Trendeki Kız – The Girl on the Train (2016)

İngiliz yazar Paula Hawkins’in 2015’te yazdığı ‘The Girl on the Train” romanı 47 yaşındaki Amerikalı yönetmen Tate Taylor tarafından sinemaya aktarıldı. Dünya kitap listeleri arasında en çok satan roman ünvanına sahip olan yazar, yarattığı sıra dışı karakterlerle farklı dünyaların gizem dolu kapılarını açıyor. Emily Blunt, Rebecca Ferguson, Haley Bennett, Justin Theroux, Luke Evans ve Edgar Ramirez’ in başrolleri paylaştığı psikolojik gerilim yüklü film, bizleri geçmişiyle her gün yüzleşmek zorunda kalan bir kadının karşılaştığı korku dolu anları gösteriyor. Klasik korku düşüncesinin dışına çıkan algıyla birlikte, Stephan King tarzı “korku sineması” senaryosunun yıkıldığını görüyoruz bu yeni yapımda. Yakın dönem popüler kitapların sinemaya aktarılış öyküsü günden güne çoğalırken “Trendeki Kız” çarpıcı konusuyla bizleri sinemaya kilitleyecek güce sahip. Bu film “Yeni Gone Girl” olur mu peki? Kıyaslama yaparsak eğer, beklentilerin üstünde konusuyla Gone Girl’ü paralel çizgide takip eden çarpıcı film olacağı kesin.

girlontrainposter

Alkol sorunu yüzünden eşinden boşanıp iş hayatında zor günler geçiren Rachel, obsesif davranışları sonucunda devamlı aynı trenin aynı koltuğunda seyehat edip, çevresinde gördüğü insanların hayatlarını hayal etmektedir. Kendi dünyasının geçmişinde gezinirken bazı noktaları hatırlamadığını fark eden alkolik kadın, Megan ve Scott’ın evine dalıp mutluluk üstüne düşüncelerin hayalini kuruyor. Trenden gördüğü gizemli kadının bir anda kaybolmasıyla geçmiş ve gelecek arasında gidip gelecek olan Rachel’ in, gizemli bir bebek ve eski kocasıyla olan olayları kafada bir ton soru işaretini yapılandıracak, korkuyu ve gizemi geniş açılarda bizlere sunacak. Yönetmen cümlelerin gizeminden yola çıkıp anlatıcı unsurla üç ayrı kadının öyküsünü tek karede birleştirirken eşine az rastlanır sahneler kullanıyor. Mesela filmin girişinde öylesine etkili diyaloglar var ki, ilk sahneden insan konuya bağlanıp sonu belli olmayan enteresan girdapların içine dalıyor. Yönetmenin, Rachel üzerinden hayali kurgular yaratıp, kurguların gizemi üzerinden korku dolu görüntülere giriş yapması filmin “gerilim” bağlamında gücünü arttırmış. Erin Wilson romandan uyarlamada günlüklerle ilerleyen öyküyü kadın dünyasından irdelemesi harikulade senaryoyu ortaya çıkarmış. Üç ayrı kadının erkek egemen toplumdaki varoluş felsefesi konunun özünü teşkil ediyor. Özellikle “Gone Girl”deki gibi, suçlu olacağına ihtimal veremeyeceğimiz kadının ikinci bölümdeki görüntüsü izleyeni ters köşeye yatırıyor. Şaşırtıcı biçimde bizi içine çeken “Trendeki Kız”, erkeklere bağımlılık, alkole bağımlılık, mutluluğa bağımlılık üçleminde yüksek çatışmalar yaratıp, aslında kendisini yaşamın içinde var etmek isteyen kadın kimliğinin harikulade yansıması! Emily Blunt 2011 yılında Matt Damon ile birlikte rol aldığı “The Adjustment Bureau” filminde ‘karakter’ bağlamında yeteneğini ortaya koymuştu. Bu filmde öncelikle acınaklı görüntüsünün eşliğinde bizlere ders veren Blunt, Rachel’ in psikopatça davranış biçimlerini filmin içine yayarak konuya damgasını vuran rol analizi kesiyor. Ayrıca Haley Bennet ise “Megan” rolünün gizem dolu arayışını bizlere net olarak gösteriyor. Rebecca Ferguson’un iki muhteşem oyuncuyla beraber gösterdiği birliktelik film için on numara tercih olmuş.

Trendeki Kız “The Girl on the Train”, romandan uyarlanan muhteşem senaryosu, şimdiye dek görmediğimiz konu bütünseliyle ‘korku-gerilim’ alanında sizlere bambaşka kapılar açacak. “Yeni Gone Girl” adlandırmasının yanında, “Yeni Gerilim Kuşağı” diyebileceğimiz filmi ajandanıza not alın, pişman olmayacaksınız!

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Bir Muhteşem Cem Yılmaz Filmi Daha: Ali Baba ve 7 Cüceler

1998’de Her Şey Çok Güzel Olacak isimli filmle sinema sektörüne adım atan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir