Avrupa Sineması kis-isigi-kapak

Published on Aralık 6th, 2016 | by Güney Birtek

Bergman’ın Oda Üçlemesi / Bölüm 2: Kış Işığı

Share Button

Tanrının Sessizliği

“Eğer tanrı yoksa, bu gerçekten bir fark yaratır mı? Hayat anlaşılır bir hale gelir. Ne büyük rahatlık! Ölüm aniden hayatın sonu olur. Bedenin ve ruhun sona ermesi. Zulüm, yalnızlık ve korku…Bütün bunlar açık ve net bir hale gelmeli. Istırap akıl almaz bir şey, izaha gerek duymuyor. Bir yaratıcı yok. Hayatı destekleyen birisi yok. Şekillendiren yok. Tanrım, beni neden terk ettin?”

Çok sevdiği eşini yıllar önce kaybetmiş ve bu vesileyle inancını yitirmiş bir papaz, sesini tanrıya nasıl duyurabilir? Ya da tanrı gerçekten varsa hayatı boyunca dürüstlükten ödün vermemiş bir adama bu acıları neden yaşatmıştır? Bergman, Kış Işığı’nda yine tanrıya ulaşmanın sevgiden ibaret olduğunu anlatmaya çalışıyor. Küçük bir kasabada papaz olan Tomas, 50’li yaşlarda yaşamaktan pek haz etmeyen bir karakter. Klasik ayinleri, duaları bir rutin halinde sunarken, çevresinde bir kaç kasaba ahalisi ve olay örgüsünün demirbaşlarından; öğretmen Marta, kilise çalışanı Algot ve karı koca Karin ile Jonas’ı görürüz. Tomas’ın sevgiden yoksunluğu ona aşık olan Marta ile tasvir edilecek, inancını sorgulamasında kilise çalışanı Algot ve intihar etmeyi düşünen Jonas etkin bir rol oynayacaktır. Tomas’ın içsel yalnızlığı bu belirttiğimiz karakterlerle kuracağı diyaloglarla apansız bir sessizliğe gömülecektir.

kis-kapaqq-bu-kesin

Dünyayla bağını koparmış Jonas, Tomas’a aşık Marta ve kilise çalışanı Algot. Bu üç karakter yine Bergman’ın sorularına cevap verecek nitelikte önemli ip uçları taşıyor… Bergmanın bir buçuk saati aşmayan bu kısa sayılacak filmi diğer üçlemedeki filmler gibi 24 saatlik bir zaman aralığında gelişiyor. Yine ışık oyunlarının kendisini gösterdiği şairene mizansen, seyirciyi o küçük kasabadaki kilisenin ve Tomas’ın odasına hapsediyor. Oyuncuların üstün performansı Bergman’ın ustalığında birleşince son derece gerçekçi bir yakarış, tanrının sessizliğine armağan ediliyor.

Fedakar aşık Marta’nın Tomas’a olan aşkını, ve ithamlarını Tomas’ın okuduğu mektupta Marta’nın kendi dilinden dinleriz (Görüntüde Marta vardır.)

“Birbirimizle konuşmakta zorlandık. İkimizde utangaçtık. Söylemem gereken önemli bir şey var. Geçtiğimiz yaz ellerimde çıkan korkunç kızarıkları hatırlıyor musun? Ne kadar kötü durumdaydım hatırlıyor musun? Ellerim sargılı ve kaşıntısından uyuyamıyordum. Derim parçalanmıştı ve avuçlarımda açık yaralar vardı. Sana öfkeyle çıkışmıştım. Sana gerçekten duanın gücüne inanıp inanmadığını sormuştum. İnandığını söylemiştin. Çirkin ellerim için dua edip etmediğini sormuştum. Ama bu senin aklına gelmemişti. Aşırı dramatik bir biçimde senden orada dua etmeni istemiştim. İşin tuhafı kabul ettin. Uysallığın beni öylesine öfkelendirmişti ki bandajı yırtıp atmıştım. Gerisini anımsarsın… Açık yaraların görünüşü seni etkilemişti. Dua edememiştin, bütün bunlar seni iğrendirmişti. Ben senin tepkini anlıyordum ama sen beni hiç anlamadın. Aramızdaki sevgi yoksunluğunu, beceriksizce aşk denemelerimizle kapatmaya çalıştık. Kızarıklıklar alnıma ve kafa derime yayıldıkça benden nasıl uzaklaştığını farkettim. Beni tiksindirici buldun. Buna rağmen hislerimi ayrı tutmaya çalıştın. Ardından kızarıklıklar ellerime ve ayaklarıma yayıldı ve ilişkimiz bitti. Bu beni çok sarstı. Birbirimizi sevmediğimiz gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldım. Tomas, senin imanına asla inanmadım. Zira dini sıkıntılar tarafından asla eziyet çekmedim. Tanrı ve İsa sadece müphem varlıklardı. Benim için ise senin imanın belirsiz ve nevrotikti. Kimi yönlerden zalimce aşırı hislerle dolu ve ilkelceydi. Özellikle de bir yönden anlamam imkansızdı: İsa Mesih’e yönelik aldırmazlığın. Şimdi sana yanıt bulmuş dualardan bahsedeceğim. İstersen buna gülebilirsin. Şahsen ben ikisinin birbiriyle ilintili olduğuna inanmıyorum. Hayat, doğaüstü olayları içermeden de yeterince karmaşık. Hatırlarsan yaralı ellerim için dua edecektik. Ama hoşnutsuzluğundan nutkun tutulmuştu, daha sonraya ertelemiştin. Öfkelenmek ve seni kışkırtmak istiyordum. Tanrım beni neden edebi hoşnutsuzluk içinde yarattın? Böyle ürkek, böyle acı? Niçin böylesine perişan olduğumu fark ettim. Neden önemsizliğimle böyle bir azabı yaşamak zorundayım? Eğer acılarımın bir nedeni varsa söyle bana. Böylece şikayet etmeden onlara katlanabileyim. Hem madden, hem manen çok güçlüyüm. Ama bana gücüme layık bir vazife vermedin. Hayatıma anlam kat ve senin uysal kölen olayım.”

kis-kapak-olabilir

Dünya sinema tarihinin belki de en dokunaklı tiratlarından biriydi az önce okuduğumuz mektup. Marta’nın Tomas’a duyduğu aşk, Bergmanca, tanrıyı bulmasında önemli bir alt metine zemin hazırlamakta. Tomas’ın yalnızlık ve kendini arayış serüveni, ziyaretine gelecek karı-koca Karin ve Jonas’tan sonra iyice diplere düşecektir. Karin, kocası Jonas’ın intihar etme isteği üzerine endişelenip papazla konuşturmak için getirmiştir. Tomas ve Jonas, yaşam ve ölüm üzerine hayatta kalmanın neden önemli olacağı üzerine konuşmaya başlayıp:

-Ne zamandır kendi canınıza kıymayı düşünüyorsunuz?

-Bilmem… Uzun zaman oldu. 

-Hiç bir doktorla görüştünüz mü? Yani sağlığınız yerinde mi?

-Bildiğim kadarıyla evet.

-Bu durum pek alışıldık değil o zaman. Yani işin özü Çin meselesi…

Jonas’ın sıkıntısı, gazetede Çin ile ilgili bir haber okuduktan sonra gelişmiştir. Haberde, Çinlilerin nefretle yetiştirildiklerinden bahsedilmiş. Çin’in yakın bir zamanda atom bombası üreteceği fikri yumuşak kalpli Jonas’ın acısını derinleştirmiş. Yaşamın neden sevgiyle değil de nefretle süregeldiğini düşünür olmuş ve sonunda canına kıymaya yeltenecek bir içsel çöküşe sürüklenmiştir. (Bergman burada gelmiş-geçmiş dünya savaşlarına gönderme yapar)

kons

Tomas bu durum karşısında hayatından bir kesit sunmak ister ve devam eder;

“Dinle Jonas, sana karşı dürüst olacağım. Karımı dört yıl önce kaybettim. Onu severdim, hayatım bitti. Ölmekten korkmuyorum ve dayanmam için bir sebep de yoktu. Ama dayandım. Sadece kendi iyiliğim için değil, bir işe yaramak için. Bir zamanlar müthiş hayallerim vardı. Dünyada izimi bırakacaktım. Kötülük diye bir şey bilmezdim. Papazlığa ilk başladığımda bir bebek kadar masumdum. Sonra her şey birden bire değişti. İspanya İç Savaşı’nda bir gemide papazdım. Neler olup bittiğini görmeyi reddettim. Gerçekleri kabullenmeyi istemedim. Tanrım ve inancımla birlikte her şeyin anlam taşıdığı bir dünyada yaşıyordum. Ben… Görüyorsun, çok iyi bir papaz değilim. İmanımı inanılmaz ve özel bir Baba-Tanrı figürüne adadım. Ne kadar korkunç bir hata yaptığımı görüyor musun Jonas? Cahil, şımarık ve kaygılı bir sefilden, çürümüş bir papaza dönüştüm. Dualarıma iyi huylu cevaplar veren ve sakinleştirici bir şekilde kutsayan bir taklit Tanrı!
Tanık olduğum tüm gerçeklerde Tanrı ile yüzleştiğim anlarda çirkin ve iğrenç bir mahluka dönüştü. Bir örümcek Tanrı, bir canavar. Böylece ışıktan kaçtım, kendimi karanlığa gömdüm. Tanrımı tek gösterdiğim kişi karımdı. Beni destekledi, yüreklendirdi ve bana yardım etti. Delikleri onardı.”

Tomas’ı pür dikkat dinleyen Jonas, büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak kalkmak isteyecektir:

-Gitsem iyi olacak

-Hayır, gitme! Bunu sana neden anlattığımı anlamanı istiyorum. Nasıl alçak, sefil birisi olduğumu anlamışsındır. Bu kadar kafası karışık bir şekilde konuştuğum için bağışla.

kis6

Medet ummak için papazla konuşmaya gelen Jonas, papazın hayata karşı kendisinden de kötümser olduğunu gördükten sonra eve gitme yolunda intihar eder. Filmin atmosferi o kadar karadır ki izlerken umutsuzluk hali boynumuza sarılır. Jonas artık ölmüştür ve dünya, nefretinden, hiçbir şey kaybetmemiştir. Jonas’ın bu intiharını Bergmanca yorumlamaya çalışırsak: dünyanın kurtuluşunun sadece ve sadece utançla mümkün olacağını belirtebiliriz. Bergman, insanlık tarihinde yaşanmış tüm acılara karşı her zaman sevginin galip gelmesini isteyecek fakat her şeyin bir bedeli olduğunun da altını çizecektir. Jonas’ın hassas kalbi, yeteri kadar kötülüğü kaldıramamış ve Bergmanca utanmamız gerekecek bir “kurban” karakterinin izini taşıyacaktır.

Örümcek Tanrı tasvirini yeniden yakaladığımız bir sahnede Marta’nın kiliseye gelmesiyle Tomas, içindekileri dökerek tanrıya olan isyanını yine tanrının evinde sorgulayacak ve bir müddet sonra sakinleşecektir. Bu sahne aşamasında Tomas’ın soluklanmaya başlarken yüzüne nur inmesi, Bergman’ın ışık oyunuyla yorumlanabilir. Görülen o ki burada ters bir durum söz konusu. Tanrıya artık inanmadığını direten papaz Tomas, Bergmanca özgürlüğüne (yüzüne nur inmesi) kavuşmuş olmasıyla açıklanacaktır. Tomas, tanrının varlığını zihninden çıkardığında “artık özgürüm” diye haykırıyor ve onu kucaklayan sadece Marta oluyor. Kadının anaçlığı, erkek tanrı tasvirini Bergmanca içine alıyor. Kadının merhameti, sevgisi, koruyuculuğu, erkek tanrı kavramından daha belirgin bir şekilde kendini gösteriyor. Tanrının sessizliğine karşı, kadının aşkı, merhameti etkin rol oynuyor. Bergman’ın hayat felsefesi işte bu kuramlar altında saklı. İnançtan çok bilgeliğin ve sevginin peşinden koşulması gerektiğine inanan Bergman, kadını kutsayarak anaerkil zaman dilimlerini hatırlatıyor. Bilindiği üzere insanlık tarihinin kurtulamadığı savaşlar, yıkımlar ve ırklar arasında oluşturulan kutuplaşmalar, nefretin, sevgiden daha etkin olmasına olanak sağlamıştır. Bergman için tüm bu yok oluşların sebebi ise yaratılan erkek iktidarından/tanrısal inançtan başkası değildir. O yüzden sevginin, aşkın en naif yolunda kadının adını duyurmaya çalışmaktadır. Erkeği, güzellikleri yok eden bir varlık olarak görüp, dünyanın kurtuluşunun kadınlarda olduğunu, filmlerindeki kadın karektere biçtiği anlamlarda görmemiz mümkündür. Bu bağlamda filme tekrar dönecek olursak; Tomas, tanrının varlığını yok saymasından sonra kendince artık özgür kalacak ve Marta’nın kollarında ağlayacaktır. Bir nevi temizlenmektir bu durum, çünkü ona sırılsıklam aşık olan kadına sarılarak ağlaması Tomas’ı özgürleştirecektir.

kis-3

Filmde, kilise çalışanı kötürüm Algot karakterinin Hristiyanlık üzerine kafaları karıştırıcı soruları ve yorumlamaları oldukça mühim bir önem taşımaktadır. Anadan sakat doğmuş ve geldiği yaşa kadar bedeninin acılarıyla yaşamaya çalışan Algot, hikayenin önde gelen demirbaşlarından. Tanrının; korkudan ve sessizlikten yaratılmış bir tasvir olduğunu irdeleyen Bergman, dini eleştiri olarak Algot’u seçmiştir.

Algot’un sorusu:

“İsa’nın tutkusu, çektiği acılar… Fiziksel acıya yapılan bu vurgu o kadar da kötü olamaz. Küstahça konuşuyor olabilirim ama mütevazi olmam gerekirse, en az İsa kadar fiziksel acı çektim. Çektiği işkence nispeten kısaydı. Bildiğim kadarıyla dört saat civarındaydı, değil mi? Başka bir çeşit acı çekmiş olabileceğini hissediyorum. Belki de tamamen yanlış anlamışımdır. Ama Gethsemane’yi düşünün peder. İsa’nın öğrencileri uyuyorlardı. Son yemeğin anlamını kavrayamamışlardı. Sonra kanun adamları geldiklerinde kaçıp gittiler. Ve Peter onu reddetti. İsa öğrencilerini 3 yıldan beri tanıyordu. Her anlarını beraber geçirdiler. Ama ne demek istediğini anlayamadılar. En son kişiye kadar onu yalnız bıraktılar. Ve tek başına kaldı. Bu acı vermiş olmalı. Kimsenin anlamadığını fark etmiş olmak. Güvenebileceği birilerini ararken terk edilmek. Bu ıstırap verici olmalı. Ama en kötüsü daha gelmemişti. İsa çarmıha gerildiğinde ve asılı kaldığında acılar içinde bağırdı: Tanrım, Tanrım! Neden beni terk ettin? Bütün gücüyle bağırdı. Cennetteki babasının onu terk ettiğini düşünüyordu. Vaaz verdiği her şeyin yalan olduğunu düşündü. Ölmeden önceki anında İsa şüphe içerisinde kaldı. Kesinlikle bu onun en büyük sıkıntısı olsa gerek? Tanrının sessizliği.”

kis-isigi-algot-sorusu

Algot’un bu düşüncesi aslında Bergman’ın dini inançlara karşı geliştirdiği ve tanrının mutlak bir sessizlikten ibaret olduğunu anlatmaya çalıştığı doktrinler sunar. Tomas, Algot’un konuşmasını pür dikkat dinlemiş ve ona katıldığını gördüğümüz bir kabullenme göstermiştir. Çünkü Tomas da tıpkı İsa gibi (Algot’ın yorumuna göre) tanrının sessizliğinde büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Kış Işığı, Bergman’ın melankolisinde yine aynı dozu koruduğu, kısa ama oldukça etkili bir hikaye. Sonsuza dek insanın varoluş sancısına rehber olacak bir serüven olmakla birlikte, insanın yalnızlığına dokunan özel bir film olma özelliği taşımaktadır.


Yazar Hakkında

''Kendini sinemaya verdi.''



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑