Bu Film ‘Kara Komedi’ Olabilir mi?: Albüm (2016)

20’li yaşlardaki genç yönetmen Mehmet Can Mertoğlu, adını ‘Albüm’ filminden sonra Türkiye Sinemasında çokça duyuracağa benziyor. 69. Cannes Film Festivali’nin Semaine de la Critique (Eleştirmenler Haftası) bölümünde Yılın En Yenilikçi Yönetmeni ödülünü alan Mertoğlu, tarz anlamında bazı taklit unsurları bulunduran yapımıyla farklılığı uluslararası arenada yakalamış gözüküyor. ‘Teşvik’ kavramına çokça yabancı olduğumuz için belki, yönetmenin Cannes’da elde ettiği başarının genç dinamizmin gitgide büyüyen ışığa dönüşecek beklentisinden kaynaklı olduğu kesin! Nuri Bilge Ceylan’ın ‘durgun akan zaman’ algısından ve Roy Andersson’ın Yaşayanlar Üçlemesinden esintilerle dolu ‘Albüm’de Şebnem Bozoklu ve Murat Kılıç başrolde karşımıza çıkıyor. Filmin aile trajedisi olgusu bizleri derinden etkilerken, evrensel bir olayın irdelemiş biçimi sinema ile ilgilenenleri olumlu biçimde sarmış durumda. Filmle ilgili söylenecek çok söz olduğu ortada.

Evlilikle ilgili Türkiye’de en bariz karşımıza çıkan olayın ‘çocuk yapma kaygısı’ olduğu gün gibi önümüzde. Kayseri’de yaşayan bir çiftin evlilik sonrası evlat edinme hikayesinden kesit sunan ‘Albüm’, ‘insanlardan bu olayı nasıl saklarız?’ sorusu içinde ilerleyen enteresan konuya sahip. Evlat edindikleri çocuğu gizlemenin çeşitli yöntemlerini deneyen genç karı-koca, belli bir süre sonra yaptıkları eylemin komik yanlarını görmeye başlıyor. Kara komedi dediğimiz olayda işte bu gizleme, örtbas etme dalgası içinde gelişiyor gibi. Bahar ve Cüneyt’ in aslında çocuk sahibi olma konusunda çok fazla isteği yok. Film bir nevi topluma çocuk sunan algıya sahip. Çünkü bu çocuğu filmde bahsi geçen çiftten çok toplum istiyor. Mesaj üzerine mesaj vererek ilerleyen, Türkiye’deki belli başlı kalıplaşmış bakış açısını eleştiren konu bütünlüğü, kendisini tekrar eden sekanslarıyla çok fazla dikkat çekici öğeleri içinde barındırmıyor. Hayvanların suni döllenme ile üremelerini gösteren ilk sahnesinde konunun alenen gözümüzün içine sokulması ve akabinde karşımıza gelen çiftin alabildiğince bahsi geçen ‘üvey’ kavramı içindeki sıkılmışlığı görüntülerin tekrarına neden oluyor.

album

Mehmet Can Mertoğlu, filmdeki tekdüzeliği aşamadığı için sabit görüntüler içinde uzun sahneleri bize sunuyor. Buna tarz dersek eğer fazlaca mübalağa yapmış oluruz. Karakterlerin yaşadığı katharsis olayların içindeki durgunluğu anlamsız kılıyor. Yani tepki verilecek noktada sessiz kalan Cüneyt’in aksine Bahar’ın yüksek sesle bağırdığı anlar akıllarda kalan noktaları oluşturdu. ‘Albüm’ Türkiye şartlarını estetik olarak doğru algılamamış. Daha çok batı tarzı yönelimlerin hakimiyetinde ilerleyen olay örgüsü bizleri konuya karşı yabancılaştırıyor. Tarih öğretmeni Cüneyt’in perspektifi özel hayatıyla iş hayatının aynı çizgide gösterilmesi yine konudaki biçimsel diyalogları gölgeliyor. Çatışma dolu anların eksikliği içinde zoraki ‘karı-koca’ ilişkisinin gözümüze sokulması, toplumsal baskının en dip noktasının içimizi daraltması, filmin yaşadığı handikaplar!

Murat Kılıç’ın Cüneyt’e katkısı; yüz hatlarının anlatım biçimi şekilde kullanılması açısından olumlu olmuş. Her sahnede hep ilk sahneye yapılan göndermelerle süren yapımda Cüneyt’in eşi Bahar’la olan içsel zıtlıkları oyuncunun görüntüsüyle harikulade anlatılıyor. Bahar’ın psikolojik patlama anlarını saymaz isek Şebnem Bozoklu’nun karakter canlandırmadaki ustalığını her sahnede hissediyoruz. Görüntüdeki mavi tonların estetiği filmin durgun yapısıyla örtüşüp, bu işi alnının akıyla yapan Marius Panduru’nun ‘Albüm’e katkısını derinden hissediyoruz. Mehmet Can Mertoğlu, Adana Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Senaryo’ ödüllerini aldığında aslında çok da şaşırmadım. Cannes’ın verdiği güçle ülke sinemasının içine dalan genç yönetmen, filmdeki birçok sahnede adeta çuvallayıp bizlere aktarmak istediği ‘kara komedi’ olgusunu bir türlü filmine yerleştirememiş. Olayların sonundaki hırsızlık sahnesi adeta bitmeyen konuyu sona bağlamak için uydurulmuş bölüm olarak göze çarpıyor. Tüm bunlarla beraber bir türlü ilerlemeyen, daha doğrusu akmayan konu biçemi senaryonun ne denli zayıf olduğunun en büyük kanıtı. Her sahnede durmaksızın es vererek ilerlemek ne Nuri Bilge Ceylan’ın ne Tarkovsky’nin ne de Roy Andersson’ın tarzı olabilir. Ama burada Roy Andersson ismine özellikle dikkat çekmek istiyorum. Yönetmenin fazlaca taklit ettiği Andersson’ ın Yaşayanlar Üçlemesi ile ‘Albüm’ arasında ciddi benzerlikler var. Sinema seyircisi açısından bunun çok da önemli olmadığı ortada, ama bizler için ‘özgünlük’ bağlamında bu durum mühim bir olay.

Lafı çok uzatmadan kısaca kritiği toparlarsak eğer şu sonuca ulaşıyoruz; Mehmet Can Mertoğlu yarattığı karakterlerle, fazlaca taklit unsuru senaryosuyla ‘Albüm’de kara komediyi yakalayamayıp; akmayan, yürümeyen bir filme imza atıyor. Kaliteli PR çalışmasıyla adından söz ettiren film, sadece oyuncuların karakter oyuncusu özelliğiyle ön planda. Reklamın sanat ürününü sunmada ne denli önemli olduğunu ‘Albüm’de şaşırtıcı biçimde gördük!

Diğer yazıları Yaşam Kaya

David Ayer’den Çarpıcı Bir Eser: Fury

1945 yılının Nisan ayında Alman Naziler, müttefik ülkelerin saldırıları karşısında Afrika’dan başlayarak...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir