Türkiye Sineması

Published on Kasım 6th, 2016 | by Mert Özel

Mülkiyet Üçlemesi Bölüm 2: Susuz Yaz

Sayfa: 1 2

Share Button

“O sıralarda cari kanun vardı. Türkiye’de göller karasuları ve akarsular kamunun, yalnız kaynaklar kimin tapulu arazisinden çıkıyorsa onun malı diye. Bazı şeyler görebiliyordum. Bir toprağın etrafını çitle çevirip bu benimdir diyebiliyorsunuz ama, suya sahip olamıyorsunuz. O toprağı gücünüz yettiği ölçüde avucunuzda tutabilirsiniz ama avucunuza suyu aldığınız vakit aynı şeyi yapamazsınız. Su parmaklarınızı istediğiniz kadar sıkın, akıp gidecektir. Kaynaktan çıkan bir su. Nasıl sahip olabilirsiniz buna? Mülk sahibi baraj da yapsa gene tutamaz suyu. Su muhakkak bir yere gidecek. Suyun, mülkiyet sınırlarını tanımayan bu öğesi beni çok ilgilendirdi. “

Metin Erksan’ın da altını çizdiği üzere, su parmaklarınızı ne kadar sıkarsanız sıkın, akıp gidecek olan bir şeydir. Mülkiyet altına alınması somut olarak mümkün olmayan bir şey. Suyun bu yönünü göz önüne alarak, yönetmen 1963 yapımı Susuz Yaz filminde mülkiyet temasını su ve suyun mülkiyet edilemezliği üzerine kurar. Bir yanda insanın mülkiyet arzusu, öte yanda suyun mülk edinilemez başına buyruk doğası. Bu çatışmanın yarattığı güçlü etki, filme Türk sinema tarihinin ilk uluslararası ödülü olan 1964 Berlin Film Festivali Altın Ayı ödülünü getirir.

Filmin olay örgüsü ve karakterleri ışığında mülkiyet temalı bir çözümleme yapmak gerekirse, öncelikle Osman karakterini derinlemesine incelemek gerekecektir. Osman, kardeşi Hasan ile beraber yaşayan kendi toprağına sahip olan bir köylüdür. Köyün su ihtiyacını karşılayan su kaynağı kendi topraklarından çıkar. Osman, suyun kaynağının kendi topraklarından çıkmasından ötürü, suyun kullanım mülkiyetini kendinde görür ve suyun diğer köylülerin tarlalarına ulaşmasını engeller. Bu engelleme sonucunda Osman ile köylülerin arasında bir dizi çatışma çıkar ve neticesinde Hasan suçlu olmadığı halde kardeşi Osman’ın suçunu üstüne alarak hapishaneye girer. Bu sırada Osman, kardeşinin karısı Bahar’ı elde etmeye çalışır ve bunda da başarılı olur. Hapisten çıkan Hasan’ın ağabeyini öldürmesi ve suyu köylülerin kullanımına tekrar açması ile film sonlanmış olur.

Osman karakteri filmin mülkiyet olgusuna getirdiği yorumlamada belirleyici olan ana karakter olarak ön plana çıkar. Üçlemenin ilk filmi olan Yılanların Öcü filminde görülen mülkiyet arzusunun doğurduğu tutku, tutkunun neden olduğu şiddet ve suç-ceza kavramları bu filmde de aynı paralellik üzerinden ele alınır. Yılanların Öcü’nde iki taraflı olarak – Haceli ve Bayram- ele alınan çatışma, Susuz Yaz da tek boyutlu bir niteliktedir. Mülkiyet arzusu ile tutkulu bir hale bürünen Osman’dır. Bu tutku filmsel süreç boyunca öyle bir hal alır ki, sonucunda Osman iki kişiyi öldürür, kardeşini suçsuz yere hapse yollar ve son olarak kardeşinin karısı Bahar’a sahip olmaya kalkar.

46dc960559f3cf47b1bec373356875ef

Bu noktada Osman karakterinin duyduğu mülkiyet kurma arzusunu iki ana eksene ayırmak gerekir. Bunlardan birincisi Osman’ın kendi topraklarından çıktığı için kullanım hakkını kendinde bulduğu su mülkiyeti üzerinedir. Filmin geçtiği köydeki diğer köylüler Osman’ın tarlasından geçen su ile kendi topraklarını ve  mahsullerini sulama şansına sahiptirler. Filmin başlangıç sekansından anladığımız üzere, daha önceleri bu sistem ile köylü sorunsuz bir şekilde topraklarını sulama şansı bulur. Ancak Osman’ın fikir değiştirmesi ve suyun mülkiyetini sadece kendisinde görmesi ile var olan bu düzen bozulur. Filmin ana çatışma eksenlerinden biri olan su mülkiyeti çatışması da bunun üzerine başlar. Tarlalara gelen suyun kesilmesi üzerine köylüler Osman’a karşı birlik olurlar ve film boyunca devam edecek bir çatışma bu şekilde başlamış olur. Su mülkiyetli bu çatışmanın çıkış noktası ve tutkulu yanı Osman karakteridir. Osman’ın amacı suyun sadece kendi topraklarında kalmasını sağlamak, böylece de topraktan aldığı verimliliği arttırmaktır. Bu noktada mülkiyet arzusunun yarattığı tutkunun tipik bir yansıması Osman karakteri üzerinde görünür. Yılanların Öcü’ndeki Haceli nasıl yeni bir ev yaptırma, yeni bir mülke sahip olma tutkusu ile dolu ise, Susuz Yaz’ın Osman’ı da daha çok suya sahip olup, daha çok mahsul elde etmeyi amaçlar. Başlangıç sekansında bir yandan yüzünü yıkarken Osman kardeşine şöyle söyler: ”Kendi suyumuza kendimiz sahip olacağız”. Çünkü daha çok su, daha çok paraya tekabül edebilmektedir. Bu tutku doğrultusunda Osman bencilce davranmaktan geri durmaz, onun için önemli olan tek şey kendi topraklarının verimliliğini arttırmaktır, diğer köylülerin topraklarının susuz kalması ile ilgilenmez ve bu konuda kendini suçlu dahi hissetmez. Çünkü suyun kaynağı kendi topraklarından çıkar ve bu nedenle de suyun kullanım mülkiyetinin kendinde olduğuna inanır. Bu noktada Susuz Yaz’ın da Yılanların Öcü’nde olduğu üzere mülkiyet olgusunu toprak sahipliği üzerinden ele aldığı sonucuna varılır. Suyun mülkiyetini belirleyen, Osman’a göre o suyun kimin tapulu toprağından çıktığıdır. Toprak mülkiyeti suyun kullanım mülkiyetinde belirleyici faktör olarak ortaya atılır. Yönetmenin bahsettiği ve o sıralarda uygulamada olan cari kanun da bu tezin yanında yer alır. Yürürlükte yer alan konuyla ilgili yasada, “Türkiye’de göller, karasuları ve akarsular kamunun, yalnız kaynaklar kimin tapulu arazisinden çıkıyorsa onun malıdır” şeklinde bir ibare bulunmaktadır. Yani bu noktada Osman’ın ortaya koyduğu sav, dönemin yasaları ile birebir paralellik gösterir.

Suyun kullanım mülkiyeti üzerinden doğan çatışmanın diğer tarafı olan köylülerin ise tek dertleri, kendi topraklarının susuz kalmasını engellemek, ürünlerinin telef olmasına mani olmaktır. Susuz kalan köylü karakterlerden birinin söylediği “su toprağın kanıdır” cümlesi, köylülerin suya verdiği anlamı göstermek konusunda önemli bir örnek teşkil eder. Bu noktada yönetmenin çizdiği köylü karakterleri, Osman’ın aksine mülkiyet arzusunun doğurduğu tutku ile hareket eden karakterler değillerdir. Onların istedikleri, suyun mülkiyet hakkının adilane bir şekilde paylaşılması ve topraklarının susuz kalmasını engellemektir. Onları birtakım eylemler yapmaya iten de toprakları için gerekli olan suya duydukları temel gereksinimden ötürü gelir. Bu yönleri ile susuz kalan köylü karakterlerinin eylemlerinde mülkiyet olgusunun bir etkisinden söz etmek doğru olmaz. Onlar suyun mülkiyeti ile ilgilenmek yerine temel gereksinimlerini karşılamanın derdindedirler ve Osman ile bu nedenle mücadele ederler.

Osman karakteri filmsel süreç boyunca sürekli suyun içerisinde görülür ve su ile haşır neşir bir haldedir. Elini yüzünü yıkar, banyo yapar vs. Böylece yönetmen Osman’ın su ile olan ilişkisini görsel bir gösterge aracılığı ile seyirciye iyiden iyiye hissettirir. Su, Osman için iktidarın olmazsa olmaz koşuludur.  Bu noktada Osman’ın kardeşi Hasan karakterinin ağabeyi ve köylüler arasındaki su mülkiyeti nedenli çatışmada tuttuğu saf da önem kazanır. Hasan, ağabeyine suyu keserek yanlış bir iş yaptığını, bu suda bütün köylünün hakkı olduğunu söyler. Ancak, Osman kardeşini dinlemez ve suyun kendilerine ait olduğu konusunda ısrar eder. Hasan karakterinin zayıflığından ve Anadolu coğrafyasında egemen olan büyüklerin sözüne itaat etme geleneğinden ötürü istemeyerek de olsa ağabeyi Osman’ın fikrine katılmak zorunda kalır. Ancak asıl düşüncesi bu meselede ağabeyinin değil köylülerin haklı olduğudur. Filmsel süreç içerisinde Hasan sevdiği kız olan Bahar’ı ağabeyinin telkinleri doğrultusunda kaçırır ve genç kız ile evlenirler.  Artık Osman, Hasan ve Bahar aynı evin içerisinde yaşamaya başlarlar. Bahar’ın Hasan’ın karısı olması ve Osman ile aynı evde yaşamaya başlaması ile Osman’ın ikinci mülkiyet eksenli çatışması da başlamış olur.

susuz-yaz-hulya-kocyigit

Birinci eksende Osman’ın köylüler ile girdiği mülkiyet çatışması su kullanım hakkı üzerinden şekillenirken, ikinci eksende bu çatışma bir kadına sahip olma güdüsü üzerinden şekil alır. Çatışma Osman’ın, Bahar’ın genç ve güzel bedeni üzerinde kurmak istediği mülkiyet arzusu nedeni ile ortaya çıkar. Su mülkiyeti için bütün bir köyü karşısına alan Osman, Bahar’ın bedenine sahip olabilmek için kendi kardeşini dahi karşısına almakta bir sakınca görmez. Osman’ın Bahar’a duyduğu arzu, cinsel tabanlı bir istekten ibarettir. Kardeşinin karısı olmasına rağmen Bahar, Osman için bir haz objesidir. Merdivenlerden çıkarken Bahar’ın bacakların izler, Bahar kardeşi Hasan ile sevişirken gizlice onları röntgenler. Tüm bu göstergeler doğrultusunda Osman’ın Bahar’a duyduğu arzunun duygusallıktan uzak, cinsel güdüleri ekseninde gelişen bir arzu olduğu gerçeğine ulaşırız. Osman’ın Bahar’a duyduğu bu isteğin sadece cinsel bir yakınlık ile sınırlı tutulması, bu tutkunun temelini mülkiyet arzusu ile bağdaştırmaya olanak sağlar. Osman için Bahar, sahip olunması gereken bir haz nesnesi niteliğindedir. Nasıl ki suya sahip olmak, suyun mülkiyetini elinde tutmak onun iktidarını pekiştirmekteyse, Bahar’a da sahip olmak aynı şekilde onun iktidarını güçlendirecektir. Bu noktada Erksan’ın mülkiyet çatışmasına neden olan nesneyi bir insan bedeni olarak kullanması, olgunun psikolojik boyutlarının da başarılı bir şekilde ön plana çıkmasına olanak sağlar.

Mülkiyet olgusu yüzeysel anlamı ile bakıldığında ekonomik-iktisadi alt yapılı bir kavram olarak tanımlanır. Bu nedenle de mülkiyet kavramı arketip olarak insan zihninde ev, arsa, toprak gibi somut şeyler üzerinden tanımlanır. Oysa ki Metin Erksan bu arketip kurulumuna aykırı olarak, bu olguya bir de psikolojik bir yön katar ve mülkiyet arzusunun sadece somut nesneler üzerinden yürümek zorunda olmadığına dikkat çeker. Osman suyun mülkiyeti için savaşırken, bir yandan da Bahar’ın mülkiyetini kendi eline alabilmek için mücadele eder. Ancak her iki eksende de Osman’ı harekete geçiren şey aynıdır: mülkiyet arzusu.

Sayfa: 1 2


Yazar Hakkında

Demek ki ölmemişim, çünkü bütün hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmedi.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑