Mülkiyet Üçlemesi Bölüm 2: Susuz Yaz

İnsanın başka bir insan üzerinde kurmak istediği mülkiyet arzusuna Susuz Yaz filminde çatışmanın tamamlayıcı ekseni olarak yer veren Metin Erksan, mülkiyet üçlemesinin son filmi olan Kuyu’da ise bu konuyu filmin ana ekseni halinde kullanmıştır.

Bu noktada üçlemenin ilk filmi olan Yılanların Öcü’ne dair bir karşılaştırma yapmak faydalı olacaktır. Yılanların Öcü’nde Bayram’ın Haceli’nin karısı Fatma ile arasındaki cinsel tabanlı yakınlaşma ile Osman’ın Bahar’a duyduğu cinsel istek birbirlerinden ayrılırlar. Bayram, Fatma’yı düşmanı Haceli ile girdiği mülkiyet çatışmasında düşmanına zarar verebilmek amacı ile kullanır. Susuz Yaz’da ise Osman’ın Bahar’a duyduğu haz doğrudan doğruya onun bedeni üzerinden gerçekleşir. Osman’ın tek amacı Bahar’ın bedeninin mülkiyetine sahip olmaktır. Bu nedenle Yılanların Öcü’nde insanın insan üzerinde kurmak istediği mülkiyet arzusundan söz etmek mümkün değildir, ancak üçlemenin ikinci filmi Susuz Yaz ve son filmi Kuyu’da insan bedeni mülkiyet arzusunu ortaya çıkaran bir uyarıcı haline dönüşür.  Nitekim, Metin Erksan kadın bedeni üzerinden bu uyarıcı etkiyi yaratabilmek adına kimi zaman gerçeklikten feragat etmeyi dahi göze alır.

Bahar’ın cinsel bir haz objesi olarak Osman’ın hayatına dâhil olması ile Osman kendisini iki eksenli bir mülkiyet çatışmasının içerisinde bulur. Çatışmanın bir ekseninde suyunu paylaşmak istemediği köylüler, öteki ekseninde ise karısını elinden almak istediği kardeşi Hasan yer alır. Hasan karakterinin iyi niyetli yönü ağır bastığı için ağabeyinin karısına duyduğu cinsel tutkunun farkına dahi varamaz. Ancak suları elinden alınan köylüler, Osman’a karşı örgütlenirler ve Osman’ı dava ederler. Mahkeme suyun ortaklaşa kullanılmasına karar verir. Bunun üzerine Osman arazisine çektiği kapakları kaldırmak zorunda kalır ve köylüler bir süreliğine suya kavuşmuş olurlar. Ancak bu süre çok uzun sürmez, Osman karşı dava açar. Bu sefer de mahkeme Osman’ın haklı olduğuna karar verir, gerekçe olarak da suyun Osman’ın tapulu arazisinden çıkıyor olması gösterilir. Bu noktada toprak mülkiyetinin, suyun mülkiyeti konusunda da belirleyici faktör olduğu gerçeğinin tekrar altı çizilmiş olunur. Netice olarak yasalar ve devlet mülkün sahibi olan Osman’ın yanında saf tutmuşlardır. Bu konuda devletin yaklaşımı, tıpkı Yılanların Öcü’nde devlet alegorisi olarak kurgulanan Muhtar karakteri ile paralellik gösterir. Devlet, burada da güçlü olanın, mülkiyet sahibi olanın haklarını korumayı tercih eder.

susuzgazete

Devletin Osman’dan yana taraf olması ve suyun mülkiyet hakkını Osman’a vermesi üzerine köylüler kendi başlarının çaresine bakmaya karar verirler. Devlet, güçlü olanın yanında olmayı tercih etmiştir, haksızlığa uğradığını düşünen köylüler, adaleti kendi başlarına sağlamayı amaçlarlar. Bu doğrultuda birtakım eylemlere girişirler. Önce Osman’ın kapattığı kapakları açarak tarlalarına su gelmesini sağlarlar, ancak Osman tekrar suyu keser. Bunun üzerine Osman ve köylüler arasındaki gerginlik biraz daha artar ve fiziksel bir şiddet baş gösterir. Köylüler birlik olarak Osman’a saldırırlar, daha sonra da Osman’ın köpeği köylüler tarafından vurularak öldürülür. Şiddet olgusu bu noktadan sonra, iyiden iyiye filme ağırlığını koymaya başlar. Mülkiyet ekseninde çıkan çatışma, şiddeti doğurur. Şiddet içerikli eylemlerin de doğal neticesi olarak suç ve ceza kavramı filmin içerisine dahil olur. Tematik olarak görülen bu kavramlar, Yılanların Öcü’nde görülen aynı sıralama ve neden-sonuç ilişkisi içerisinde Susuz Yaz filminde de ortaya konur. Her iki filmin tematik kavramları aynı doğrusal paralellikte filmsel sürece dâhil edilir.

Köpeği köylülerce öldürülen Osman, daha sert tedbirler almak zorunluluğunu hisseder. Kardeşi Hasan ile birlikte tarlasında tüfekli nöbet tutmaya başlarlar. Hasan bu durumdan memnun olmasa da Osman’a yine karşı gelemez ve söylediklerini çaresiz kabullenir. Bir gece Osman nöbet tutarken iki köylü Osman’ın arazisine gelirler. Bunun üzerine Osman köylülerin ardından ateş eder ve bir köylünün ölümüne neden olur. Bu durum Metin Erksan’ın kurduğu mülkiyet arzusu-tutku-suç ve ceza tematik sıralamasının bu film öznelinde son halkasını oluşturur. Suyun mülkiyetini sağlamak arzusu ile tutku dolu bir karakter haline bürünen Osman, bu tutkunun esiri olarak suç işler ve bir adamın ölümüne neden olur. Bu adli suçun elbette ki yasal anlamda bir cezai karşılığı olacaktır. Bu cezai karşılık da hapis cezasıdır. Ancak Osman, kardeşinin aklını yıkayarak suçu onun üstlenmesini sağlar ve böylece işlediği suçun cezasını kardeşine yüklemiş olur. Hasan’ı arazilerin bakımını bahane ederek suçu üstlenmeye razı eden Osman hem hapishaneye girmekten kurtulur, hem de Bahar ile artık baş başa kalma şansını elde eder. Böylece iki eksen üzerinden yürüyen mülkiyet çatışmasının her iki ekseninde de kazanan Osman olmuş gibi görülür. Bir arkadaşlarının ölümü ile sonuçlanan bu çatışma, diğer köylülerin de gözünü korkutmuş olur. Çaresiz kalan köylüler Osman ile sulh yapmak isterler, ancak bu sulhun bir karşılığı vardır. Son çare olarak köylüler Osman’a suyu para ile satmasını teklif ederler. Böylece mülkiyetin maddi karşılığının altı çizilmiş olur.

s-3c837b54475a3245207a50d655330e8f0d46255e

Su mülkiyeti konusunda istediği sonucu alan Osman, iktidarını güçlendirmiştir. Artık hedefi Bahar’ın bedenine sahip olmaktır. Kardeşini haksız yere hapishaneye yollayan Osman, Bahar ile artık yalnız kalmıştır ve artık ona engel olabilecek hiçbir şey yoktur. Bahar’a duyduğu mülkiyet arzusu temelinden şekillenen bu tutku, giderek daha da artar ve sertleşir. Osman’ın Bahar’a bakarak ineğin memesinden süt içtiği sahne, sertleşen tutkunun çarpıcı bir örneğidir. Bu sahne, gerek dramatik anlatım gücü, gerekse de biçimsel estetiği ile Türk sinema tarihinde unutulmazlar arasına girmeyi başarır. Bir süre sonra Osman, Bahar’ı kandırarak kocasının hapishanede öldüğüne inandırır. Bunun üzerine Bahar annesinin evine dönmek ister ancak annesinin de onu kabullenmemesi üzerine çaresiz Osman ile yaşamaya devam eder ve bir zaman sonra da Osman’a daha fazla karşı çıkamayarak onunla birlikte olmayı kabullenir.

Hapishanede Osman’ın işlediği suçun cezasını çeken Hasan, kandırıldığını anlar. Osman, Hasan’a verdiği hiçbir sözü tutmaz ve cezaevinde Hasan ile ilgilenmez. Hasan’ın koğuş arkadaşı karakteri küçük bir rol ile filme dâhil olsa da söyledikleri bakımından değerlidir. Görünümden entelektüel bir karakter izlenimi çizen koğuş arkadaşının, belirtilmese de siyasal bir suçlu olduğu anlaşılır. Bu karakterin Osman’a mülkiyet hakkında söyledikleri, Osman üzerinde farkındalık yaratılmasına neden olur. Koğuş arkadaşı suyu Osman’ın elinden almalarını, köylü olarak birlik olmalarını Hasan’a salık verir. Bu diyalogun didaktik yönü filmi dramatik anlatım yönünden zayıflatırken, yönetmenin mülkiyet meselesine olan bakışını ortaya koyması bakımından değerlidir.

Çıkan genel af ile hapishaneden çıkan Hasan köye geri döner ve Osman ile Bahar’ın birlikte olduğunu anlar. Bunun üzerine deliye dönen Hasan, su kapaklarının bulunduğu tarlada Osman’ı bulur. Hasan, Osman ve Bahar’ın bir arada göründüğü üçlü bir çatışma sahnesi sonunda Bahar Osman tarafından yaralanır, Hasan ise Osman’ı öldürür. Osman’ı öldürdükten sonra Hasan suyu tutan kapakları açar ve suyun mülkiyeti tüm köylülerce paylaşılmış olur. Mülkiyet arzusu ile büyük bir çatışmanın içerisine giren Osman’ın cansız bedeni açılan kapaklardan kayarak suyun içerisinde kaybolur gider. Bu son ile yönetmen “su, parmaklarınızı istediğiniz kadar sıkın yine de akıp gidecektir” önermesini doğrulamış olur.

Susuz Yaz, mülkiyet arzusunu iki farklı nesne üzerinden ele alarak bu olguya derinlikli bir yorum getirmeyi başarır. Yönetmen filmin ana eksenine su mülkiyetini yerleştirir, su yarattığı çağrışımlar bakımından mülkiyet olgusu ile ilişikliği kolay kurulabilen bir şeydir. Yılanların Öcü’nde toprak üzerinden yarattığı mülkiyet çatışması bu filmde, yerini suya bırakır. Ancak filmin ikinci ekseninde mülkiyet olgusu bir kadın bedenine sahip olma güdüsü ile ilişkilendirilir. Susuz Yaz’ın mülkiyet olgusuna getirdiği yenilikçi ve çok katmanlı bakış açısı da tam olarak burada yatmaktadır. Mülkiyet gibi ekonomik ve iktisadi yönü ağır basan bir olgu, cinsellik gibi güdüsel ve psikolojik temelli bir olgu ile eşleştirilir. Böylece yönetmen, mülkiyet kavramına psikolojik bir çözümleme katmayı başarır ve kavramın daha derinleşmesine olanak sağlar. Susuz Yaz ile mülkiyet olgusuna psikolojik bir çözümleme getiren yönetmen, üçlemenin son filminde ise tamamen olgunun bu yönüne yoğunlaşacaktır.

Diğer yazıları Konuk Yazar

İp: Bir Fragman

Yazar: Yağız Ay Alfred Hitchcock’un Rope’u “iplemek” üzerine büyüleyici bir denemedir; iki...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir