Kabil’in Omuzlarında “Beş Vakit”

Çocuklar her ne kadar babalarıyla gizli bir kin içinde olsalar da, kendilerine örnek seçtikleri ve erkekliklerini öğrendikleri kişiler yine babalarıdır. Ömer’le Yakup’un bir sahnede yan yana uzanıp sigara içmeleri, babalarına karşı büyüdüklerini kanıtlamanın yine babalarından öğrendikleri bir yoludur. Bu sigara içme ritüeli esnasında geçen şu konuşmayla Ömer’in babasına olan duyguları bir kez daha yinelenir. (Yakup, bir önceki planda yedikleri kuşun etini kastederek.) ‘’Boşuna bırakıp gitmemiş adam.’’ Ömer de onu doğrular bir tavırla; ‘’Belki de zehirliydi.’’ Yakup bu noktada aklına gelen fikre güler; ‘’Babana yedirirsin o zaman.’’ Ömer güler; ‘’Yiyemez ki..’’ Hemen sonrasında gelen sahnede Ömer’in kardeşinin, babasının öğrettiği duaları ezberden okuması ve çarpım tablosunu saymasıyla babası gururlanır. Bu noktada Ömer’in annesi de Ömer’i kardeşiyle kıyaslayarak; ‘’Vallahi gördün mü bu seni şimdiden geçti, sen öyle ancak dağda bayırda gez.’’ Ömer bu noktada annesine kin duyduğunu açığa vuracak bir ifadede bulunmaz, onun derdi babasıyladır.

yill

Belli bir noktadan sonra yönetmen, Oedipus’un bir benzeri olan ve özetle kızların babalarını annelerinden kıskandıkları bir tür olan Elektra Kompleksi’ne vurgu yapar. Yıldız ve babası arasındaki sıkı ilişkiyi öne çıkarırken babasının bir dizine kuzuyu diğer dizine Yıldız’ı yatırıp sevdiği bir sahnede Yıldız, kuzuyu göstererek; ‘’Baba sen Bayram’ı bayramda doğdu diye mi en çok seviyorsun?’’ Babası; ‘’Bütün yavruları seviyorum.’’ Sonrasında Yıldız’ı kastederek ‘’En çok da bu kuzumu seviyorum.’’ der. Yıldız bunun üstüne küçük erkek kardeşini kastederek; ‘’İsmail’i?’’ diye sorar. Bunun üstüne babanın kız evlada bakışını açığa vuran şu sözleri dökülür dilinden; ‘’Onu da seviyorum elbet ama kızımın yeri başka.’’ Bundan çok uzakta olmayan bir sahnede ise Yıldız, bir gece annesiyle babasının sevişme seslerini duyar ve ağlar. Ağlayışı büyük bir ihtimaldir ki Elektra Kompleksi’nin bir göstergesi olan ‘babayı anneden kıskanma’ yüzündendir. Bir diğer sahnede arkadaşı Yıldız’a ailesinden kimleri sevdiğini sorar. Yıldız; ‘’Babamı’’ der. Arkadaşı tekrar sorar; ‘’Babanı mı daha çok seversin kardeşini mi? Bunun üzerine Yıldız tekrar ‘’Babamı’’ der. Arkadaşı tekrar sorar; ‘’Kardeşini mi daha çok seversin anneni mi?’’ Yıldız bu sefer; ‘’Kardeşimi’’ der. Arkadaşı bu sefer sorar; ‘’Sen anneni sevmiyor musun?. Yıldız; ‘’Severim’’ arkadaşı; ‘’Az mı seversin?’’ Yıldız hiç düşünmeden; ‘’En çok babamı’’ der. Bu vesileyle yönetmen, kız çocuk ile anne arasındaki çatışmayı da keskin bir şekilde vurgular.

Taşra özelinde toplumun babaya bakışını ve yerleşmiş olan düşünce yapısını göz önüne sermek için yönetmen, 15-16 yaşlarında babasız bir çocuk olan köyün çobanını öne çıkarır. Çoban bir sahnede dağda koyunları otlatırken, bir ağaçtan topladığı fıstıkları yemektedir. O sırada tıknazca bir adam olan Ahmet bunu görür, çobana ceplerini boşalttırır ve çocuğu döver. Bu olay üzerine toplanan köyün erkekleri ve Ahmet arasındaki konuşmalar gayet açıklayıcı bir özellik taşımaktadır. Ömer’in babası Ahmet’e hitaben ‘’… o çocuk Allah’ın bu köye, bizlere emaneti, ne anası var ne babası.’’ Ahmet; ‘’ İyi ya işte, ben de babalık ediverdim.’’ Bu sözlerin derinine baktığımızda babalıkla dayak bir noktada kesişmektedir ve bu sözlere köyün erkeklerinden hiçbir aksi cevap gelmez.

Yakup’un babasına karşı olan hisleri Ömer’inki kadar keskin değildir. Buna sebep olarak da babasının da dedesinin otoritesi altında ezildiği sahneleri gösterebiliriz. Babasının tarlayı atla sürdüğü bir sahnede at bir noktadan sonra durur ve Yakup’un babası da ata sinirlenip vurmaya başlar, bunun üzerine gelen dedesi Yakup’un babasını iter ve düşürür. Yere düşen babası sinirlenir fakat sesini çıkaramaz tepeye doğru gider. Dedesi, Yakup’u babasını çağırması için gönderir ve Yakup da babasını çağırmaya gittiğinde babasının ağladığını görür. Bir başka sahnede ise Yakup’un babası ve amcası, babalarının isteğiyle her biri kendi tarlasının önüne olmak üzere iki duvar örerler. Babaları, Yakup’un babasının duvarını beğenmez. Dedesinin, babasının duvarını yıktığını ve babasını fırçalayarak küçük düşürdüğünü gören Yakup, oradan koşarak uzaklaşır ve ağlar. Aynı insan babayken ne kadar otoriterse evlatken bir otumblr_npqo7jotwz1sdr5nqo1_1280 kadar etkisiz olabilir mi? Elbette ki toplum tarafından ince ince örülmüş bir evlatlık ve babalık tanımlamasıyla mümkündür. Bunun yanında kuşaklar arası sinsilede Yakup’un üzerindeki baba otoritesini açık bir şekilde gördüğümüz olay ise şu şekilde gelişmektedir; tüm sınıf öğretmenle birlikte kır gezisine çıkmıştır ve öğretmenin ayağına diken batar. Yakup hemen koşar ve dikeni çıkarır, öğretmenin ayağındaki kanı parmağıyla siler ve bu noktadan sonra kutsallaştırdığı parmağını kesinlikle yıkamaz ve sıklıkla koklayarak öğretmenine karşı taşıdığı hisleri yüceltir. Ailece akşam yemeği yiyecekleri bir sahnede babası Yakup’un ellerinin kirli olduğunu görür ve kızarak; ‘’Tü Allah kahretsin seni, kalk yıka ellerini, kalk.’’ der. Bu noktadan sonra Yakup’un öğretmenine aşkını simgeleyen; parmağını yıkamak ve babasının sözünü dinlememek arasında bir tercih yapması gerekmektedir. Yakup babasına karşı çıkamayacağı için aşkını feda eder ve hemen ellerini yıkar.

Bir tarafta Ömer’in babasına olan kini ve onu öldürme fikri hiç azalmamaktadır. Babası hasta yatarken pencereyi açması bir işe yaramadığından, babasının ilaçlarının için boşaltmayı dener. Bu da işe yaramayınca çobandan kendine akrep bulmasını ister ama tek bir akrebin yetmeyeceğini anlar ve çobandan ikincisini de ister; fakat ikinci akrebi beklerken ilki ölür. Bunun da işe yaramayacağını anladığında Ömer vazgeçmez ve çobandan bir bıçak satın alır.

Annenin ve babanın, kız-erkek evlat ayrımını ise yönetmen, film dilinin akıcılığında bize şu sahneyle vurguluyor; Yıldız kucağında küçük kardeşini taşırken ayağı takılır ve kardeşini düşürür, bunun üzerine bütün köylü toplanır ve Yıldız’ın annesi ‘’Oğlum!’’ diye bağırarak koşar, Ömer’in babası arabasını getirir çocuğu arabaya bindirirler ve giderler. Hemen ardından Yıldız bayılır, babası koşarak gelir ve ‘’Kızım!’’ diye bağırır ve kızını kucaklar. Bu olayın hemen bitiminde bile ‘Vakit’ aksatılmaz; imam yoktur ama köyden yaşlı bir adam vaktin geldiğini görür ve ezanı okur.

bes-vak

Filmin sonlarına doğru bir vaaz sahnesinde imam şunları söyler; “… Ey oğullar, baba talimini dinleyin ve bilgiyi anlamak için dikkat edin; çünkü size iyi ders veriyorum, benim öğrettiğimi bırakmayın; çünkü ben de babamın oğlu idim. Anamın gözünde nazik ve birtanecik idim ve bana öğretti ve bana dedi; oğlum sözlerime dikkat et, dediklerime kulak ey, onlar gözlerinin önünden ayrılmasınlar, onları yüreğinin içinde sakla.”

Yakup’un Ömer’inki kadar kuvvetli olmayan baba-oğul çatışmasında önemli bir dönüm noktası yaşanır; Yakup kesilen kurbandan bir parça alarak öğretmeninin evine gider ve köşeyi döndüğünde babasını, öğretmeninin evini gizlice gözlerken bulur. Bu noktadan sonra Yakup, babasına karşı kuvvetli bir kin besler ve bunu dışa vurduğu noktada bir taş alarak öğretmenin camını kırar. Babası kaçar.

Bu olaydan sonra Yakup da gider ve çobandan ‘en az Ömer’inki kadar büyük’ bir bıçak alır. Çoban, koyunlarıyla fıstık ağacının yanına gelir, şöyle bir bakar, fıstıklara dokunmaz ve yürür gider. Ömer’in babası, ölüm döşeğindedir, ezan vakti gelir, Ömer’i çağırtır ve elini tutmak ister; fakat Ömer elini çeker ve ezanı okutmak üzere komşuya gider: “Vakit” aksatılamaz. Babası ölüme bu kadar yaklaşmışken ve Ömer kinini içinde taşımışken, tam da vakti gelmişken bir sabah ezanıyla ağlar Ömer, sebebi kendindedir ve yatsıdan sabaha Beş Vakit tamamlanır.

Diğer yazıları Fatih Çalışkan

Dışarıda Olmak ve Üşümek Üzerine: Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990)

Hem kıvıramamak, hem dışarıda olmak çok feci bir şey kaplumbağa, çok feci.....
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir