Eleştiri

Published on Kasım 15th, 2016 | by Fatih Çalışkan

Varlık-Hiçlik: Cennet-Cehennem Üzerinden Kosmos

Share Button

İnsan varoluşuyla ilgili birçok soru sormuş ve çoğu zaman cevabını bulamadığı soruları sanatına yansıtarak bir varoluş amacı edinmiştir. Sanat dallarının en yenilerinden olan sinema da bu soruları sormanın ve varoluşsal kaygıları dışa vurmanın en etkili yollarından biridir. Varlığının sebebini araştırırken insanın karşısına, varlığı sona erdikten sonra ne olacağı sorusu çıkmıştır. Dinlerin ve mitlerin dışında bu sorulara tam anlamlı bir cevap bulamayan insan maddesel dünyada tecrübe ettiği ve bilinçaltında yer edinen bu ölüm ve sonrası kaygısını bir şekilde bastırmak amaçlı yaptığı iyiliklere karşılık ‘cennet’i ve işlediği günahlara karşılık da ‘cehennem’i kabul etmiştir. Kimi zaman bu kavramları dünyasal tecrübeleriyle maddeleştirmiş ve sebep-sonuç ilişkisine bağlamıştır. Ülkemiz sineması bağlamında ve özellikle klasik anlatı dışına çıkmış alt metinli sinema kapsamında bu tür kaygılardan beslenen ve sinemasına yansıtan filmlerden birisi de Reha Erdem’in Kosmos filmidir.

Öykülü sinema, icadından bu yana konusunu insandan ve insan inanışlarından alagelmiştir. Din ve mitoloji bu inanışların özünü oluşturan ve insan iç dünyasını dışa vurmanın ana damarlarından olan iki koldur. Yaratısının özünü insanın oluşturduğu ve insanın, doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili olduğu konulardan beslenen sinema da din ve mitoloji konusunu her fırsatta ele almış ve birçok yönüyle bu iki koldan yararlanmıştır. Klasik anlatı sineması dışında kalan ve altmetinli sahne inşa etmede kendini kanıtlamış yönetmenlerden olan Reha Erdem de Kosmos filminde din ve mitoloji öğelerinden beslenmiştir. Bu beslenme bağlamında cennet ve cehennem konularına sinemasal tarzı gereği dolaylı olarak değinmiştir. Bilinmeyen bir yerden ve karların üstünden koşarak gelen Battal, yanında doğrularını, yanlışlarını ve bu ikisi arasındaki dünyasal varlarını da getirmiştir. Kendini anlatma derdindedir ama bir yandan da böyle bir derdi yoktur. Battal, bir yandan insandır, bir yandan tanrıdır. Doğruyu arar, yanlış yapar. Bir yandan adaleti sağlar. Kendi içinde Khaos’tan gelen bir Kosmos’dur.

kosmois

Yazımızın konusunu oluşturan ve anlamı üzerinde düşünmemiz gereken ‘Kosmos’, canlı ve ilahi bir düzen olarak ‘evren’ anlamına gelmektedir. Filmin konusu da tanıtım bülteninde şöyle geçmektedir:

”Kosmos mucizeler yaratan bir hırsızdır. Dağlardan taşlardan, ağlayarak ve sanki birilerinden kaçar gibi gelir bu zaman dışı sınır şehrine. Şehre girer girmez nehirde boğulan bir küçük çocuğu kurtarır ve mucize yaratan insan olarak hemen kabul görür şehirde. Kosmos sıradan birisi değildir. Kosmos’u hiç yemek yerken ya da uyurken görmeyiz. En büyük ihtiyacı çay, tek besini ise avuç avuç yediği kesme ya da toz şekerdir. Şaşırtıcı maharetlerinden birisi de yüksek yüksek ağaçlara büyük bir kolaylıkla tırmanıp, incecik dallarında bir kuş gibi oturabilmesidir. Kosmos herkesi irkilten bir isteğini açık sözlülükle belirtir: Aşk peşindedir. Kosmos’la dereden kurtardığı küçük çocuğun ablası Neptün arasında tuhaf bir yakınlaşma olur, ağaçlarda damlarda çığlık çığlığa kuş bağırışlarını taklit ederek sanki gölgeleriyle buluşur, oynaşırlar. Kosmos’un gelmesiyle şehirde o zamana kadar pek de görülmeyen küçük dükkan soygunları baş gösterir. Soygunlar ve mucizeler birbirini kovalarken, şehirliler Kosmos’un insanları iyileştirme gücünü keşfederler. Bütün dertliler, hastalar, şifa arayan çaresizler Kosmos’un peşine düşer. Zamanla talihsiz olaylar serisi herkesin ondan uzaklaşmasına sebep olur.”

Varlık – Hiçlik, Cennet – Cehennem Üzerinden ‘Kosmos’

Filmin giriş sahnesinde, kara bulutların ve bembeyaz karların kompozisyonu doldurduğu tek geniş planla yan anlamların dile geldiği bir dünyada, kötülükle iyilik koyun koyuna yatmaktadır, elimizi uzatsak dokunabileceğimiz bir mesafedeki yönetmen biz daha soruyu sormadan tüm derdini anlatır; varlık ve hiçlik. Bu sahne boş uzam ve boşluk tanımını karşılar niteliktedir. Sahnedeki boşluk ve soyut bir dünyayı anımsatan karların içinden çıkıp gelen Kosmos (Battal), kendinden önce gelen Khaos’u destekler niteliktedir. Battal henüz ne cennet ne cehennem taraflıdır, hakkında bir bilgimiz yoktur; sadece bir şey(ler)den kaçmaktadır. Filmin biraz daha ilerleyen bir kısmında Battal’ın insanüstü özelliğiyle ilk defa karşılaşırız; Battal nehirden kurtardığı cansız çocuğu diriltmektedir. Bu noktada Battal’ın üstlendiği görev itibarıyla İncil’den şöyle bir bölüm anımsanır; ‘’… Yaklaşıp cenaze sedyesine dokununca sedyeyi taşıyanlar durdu, İsa ‘Delikanlı’ dedi ‘Sana söylüyorum, kalk’ ölü doğrulup oturdu ve konuşmaya başladı, İsa onu annesine geri verdi.’’ Bu sahneden itibaren film, cebindeki varlık ve hiçlik olgularını dökmeye başlar, izleyenine bir sorgu zemini yaratır. Çok da uzakta olmayan bir sahnenin bir planında; saatlerin durmuş olduğu görülür. Bu görüntü hikayenin bağlamını oluşturan kasabaya bir tasvir niteliği taşımasının yanında, o güne kadar yaşamış ve hala yaşamakta olanlarla birlikte zamansız bir ‘kasaba’da yaşamakta olduğumuz gerçeği arkadan dolanmayan bir dille yüzümüze vurulur.

kosmosss

Battal karakteri bir monoloğunda şöyle der; ‘’… Çünkü yaşayanlar biliyorlar ki ölecekler; fakat ölüler bir şey bilmez ve artık onlar için bir ödül yok.’’ Bu sözlerle Battal, iyi olan insana vaadedilen cennet veya kötüye atfedilen cehennemden öte bir sonrayı vurgulamaktadır; hiçlik. Bu karakterin temeli varlık ve hiçliğe bulanmıştır; öyle ki Battal kendi bünyesinde yaşamı ve ölümü taşıyan, bu gerçeği zaman zaman ölümlünün diliyle insana, zaman zaman da kadimliğin diliyle evrene haykıran bir karakterdir. Battal bir sahnede kahvede oturmaktadır, kurtardığı çocuğun babası gelerek çocuğun dereden çıktığında cansız olduğunu ve Battal’ın çocuğa can verdiğini vurgular. Battal bu vurgu karşısında, aslında monolog olan ve hiçlikle kol kola gezen döngüyü; ‘’Herkesin başına, her şey aynı şekilde geliyor; iyiyle kötünün, cömertle cömert olmayanın başına gelen şey aynı, iyi adam nasılsa, suç işleyen de öyle…’’ sözleriyle boşluğa bırakır. Çocuğu kurtardığı için Battal’a minnet duyan, etrafında toplanan kasabalı, Battal’ın gerçeği ‘başka bir lisanda’ dile getiren bu sözlerine anlam veremez, derviş gözüyle bakar. Bu sebeple; “… bu şehir Allah kapısıdır, … istediğin kadar başımızın üstünde yerin var.” diyerek kabul ederler. Fakat filmin ilerleyen sahnelerinde başka bir konuşması yüzünden de dışlarlar ve aralarında istemezler. Battal’ın insan diliyle insana haykırdığı gerçeğin yanında, kadimliğe yaptığı bir haykırış emsalini ise film içinde bir sahnede ölümün ve yeniden doğuşun mitolojik anımsatması olan bir kargayla görürüz. Karga seslerinin üstüne binen Battal’ın çığlıkları, bize duyduğumuzdan fazlasını haykırır.

kosmossFilmin bir sahnesinde bir çocuk, diğer çocuklara taş atar ve kaçar. Battal da oradadır ve olanları izlemektedir, ta ki diğer çocuklar taş atan çocuğu dövmeye başlayana kadar, Battal bu noktada müdahale eder ve dayak yiyen çocuğu kurtarmak ister. Çocuğu dövmeye çalışan çocuklardan birisi Battal’a şunları söyler; ‘’Amca vahşinin teki o, herkesi taşlar, herkese, hayvanlara bile zulmeder.’’ Bu noktada taşlanan çocuk ‘insan’ metaforudur ve çocuğun söylediği kötülükleri yapan da ‘taş atan çocuk’ metaforunda ‘insan’ın kendisidir. Bu sözlerle kötü olan ve kurallarla belirlenmiş iyilikleri uygulamayan ‘insan’ cezaya çarptırılmıştır, cehennem kavramı da bu sözlerin altındaki gizli tahtından göz kırpar. Filmde insanın insana uyguladığı şiddet çok katmanlı olarak resmedilir; gerek çocuklar arasında olsun gerek hiç kesilmeden süren silah ve top sesleriyle olsun bu düşünce durmadan vurgulanır. Bu genel tema içinde asıl cehennemin ölümden sonra gelen soyut bir dünyada mı, yoksa yaşam içinde her an ve her saniye yaşadıklarımızda mıdır sorusu cevaplanmamak üzere zihnimize düşer.

İnsanın hiçliği Battal’ın dilinde; ‘’İnsanın hayvana bir üstünlüğü yok efendim; çünkü hepsi boş; çünkü hepsi aynı yere gidiyorlar, hepsi aslından; topraktan ve hepsi yine toprağa dönüyorlar.’’ sözleriyle yer bulur. Battal bu konuşmasıyla, iyiliklerinden ve kötülüklerinden sorumlu tutulan insanın ayrıcalığını yok eder. Filmin ilerleyen kısımlarında Battal, kahvecinin yanında çalışmaya başlamıştır. Kahveci, Battal’a dökmesi için iki teneke verir fakat Battal uzun bir süre dönmez, kahveci, Battal’ın peşine gider ve kendisine verdiği, ondan yapmasını beklediği işi yapmadığını görür, sinirlenir. Battal ilk kez bu sahnede ‘insanlığın’ çıkarına ters düşer. İstenilenin yapılması ve düzenin sağlanması tüm dinlerin temel taşıdır ve sonucunda vaadedilen ödül ve cezalar vardır. Battal da bu sahnede istenileni yapmayarak kahvecinin ‘ilahi’ beklentisine uymamıştır ve ‘günah’ işlemiştir. Kahveci bir hışımla kahveye girer ve ‘tembel bu be’ der. Kasabalı, arkadan gelen Battal’ı yadırgayan bir gözle takip eder ve içlerinden biri; ‘’Çalışmayanı Allah sevmez.’’der. Battal, filmin başında kahvede nasıl bir bilgelikle konuşmuşsa aynı şekilde; ‘’Ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim, yüreğim, verdiğim emeğin karşılığı bir şey ummasın diye yüz çevirdim; çünkü bütün emeğinden ve emek çeken yüreğinin çabalamasından insana ne fayda var bulamadım…’’ der. Kahvedekilerden birisi ‘’Ben çalışmam diyorsun yani’’ der ve hep birlikte gülerler. Başta derviş kabul ettikleri Battal’ı, kendi kurallarıyla çeliştiğinde deli kabul ederler; hiçlikten ileri gelen ‘boşunalık’ da aynı ince çizgide kendine yer bulur. Battal artık kasabalının gözünde cennetten kovulmuştur, dervişlikten azledilmiştir. Cennetten kovulma konusuna gönderme yapan bir diğer sahne de; önceki sahnelerde değindiğimiz, diğer çocukların taşladığı ve aslında ‘insan’ı alegorileyen çocuk karakterin yine ‘insan’lığını yaparak Battal’ın parasını çalmasıyla başlar. Çocuk evde hasta yatmaktadır ve Battal büyükannesiyle yaşayan çocuğun evine gelir, çocuk hatasının farkındadır ve çaldığı parayı Battal’a geri verir. Battal paraya ihtiyacı olmadığını söyleyerek parayı, çocuğun büyükannesine uzatır, o anda çocuk büyükannesine; ‘’hayır alma, o parayı ben ondan çaldım, sakın alma…’’ diyerek ‘günah çıkarır.’ Sonrasında gelen yakın planda; çocuğun Battal’ın parmağını tutmasıyla ‘’Adem’in Yaratılışı’’na açık bir gönderme görülür. Çocuk: ‘’Cezam bitti değil mi?’’ diye sorar ve Battal da ‘’Cezan çoktan bitti şimdi ödül zamanı’’ diyerek cennetten atılan ‘insan’ın cezasını bağışlar.

kosmos

Filmin son sahnesinde ‘hiçlik’ten ‘varlık’a gelen Battal, yani Kosmos, geldiği boşluğa doğru tekrar kaçar ve ‘hiçliğin’ huzur kaçıran sızısı en derinimize kadar işler. Reha Erdem’in ‘Kosmos’ filminde cennet ve cehennem kavramlarına, varlık ve hiçlik olgusuna ve insanın içindeki Mikro Kosmos’dan, Evren yani; Makro Kosmos’a değinmeler vardır. Filmde cennet ve cehennem kavramları insanüstü bir güç tarafından sağlanan veya vaadedilen ceza-ödül niteliğinin dışında aslında insanın kendisine layık gördüğü bir son, bir karşılıktır. Bu hayatta yaptıklarından öte, bir hiç olduğunu kabullenemeyen insan, ölüm sonrasındaki cenneti kabul etmiş, yazılmış kitaplardan feyz almış, yenilerini yazmış veya hepsinin dışında gerçekten ilahi olan bir kurallar dizinine uyum sağlamıştır. Sözün özü ve ‘Kosmos’ kısmı ise; insanın çağlar boyunca kazanılmış cennetleri ve cezası çekilmiş cehennemleri göğüslediği kendi içindeki yolculukta saklıdır.


Yazar Hakkında

Hayvan gayesine varmış duruyor, insan aramakla meşguldür.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑