Bergman’ın Oda Üçlemesi / Bölüm 1: Aynadaki Gibi

Aynadaki Gibi (Sasom i en Spegel)

“Kapı açıldı ama gelen tanrı bir örümcekti. 

Üçlemenin ilk filmi olan Aynadaki Gibi, Bergman’ın bir başka başyapıtı Yedinci Mühür’deki gibi İncil’den esinlenmiştir. Filmin çıkış noktası:

“Çünkü şimdi aynada anlaşılmaz bir biçimde görüyorum, fakat vakti geldiğinde yüz yüze göreceğiz. Şimdi az biliyorum, fakat o zaman bilindiğim gibi bileceğim” sözleriyle atfedilir.

Film, bütünleşememiş bir ailenin yakarışını anlatır. Bergman, acıyı sinemada ajite etmeden uyarlayabilen dahi yönetmenlerin başını çekenlerden. 24 saatlik bir zaman diliminde Bergman, travmatik hikayesini ince ince işlemeyi başarabiliyor. Baltık Denizi’nin kıyısında gelişen hikaye; ruhsal sıkıntılarından delirme noktasına gelmiş Karin ile doktor kocası Martin, küçük erkek kardeşi Minus ve yazar babası David arasında geçer. Mekan seçimi olarak parçalanmış bu ailenin yok oluş serüveni, Bergman’ın bakışında, terk edilmiş bir kıyı kasabasında hapsolacaktır. Mekan, filmin dramatik yapısı açısından özenle seçilmiş bir metafor aslında. Baba karakteri hayatını sanata, edebiyata adamış ve bu tutkusunu eşi ve çocuklarıyla paylaşamamanın acısını çekmektedir. Ailedeki iletişimsizlik ta ki Karin’in delirmesinden sonra boyut kazanarak özellikle baba karakterinin silkelenmesine sebep olacaktır. Hikayenin küçük oğlu Minus’un babasıyla kuracağı bir diyalog, tanrıya ibadet edercesine önemli bir meziyet olacaktır ki babasıyla konuşamama sıkıntısını her fırsatta ablası Karin ile paylaşan Minus, aslında genç Bergman’dan başkası değildir. Bergman yine sevginin ve aşkın en önemli unsur olduğunu aile gibi özel bir kavramın içine girerek iç burkan diyaloglarla sunacak ve yutkunmamızı isteyecektir.

“Bir kerecik olsun babamla konuşabilsem. Ama o kendi kabuğuna çekilmiş herkes gibi.”

aynadaki-gibi

Karin karakteri önemli. Filmdeki tek kadın ve üç erkeğe karşı Bergman’ın sorularımıza cevap vermek için kullandığı en iyi koz. Bir taraftan kocası Martin’e karşı yitirmiş olduğu duyguyu görüyor, bir taraftan ise erkek kardeşi Minus ile yaşadığı ensest ilişkiye şahit olup endişeleniyoruz. Filmin şairene sinematografisinde Bergman’ın özenle kullandığı açılara dikkat edecek olursak ailenin nemrut halini yakın ve dağınık planlarla dört dörtlük bir seyirlik kazandırmış olması gözlerden kaçmamalı. Aynadaki Gibi, Bergman’ın babalarından yeteri kadar sevgi alamamış çocukların içsel yalnızlıklarını konu alır. Bu film, Bergman’ın, istediği anlam çerçevesini doldurup, filme dokunuşlarıyla içimizi burkacak yoğun bir film olma özelliği taşımaktadır.

“Duvardan geçebiliyorum, anlıyorsun değil mi? Sabahın erken saatlerinde kararlı bir sesin… Beni çağırmasıyla uyanıyorum. Kalkıp bu odaya geliyorum. Bir gün bir ses, duvar kağıdının arkasından beni çağırdı. Gardırobun içine baktım, boştu. Ama ses beni çağırmaya devam etti. Ben de duvara doğru kendimi ittim. Bir yaprak gibi açıldı ve kendimi içeride buldum. Uydurduğumu sanıyorsun değil mi? Büyük bir odaya giriyorum. Çok aydınlık ve huzur verici. İnsanlar bir öne bir arkaya gidip geliyorlar ve bazıları benim anlayacağım bir şekilde benimle konuşuyorlar. Kendini huzurlu hissetmek çok güzel bir duygu. Bazılarının yüzünden sanki aydınlık saçılıyor. Herkes onu bekliyor, yani onu, gelecek olanı, ama kimse huzursuz değil.”

kapak

Karin, Minus ile yalnız kaldığı bir vakit, filmin hikayesiyle örtüşecek terkedilmiş ve çürümüş bir tekneye kaçarak bizleri de yanında sürükleyecektir. Bergman’ın bu sahnede kullandığı açılara dikkat etmek gerekiyor çünkü kullanılan yamuk kadraj, Karin’in birebir ruh halini yansıtmaktadır. Sinemada hikayeler anlatılırken karakterlerin mekanla bütünleşmesi adına çok sık uygulanan bir işleyiştir bu. Filmin bütünselliği mekanı da içine alarak iyice doruklara taşınmıştır artık. İç burkan bu hikaye Karin’in, Minus ile o teknede yaşadığı ensest ilişkiyle devam edecektir. Olay sonrası balık tutmaktan gelen kocası David ve babası Martin’i iskelede çaresiz bir Minus karşılayacak ve onları Karin’in içinde bulunduğu tekneye götürecektir.

Karin, o çürümüş teknede perişan bir halde babası David ile konuşur:

Karin: -Bu böyle devam edemez.

David: -Ne?

Karin: -Nefret

David: -Ne nefreti?

Karin: -Bunu kendi isteğimle yapmadım. Bir ses bana nasıl yapacağımı söyledi. Çok kötü şeyler yaptım. Karşı koymaya çalıştım ama başaramadım. Yapmaya zorlandım. Zavallı minik Minus. Anlamıyorum bunu. Anlamıyorum. İnsanın kendi karmaşasını görüp anlaması çok korkunç bir şey baba.

Babanın vicdan muhasebesi yaparak içini döktüğü sahnenin devamında:

-Senden af diliyorum Karin. Sana karşı kendimi hep kötü hissettim. Bu nedenle kendimi taşlaştırdım ve görmezden geldim. Sanat denen şey için feda ettiğim yaşamları görüp kendimden iğreniyorum. Annenizin ölümü benim en başarılı dönemime denk gelmişti. Bu başarı benim için annenizin ölümünden bile daha anlamlıydı.

Karin’in de tıpkı annesi gibi apansız bir hastalığa yakalanmasına dayanamayıp ardına bakmadan kaçtığını itiraf eden David, bahane olarak romanını bitirmek için gittiğini söyleyecektir.

-Bak Karin, insan çevresine büyülü bir bir çember çizer. Kendi gizli oyunlarına uymayan her şeyi dışarıda bırakır. Yaşamın bu çemberi bozduğu her an oyunlar grileşir, küçülür ve gülünç bir hale gelir. O zaman insan hemen yeni çember çizer ve koruma alanı oluşturur. 

tekne-aynadaki-gibi

Babanın içini dökmesinden sonra sular biraz durulacak ve Karin biraz da olsa kendisine gelecektir. Fakat eve döndüklerinde; geleceğine inandığı tanrı ile yüzleşmek için son bir kez o boş odaya gidecek ve kendi kendine konuşmaya başlayacaktır.

Babasının tüm olup bitenleri gözlemlemesi esnasında kocası Martin içeri girerek:

Martin: -Karin! O kapıdan bir tanrı gelmeyecek.

Karin:  -Her an gelebileceğini söylüyorlar. O geldiğinde burada olmalıyım, anlıyorsun değil mi?

Martin: –Karin, böyle bir şey yok.

O sırada Karin dua halinde ellerini birleştirmişken yoğun bir ses duyulur. Bu ses, içinde sağlık görevlilerin bulunduğu bir helikopter sesidir ve Karin’i almaya gelmişlerdir. Hastalığından kaynaklı işitme duyusu oldukça yükselmiş olan Karin, bu yoğun ses karşısında çığlık çığlığa kalarak  cinnet geçirecektir. Martin’in sakinleştirici iğnesinden sonra Karin, filmin temasını oluşturan anahtar cümleyi söyleyip:

Kapı açıldı ama gelen tanrı bir örümcekti. Bana doğru geldi ve yüzünü gördüm. Çok korkunç, donuk bir yüzdü. Üzerime tırmandı, içime girmeye çalıştı. Ama kendimi koruyabildim. Sürekli gözlerini gördüm. Soğuk ve sakindiler. İçime giremeyince göğüslerime, yüzüme ve daha yukarıya doğru tırmandı. Tanrı’yı gördüm.” yakarışında bulunacaktır.

omrumcek-tanri

Ablasının hastane kaldırılmasından sonra iyice harap olmuş babanın yanına gelen Minus, tüm cesaretini toplayıp, babasına:

Minus: -Korkuyorum baba. (Ablasının zoruyla ensest bir ilişkiye zorlanmıştı çünkü) Bu durumda artık yaşayamam baba.

David: -Elbette yaşayabilirsin, ama tutunabileceğin bir şeye ihtiyacın var.

Minus: -Neye tutunabilirim ki? Tanrı’ya mı? Bana Tanrı’yı kanıtlayabilir misin? Kanıtlayamazsın değil mi?

David: –Hayır, kanıtlarım. Ama sözlerimi iyi dinlemelisin Minus.

Minus: -Evet, dinlemeye çok ihtiyacım var.

David: -Sana kendi inancımdan bahsedebilirim. Aşkın insan dünyasında gerçekten var olduğunu biliyorum.

Minus: -Ve bu da özel bir aşk değil mi?

David: –Bütün aşklar Minus. En büyüğü ve en küçüğü, en gülüncü ve en güzeli. Yaşanan bütün aşklar.

Minus: -Ya aşkı özlemek? 

David: -Özlemek ve reddetmek. İnanmak ve teselli bulmak.

Minus: -Yani aşk, Tanrı’nın varlığını kanıtlar mı?

David: -Aşk, Tanrı’nın varlığını kanıtlar mı yoksa kendisi midir bilmiyorum.

Minus: -Ama senin için aşk ve Tanrı aynı şey baba.

David: -Boşluğumu ve köhne umutsuzluğumu bu düşüncede dinlendiriyorum.

Minus: -Devam et baba!

David: –Birden boşluk zenginliğe, umutsuzluk yaşama dönüşüyor. Bu affedilmektir Minus. Ölüm cezasından bağışlanmak.

2

Babasının odadan çıkmasından sonra Minus, hayret dolu ama amacına ulaşmış bakışlarıyla: “Babam benimle konuştu!” diyerek sevinçli gözlerle tebessüm edecektir.

Parçalanmış bir aile, Karin’in tanrının sessizliğinde kurban edilmesinden sonra Minus’un babasıyla kurduğu bağ güçlenecek ve Bergmanca ulaşılması gereken sevgi kutsanacaktır. Burada suçlunun kim olduğunu, baba karakterine yüklenmeden psikolojik bir etki yaratmaya çalışan Bergman, bizleri derin sularda yüzdürmüş olmanın keyfini çıkarır. Herkesin kendince haklı yanları olduğunun altını çizer. Geride parçalanmış bir aile bırakır ama onarmak için de aşka, sevgiye muhtaç olunması gerektiğini vurgular. Aynadaki Gibi, Oda Üçlemesi’nin ilk ayağıdır ve tanrının sessizliğini suratımıza çarpacak kadar da etkili bir başyapıttır.

Diğer yazıları Güney Birtek

Toni Erdmann: Sanatsal Bir Alman Pornosu

*Dikkat. Spoiler içeren bu yazı,  filmi henüz izlememiş olanlar için tavsiye edilmez. ...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir