Avrupa Sineması 1

Published on Aralık 26th, 2016 | by Burcu Meltem Tohum

Frantz: Kazandırılmış Renkler Senfonisi

Share Button

Düşsel Bir Boşluk

François Ozon’un festivallerde adından sıkça söz ettiren son filmi Frantz, ilk bakışta anlaşılmayacak aşk düşselini temel alıyor. İçi boş erotik filmlerinden uzakta olan bu film daha çok kişinin düşsel erotik yanlarını harekete geçiriyor. Filmin başrollerinde gördüğümüz Pierre Niney, Paula Beer ve Ernst Stötzner filmin kurgusunu oluşturmada ana piyonları üstleniyor.

5

Son birkaç yıldır sinema izleyicilerinin kitlesel halde takip ettiği belli bir sinema anlayışı var. Birçok başlık altında kategorize edilebilen bu sinema anlayışının başında daha çok Kafkaesk bir duruşa indirgenen popüler kültür sineması vardır; diğeri ise varoluş mücadelesi veren belli kimselerin yaşam hikayesini yansıtan türden sinemadır. Saymış olduğum bu her iki sinema türünden bahsederek konuyu genişletme niyetimiz yok. Ancak Frantz bu her iki sinema anlayışının da arasında kalan bir tür. Bu anlamda filmin mizahi tonu ve fanteziye alabildiğine açık olması karşılatığımız birçok gerçekdışı olguyu kabullenmemiz için bize olanak ve fırsat verir. Ozon’un hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği Frantz, ismiyle Ozon filmlerinin antitez hatlarını sunuyor. Hemen hemen yönettiği tüm filmlerinde senaryosunun dümenini kendisi tutan Ozon’un Frantz’dan önce oldukça ses getiren filmi Jeune & Jolie (Güzel & Genç) duyguların, tutkuların sıradan mizahını ve fantezisini çizerken gerilim yüklü düşsel yoğunlukla seyirciyi içine çekiyordu. Frantz bunların aksine dram yanıyla da kara mizah yapısını ortaya koyuyor: Sokaklar her gün gördüğümüz olağan, kalıplaşmış görüntüsünde değil de, insanın mekan ve zaman ile bağlarını tamamen kopardığı, ilişkilerin çürümüş yapısının dört bir yanı sardığı son derece farklı bir o kadar da bilindik yanıyla karşımıza çıkıyor Frantz. Ozon diğer filmlerinden farklı olarak bu filmini siyah – beyaz bir görsel tabana oturtmayı tercih etmiş. Bunun sebebi yönetmenin anlatmak istediği hikayeyi tarihsel bir yana da dayandırmasında yatıyor. Tarihsel olanla kurgusal olanın ortak bir yerde buluştuğu filmde böylelikle anlattığı olayın gerçekçiliğinin daha yoğun olabileceğini düşünmüş yönetmen.

2

Oyuncuların Katkısı 

Filmde dikkat çeken öğe olarak Anna rolünde Paula Beer var. Anna daha çok hayat ile ilgili sıkıntıları başka bir şekilde dile getiren, yüzünde buruk bir ifadeyle filme melankolik hava kazandıran bir oyuncu. Bu oyuncunun filmografisine baktığımızda Frantz ile adını sinema dünyasında duyurmaya başladığını fark edebiliriz. Beyazperdede, siyah – beyaz çekime uygun olarak sinema dünyasında pek de bilinmeyen bir simanın bu filmde yer alması sağlam bir şans faktörü. Adrien karakteriyle karşımıza çıkan Pierre Niney ise filmde büründüğü yapısıyla Salvador Dali’yi anımsatıyor. Bu yönüyle filmin dram yapısına renk katıyor. Bu açıdan her ne kadar kimi kadrajlarda replikleri ciddi yazılmış olsa da onları ifade şekliyle demek istediğinin altında ironik bir mesaj varmış gibi hissettiriyor. Bu da filmde karakterler arası farklı durumlara tanık olmamızı sağlıyor. Böylelikle Frantz alışıldık Ozon filmlerinden ayrılıyor. Filmde Frantz’ı oynayan karakter olarak Anton von Lucke’ı görmekteyiz. Her ne kadar film adını bu karakterden almış olsa da karakter filmde öylesine sönük öylesine varlığı ile yokluğu belli olmayan türden bir karakterdir ki izleyici olarak yer yer Frantz karakterini sanki Adrien karakterini canlandıran Pierre Niney sanırız.

4

Karakter Oyunları

Film bu yönüyle de kendine özgü kurgusal yapısına psikolojik bir boyut atlattırmıştır. Nitekim Adrien, Frantz ile zamanında o kadar çok vakit geçirmiştir ki Frantz olmuştur. Zira Adrien kültürüyle, sevdiği ve sevmediği şeylerle de Frantz’ı andırır. Biz onu ilk Frantz’ın mezarını sık sık ziyaret ederken görürüz. Orada adeta kaçamak ifadeleriyle izleyicilerde merak uyandırır. Biz izleyici olarak Frantz’ın ölümüne hiçbir şekilde tanık olmamışızdır ancak onun mezarının orada olduğunu görürüz. Frantz’ın ölümüne bire bir tanık olmayan biz Adrien’i sürekli onun mezarını ziyaret ederken gördüğümüzde Adrien ile henüz tanışmadığımız için o kişinin Frantz olabileceği düşüncesine kapılırız yer yer. Adrien, Frantz karakteriyle bütünleşmiş bir karakterdir. Filmin başlangıcında olduğu gibi sonlarına doğru da Adrien’in Frantz ile olan bağlantısını benzerliklerine tanık oluruz ancak filmin sonunda tıpkı Anna gibi biz de yanılırız ve Adrien’in Adrien olduğunu Frantz’ın çoktan öldüğünü ve bir daha asla geri gelmeyeceğini idrak ederiz. Film içerisinde beslediği bu tip pek çok yapı ile kurgusuna doğrudan nüfuz etmektedir. Ozon filmde hem bu yapılardan beslenmiş hem de tarihsel tabanı arkaya alarak seyircinin üzerinde “gerçekçi” unsurlar bırakmayı amaçlamıştır; bu şekilde Anna’nın seyirciyi, Adrien’in ise seyirciyle oynayan yönetmen Ozon’u temsil ettiğini hissettirmeyi zaman zaman başarmıştır.

3


Yazar Hakkında

Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul'da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi'nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor. E-posta: tohumburcu@hotmail.com



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑