Eleştiri

Published on Kasım 13th, 2016 | by Fatih Çalışkan

Kabil’in Omuzlarında “Beş Vakit”

Sayfa: 1 2

Share Button

Ne çok yük var omuzlarımızda ve omuzlarımız bizim değil. İnsanın yaratılışıyla süregelen evlat olabilme kavgasında Kabil’i de anlamamız boynumuzun borcudur. Kabil’in yüklenemediği evlatlık yükünde iki omzumuzdan biri Kabil’dir diğeri Habil. Babasını bir kez olsun gururlandıramamış evlatlar bilirler ki evlatlık çiğnenmesi kolay olmayan bir lokmadır ve insan büyüdükçe anlıyor ki babalık da zor. Küçük yaşta en ufak bir çıkmazda annesinin tarafını tutan erkek evlatlar büyüdükçe babalarına da hak vermeye başlarlar ve asıl evlatlık o zaman başlar. Bu işte asıl çıkmaz şudur ki tam anlamıyla empati kurulduğunda babanın yaptığı ne hata varsa makuldür, ne varsa insanlığından. Bu sonsuz bir döngüdür. Bir baba evladından ne bekler, kendi olamadığı evlatlık mıdır aramakta olduğu, buna hakkı var mıdır? Kendimize ve kendimiz olamadığımız beklentilere tahammül etmek zorunda olduğumuz bu döngüde cevaplayamadığımız tek soru değildir bu.

Reha Erdem’in 2006 yılında yapmış olduğu ‘Beş Vakit’ filmi, yönetmenin üçüncü filmidir ve Reha Erdem – Florent Herry birlikteliğinden doğan mükemmel filmografinin henüz başlangıç filmlerindendir. Detaylara girmeden önce, filmin hikayesi tanıtım bülteninde şöyle geçmektedir:

Sırtını yüksek kayalıklara dayamış, yüzünü yüce bir denize dönmüş, etekleri zeytinliklerle süslü küçük, fakir bir köy. Köyün sakinleri sert bir coğrafyayla başa çıkmak için uğraş veren, sade ve çalışkan insanlardır. Toprak, hava ve suyun, gecenin, gündüzün ve mevsimlerin ritmine göre yaşarlar. Zaman her gün ezan sesiyle beş ayrı vakte bölünür. İnsana özgü bütün olaylar her gün bu beş vakit dilimi içinde yaşanır. Çocukluktan gençliğe geçen, on iki – on üç yaşlarında üç çocuk, Ömer, Yakup ve Yıldız, bu beş vakitli filmde, köy sakinleri arasında öne çıkar. Beş vakit geçer. Çocuklar öfkeyle suçluluk arasında gidip gelerek ağır ağır büyürler.”

bes-vakit-1-bu-olacka

Film içinde önemli bir yeri olan zaman kavramı filme adını vermiş olmakla kalmaz her fırsatta farklı farklı tezahürlerle vurgulanır. ‘Vakit’ önemlidir, filmde kime ne olursa olsun yatsı ezanıyla başlayan ‘Beş Vakit’te zamanın maddesel uyarıcısı olan ezan okunmalıdır. Geçip gitmekte olan zamanı her bir birey ve pek tabii izleyici en derininde, ağzında acı bir tatla hissetmelidir. ‘Beş Vakit’ ismi konusunda daha ileri gidecek olursak; Freud’un çocuk tumblr_n3s5o4pbwb1ty6fr7o2_500psikolojisinin gelişimini ayırdığı beş döneme (Oral, Anal, Fallik, Latent, Genital) bir gönderme olabileceği ihtimalini hazırda tutabiliriz. Filmin üzerinden yürüdüğü üç ana çocuk karakter (Ömer, Yakup, Yıldız) görülür ve karakterlerin okumalarında Fallik Dönem içerisinde yer alan Oedipus ve Elektra Kompleksleri filmin de iskeletini oluşturan çıkış noktalarıdır. Ömer 12-13 yaşlarındadır ve babası köyün imamıdır. Ömer açılış sahnesinde pencereye sırtı dönük bir şekilde oturur, sırtına vuran ağacın gölgesi ve bu gölgeye eşlik eden henüz görmediğimiz hasta babanın öksürük sesleri adeta Ömer’in sırtındaki baba otoritesinin bir metaforudur, bu plan uzun bir süre görülür ve pek tabii bu seyirlik, odada hasta yatmakta olan ve bir süredir öksürmesini duyduğumuz babanın cama vurmasıyla bölünür. Babası bir el eder ve Ömer anlayıp kalkar; ezan vaktidir. Babası hasta olduğundan Ömer, ezanı okutmak üzere komşuya haber verir. Tabii ki ezan okunmalıdır, ‘Vakit’ devam etmelidir, komşu gayet doğal bu görevi yerine getirmek üzere camiye gider. Camiye giden babasının hemen arkasından Yakup çıkar evden; Yakup, Ömer’in en yakın arkadaşıdır. Bir süre durduktan sonra Yakup;‘’ Boşuna sevinme, nasılsa iyileşir.’’ der. İlk defa bu planda Ömer’in babasına olan duygularını Yakup’un ağzından öğreniriz. Hemen ardından yatsı ezanı okunur ve ‘Beş Vakit’ başlar.

Aile içinde çocuğa uygulanan şiddet, film içinde başlangıçtan itibaren vurgulanır. Köyün ilkokulundaki bir dersin gösterildiği şu sahne bu duruma örnektir; tek gözü morarmış bir şekilde kitaptan bir okuma parçasını sesli bir şekilde okuyan Müzeyyen’in gözünü öğretmen fark eder; ‘’Müzeyyen gözüne noldu kızım?’’ Müzeyyen cevap vermez, arkadan bir öğrenci; ‘’Annesi dövdü öğretmenim’’ der ve bütün sınıf güler, öğretmen sınıfı susturur ve başka bir öğrenci de babasından dayak yiyen bir diğerini gösterir; ‘’Onu da babası dövdü öğretmenim.’’ -Çocuğun kolu sargılıdır- Sınıf tekrar güler. Bu sahneden de anlaşılacağı üzere; dayak çocukların günlük yaşamının gayet doğal bir parçasıdır ve hatta yakın bir dost şakası kadar komiktir. Aynı sınıfta Ömer ve Yakup da görülür. Yakup, annesinden başka bir ‘aşk’la tanışma evresindedir ve öğretmenine aşıktır. Arkadaşları kitabı seslice okurken Yakup başını eline dayamış öğretmenini izlemektedir. Öğretmen bir süre sonra; ‘’Yakup devam et.’’ der ve Yakup afallar, arkadaşlarının yardımıyla okuma parçasını bulur. Öğretmenin yüzündeki ifadeden Yakup’un platonik aşkının farkında olduğunu anlarız.

bes-vakit-1080p-full-hd-izle-670

Babalar, kendilerini gururlandıracak erkek evlatlar ister, anneler içinse evlat olmaları yeterlidir. Erkeklikte kuşaktan kuşağa süregiden bu çekişmede evladın kaç yaşında olduğu sadece bir detaydır. Film içinde bu çatışmayı yüklenen karakterlerden birisi de Yakup’un babasıdır. Yakup’un babası, evlenmiş, ailesini kurmuş ve koskoca ‘adam’ olmuşluğuna karşın hala babasının otoritesine karşı koyamayan bir karakterdir. Bir sahnede bahçede toprakla uğraşan Yakup’un babasının yanına Yıldız gelir ve; ‘’Amca, dedem seni çağırıyor.’’ der. Yakup’un babasının bir bakış atıp elindeki küreği toprağa sert bir şekilde saplayışından babasına karşı olan duyguları sızar. Adam başı önünde giderken kapıda Yakup’un annesi ve yaşlı komşuları oturmaktadırlar. Yakup’un annesi Yıldız’a; ‘’Noldu gene, niye çağırıyor?’’ diye sorar. Yaşlı komşuları; ‘’Sinirini belli ki gene oğlundan alacak, senin adam da hiç ses etmiyor ki.’’ Yakup’un annesinin verdiği cevapta gizli bir kabulleniş yatmaktadır; ‘’Napsın, babası..’’ Kuşaklar boyu sürüp giden döngüyü bize açıklayan ses ise yine yaşlı komşularından gelir; ‘’Bunun babasının babası da böyleydi, ataları da hep aynıymış anam anlatırdı. …Sinirli hepiciği. Erkekler böyle, oğlancıkken iyi olurlar, baba olunca babalarına çekiverirler, deliriverirler.’’

Ömer’le babası arasındaki çatışmaya dönecek olursak; doktor Ömer’in babasını muayeneye gelmiştir. Ömerle birlikte 4-5 yaşlarındaki kardeşi de odadadır. Babanın evlatlar arasındaki kıyaslaması ilk olarak burada kendini gösterir. Doktor; ‘’Bu ufaklık da iyice büyümüş, okula gidiyo musun?’’ Ömer’in babası atılır; ‘’Şimdiden bunun kadar okuyor.’’ Ömer’in omuzları ağırlaşır. Doktor çıkmadan önce uyarır; ‘’Dinleneceksin, üşütmeyeceksin.’’ Bir sonraki sahnede Ömer, gece kalkar ve babasının hastalığının iyice ağırlaşması için pencereyi sonuna kadar açar fakat önce kardeşinin üstünü örtmesiyle bu çatışmada kardeşini karşısına almadığını gözlemleriz.

za

Yönetmen, babanın kardeşler arasında yapmış olduğu kıyaslamayı farklı bir kuşak üzerinden şu sahneyle göstermektedir; Yakup’un babası bir yanda, Yıldız’ın babası bir yanda durmaktadırlar, babaları ortalarına geçmiş oğullarını azarlamaktadır; ‘’ Lan ne biçim oğullarsınız, daha ölmeden size bahçe verdim halt ettim.’’ Yıldız’ın babasına hitaben; ‘’Sen bahçeni sür yanıbaşındaki babanın bahçesini bırak.’’ Ardından Yakup’un babasına döner ve kıyaslamayı yapar; ‘’Ya sen naptın dürzü? Hadi gene o malının kıymetini bilmiş, ya sen ne yaptın? Hiç.. Ne tarlanın taşını topladın, ne otunu yoldun.’’ İki adam da küçük bir çocuk gibi başları önünde mahçup bir şekilde dururlar. Yıldız’ın babası ürkek bir şekilde; ‘’Tamam baba üzülme sen, biz hepsini yaparız.’’ Bu noktada baba kıyaslamayı bir kez daha dışa vurur, Yakup’un babasını göstererek; “Bu lafları bi de bundan duysam.”

Sayfa: 1 2


Yazar Hakkında

Hayvan gayesine varmış duruyor, insan aramakla meşguldür.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑