli’nin kurduğu bu cümle en basit hali ile onun tutkusunu ve tutkusunu şekillendiren şeyi açıklamaktadır. Haceli tutku ile satın aldığı araziye sahip çıkar, Bayram ve annesinin tacizlerine aldırmadan evin temelini atar, bu uğurda savaşmaktan geri durmaz. Çünkü istediği şey bir ev yapmaktır, yani bir mülke sahip olmak. Haceli’nin temel atmak için kazmayı toprağa vurduğu anda araya Irazca girer ve onun da bu sırada kurduğu cümle, mülkiyet-tutku ilişkisini açık etmek bakımından gayet değerlidir. Haceli’nin kazmayı vurmasına engel olmak isteyen kadın şöyle söyler: “Ev önüne ev yapılmaz, buna izin vermem”. Söylediği gibi de davranır, Haceli’nin kendi evlerinin önüne ev yapmasına engel olmak için her şeyi göze alır. Bu konudaki tutkusu, inancı, amacı doğrultusunda kötücül eylemlerden dahi sakınmaması Irazca’yı tipik bir Metin Erksan karakteri haline getirir. Irazca’nın bu tutkusunun altında yatan şey de sahip olduğu mülkiyeti koruma güdüsünden kaynaklanmaktadır. Görüldüğü üzere filmdeki karakterlerin tutkularını ortaya çıkaran, harekete geçiren şey, mülkiyet ve mülkiyete sahip olma istekleridir.

16621128976_3bf4c468b2_o

Bu istek doğrultusunda çatışmanın her iki tarafı da bir dizi eyleme girişir. Bunlardan birincisi Haceli ve kardeşlerinin araziye temel dökmeleridir. Irazca’nın tehditleri ve Bayram’ın uyarılarına rağmen Haceli amacından vazgeçemez ve araziye kazarak evinin temelini atmış olur. Bu arada araziye Haceli’ye satan Muhtar da bu tartışmada safını belli eder ve Haceli’den yana olduğunu gösterir. Bu noktada muhtar ve bu kavramın bir köy için taşıdığı iktidar anlamından bahsetmek gereklidir. Muhtar, bir köydeki en büyük iktidar sahibi, muktedir olarak kabul edilir. Filmin geçtiği Karataş köyündeki en büyük iktidar sahibi, karar verici durumunda olan kişi de muhtar karakteridir. Otorite olması, karar verici yönü ile muhtar figürü devletin köy üzerindeki prototipi olarak görülebilir. Bu noktada muhtarın filme konu olan mülkiyet problemine yaklaşımı ve Haceli’nin safında yer tutması da değerli bir done niteliğindedir. Muhtar Bayram ile olan çatışmasında Haceli’nin yanındadır çünkü Haceli köy muhtarlığına bir miktar para vererek bu araziyi satın almıştır. Bu nedenle Muhtar’a göre söz konusu olan arazide biricik hak sahibi konumunda olan Haceli’dir. Muhtar’ın bu “parasını veren mülkiyetin sahibidir” tutumu, özel mülkiyete dayalı devlet anlayışı ile birebir örtüşür. Bir bakımı ekonomik eksenli mülkiyet hakkını savunan Muhtar, kapitalist devlet anlayışının sözcülüğünü gerçekleştirmiş olur. Bu yönü ile Muhtar karakteri kapitalist devlet sistemlerinin mülkiyete bakış açıları konusunda alegorik bir temsil niteliğindedir.

Filmsel sürece dönersek, Haceli’nin kazdığı temel, Irazca, Haçce ve Hasan tarafından geri doldurulur. Bu noktada çatışma yavaş yavaş sertleşmeye başlar, her iki taraf da kendi haklılıklarına inanırlar ve bu inanç doğrultusunda eylemlerinin iyi ya da kötü olmalarına bakmadan, ahlaksal bir kaygı gütmeden düşmanlarına saldırmaya başlarlar. Kazdığı temelin doldurulduğunu gören Haceli deliye döner ve Bayram’ın evine gider. Haceli’yi evde Irazca ve Hasan karşılar. Bu noktada yaşlı kadının torununun eline nacak vermesi önemlidir. Haceli’nin eve girmeye çalışması durumunda kadın çocuktan nacağı adamın kafasına indirmesini ister. Çocuk da kadının bu arzusunu çocuk haline yakışmayan, ürpertici bir soğukkanlılık ile kabullenir. Karakterlerin bu tutumları ve şiddetin karakterlerce normalleştirilmesi tutumu yine bizi Metin Erksan sinemasının önemli yönlerinden birine, şiddet olgusuna götürür. Yılanların Öcü filmi öznelinde mülkiyet arzusundan doğan tutku, karakterleri şiddete yönlendirir. Ki bu şiddet filmsel süreç ilerledikçe daha da yüksek dozlara doğru artarak devam eder.

Bu noktada filmin olay örgüsüne dahil olan, Haceli’nin karısı Fatma karakteri tutkusunun temeli yönü ile filmdeki diğer karakterlerden ayrılır. Fatma, Haceli ile evlenmeden önce Bayram’a aşıktır ancak Bayram ile evlenemez ve Haceli ile evlenmek zorunda kalır. Evli olmasına rağmen Bayram’a karşı duyduğu hisler sönmüş değildir ve halen daha Bayram’ı sevmeye, arzulamaya devam eder. Fatma da kocası Haceli gibi satın aldıkları araziye ev yapılmasını ister ancak Haceli’den farklı olarak onun tutkusunu şekillendiren şey mülkiyet arzusu değil aşktır. Fatma, sevdiği adam olan Bayram’a yakın olabilmek, onu daha çok görebilmek adına Bayram’ın komşusu olmayı istemektedir. Bu nedenle gidip Irazca ile açıkça konuşur ve ona durumu anlatır. “Ben senin gelinin olmak istedim olamadım, bari komşun olayım” diyerek Irazca’dan yapılacak olan eve izin vermesini ister. Hareketlerini yönlendiren arzu bakımından Fatma karakteri filmin diğer karakterlerinden ayrılır. Ancak Fatma da diğer karakterler gibi tutkulu bir karakterdir. Bayram’a söylediği “istersen ahırına bağla beni” cümlesi ile tutkusunun ne derece kuvvetli olduğunu ortaya koyar.

Sayfa: 1 2


Yazar Hakkında

Demek ki ölmemişim, çünkü bütün hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmedi.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑