Bergman’ın Oda Üçlemesi’nde Örümcek Tanrı Kavramı: Giriş

“Dört yaşındaki yüreğim ona duyduğum köpeksi bağlılıkla tükeniyordu. Gene de ilişkimiz yalın değildi. Anneme aşırı bağlılığım onu rahatsız eder, sinirlendirirdi. Sevgi açlığım ve şiddetli patlamalarım onu kaygılandırırdı. Çoğu kez soğuk, alaycı sözcüklerle beni yanından uzaklaştırırdı. Öfke ve düş kırıklığı içinde ağlardım.”  Büyülü Fener, Ingmar Bergman

Tüm zamanların en başarılı yönetmenlerinden biri olarak sayılan Ingmar Bergman, sinema ile tiyatronun ortak paydasında buluşmuş, insanı düşünceye sevk eden hikayeleriyle; anne, baba, çocuk ve tanrı inancında ailelerin yaşadığı buhranları kadrajına aktarmasıyla bilinir. Her filmine özel, güçlü alt metinlerini felsefi unsurlarla doldurması, yorumlanması kolay olmayan filmleri doğurmuştur. Filmlerinde çocukluğundan kalmış travmaları her fırsatta göstermeye çalışan Bergman, ebeveyninden alamadığı sevgiyi bir açlık olarak tasvirlemiş ve bu durumu sanatına empoze etmiştir. Tanrıyı, sevgiyle eş değer kılmış bir bilge olarak Bergman’ın filmografisini incelediğimizde genel olarak baba/tanrı figürünü ele almış olduğunu görüp ve bunun karşısında eleştirisel bir dil olarak kadını seçmiş olduğunu farkederiz. Bergman’ın sinemada kadına verdiği önem, sinema sanatında kadının kimlik kazanmış haliyle açıklanmış ve bu durumda kadının özgürlüğüne önemli meziyetler kattığının belirtileri görülmüştür.

Nattvardsgästerna (1963) Filmografinr: 1963/03

“Kapı açıldı ama gelen tanrı bir örümcekti.”

Bergman için tanrısal inanç, mutlak sevgiyi körelten bir örümcek gibi algılanmış ve sinema dilini bu dünya görüşüyle harmanlayıp insanlara ulaştırmıştır. Bu vesileyle Oda Üçlemesi’nin önemi oldukça büyüktür. Tanrının Sessizliği olarak da bilinen bu üçlemede Bergman, aile ilişkilerindeki sıkıntıların sebebi olarak tanrı inancını gösterir ve karakterlerinde yansıttığı belirsizlik haliyle insanın bencil bir varlık olduğunu vurgulamaya çalışır. Üçleme için ortak paydalara gelecek olursak; yönetmenin, ışığı ve görüntüyü en etkili bir biçimde kullanmaya başladığını kaçırmamamız gerekiyor. Belirsizliği yakalayıp sunmaya çalışan Bergman, Oda Üçlemesi’nde tanrı kavramı ve insan arasındaki ilişkilere ayna tutup bizlere ucu açık boş alanlar bırakarak düşüncelere sevk ediyor. Üçlemenin bir başka önemi de oda tiyatrosu olarak bilinen intimist dramatik anlayışın sinemaya uyarlanmış hali olmasıdır. Üç filmde de sıralanan olay örgüsü, bir kaç kişi ile sınırlı kalmış ve 24 saat aralığına sığdırılmış hikayelerle anlatılır. Bergman’ın biçimsel kadrajı diyalektik olarak zaman, mekan ve eylem birliği üçgeninde inşasını sürdürmektedir. Oda filmlerinin sinema tarihindeki izdüşümüne baktığımızda ise karşımıza “kammerfilm” algısı çıkmaktadır. Bergman, eski Alman sinemasının mihenk taşını oluşturmuş kammerfilm anlayışından etkilenmiş olsa ki bu stili kendi sinemasında bariz olarak göstermektedir. Özellikle üçlemedeki karşıt ışık oyunları, karakterlerle bütünleşmiş kamera hareketleri ve oyuncu mimiklerinin donukluğuyla hikayelerin sıkıntısını intimist bir dilde vermeyi başarabilmiştir.

4

Aynadaki Gibi filminde ruhsal çöküntüdeki kadın karakter, tanrıyı bir örümceğe benzetir. Kış Işığı filminde örümcek tanrı kavramı yine kendisini gösterir ve tanrının aslında koca bir sessizlikten ibaret olduğunun altı çizilir. Sessizlik filminde ise Bergman’ın “tanrı diye bir şey yoktur” haykırışına tanıklık ederiz. Bergman’a göre tanrının varlığı insancıl bir aşktan, sevgiden ibarettir. Oda Üçlemesi’nin tüm ortak paydaları bu vesileyle, tanrıya, sevgiyle ulaşmanın mümkün olacağından bahseder. Kış Işığı filminde eşinin ölümünden sonra inancını yitirmiş bir papazın çaresiz hali yansıtılır ve bu durum sevgisiz kalmış bir insanın (papaz olsa dahi) kendi içindeki tanrıyı öldürmüş olmasıyla açıklanır. Sessizlik filmini irdelediğimizde ise sevgi; mantık ile beden arasında gidip gelmektedir. Sessizlik, karakterlerin yabancı bir ülkede ve dillerini bilmedikleri insanlarla iletişim kuramama hallerini yansıtacak ve kendi iç cehennemlerinde sessiz haykırışlarını sunacaktır. Karakterlerin hem çevresinden hem de tanrıdan kopuk bir halde, sudan çıkmış bir balık misali davranmalarına birincil sebep olarak gösterilen yine Bergmanca tanrının sessizlik algısında şekillenecektir.

*Yazı: Aynadaki Gibi, Kış Işığı ve Sessizlik filmlerinin detaylı analizleriyle çok yakında devam edecektir…

Diğer yazıları Güney Birtek

Bresson Sinemasında Acı

Robert Bresson sinemasında genel olarak erdem, masumiyet, suç, ölüm ve intihar teması...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir