Minör Temaslar room-pic-3

Published on Aralık 23rd, 2016 | by İsmail Yaprak

Minör Temaslar 12

Share Button

•   Zootopia iyi düşünülmüş, ayrıntılarına dikkat edilmiş, sürprizlerle dolu bir animasyon. ‘Sürprizlerle dolu’ dediğime bakmayın, nelerin döneceğini, virajların nerede alınacağını bir noktadan sonra tahmin edebiliyorsunuz, ama bunun filme bir zararı oluyor mu? Bana kalırsa olmuyor. Zevkle izlenen, göndermeleriyle keyif veren Inside Out tadında ve kalibresinde bir film…

•   Bir de Sausage Party diye bir delilik var… Bir animasyon… Seslendirenler arasında nerdeyse tüm Apatowmv5bmjiynjc1mjewof5bml5banbnxkftztgwmzgzotu5ode-_v1_ux477_cr00477268_al_ tayfası mevcut (oradan ilgimi çekti zaten, ha, Salma Hayek ile Edward Norton da cabası). Filmin iyisini kötüsünü bir kenara bırakıyorum tekrar (bu da yeni bir huy bende bu ara, yaşlılıktan oluyor sanırım). Ne yapıp edip sondaki akıl almaz orji sahnesi için izlemeniz lazım. Sinema tarihine geçmek istemenin böylesini bir daha kolay kolay görebileceğinizi sanmıyorum.

•   Albüm, Türk sinemasında pek olmayan bir boşluğu kapatmaya çalışan, genç bir yönetmenin ilk uzun metraj 585621filmi… Biliyorsunuz bizde taşra gerçekçiliği ve sosyal gerçekçilik dışında Türk sinemasında yer etmek çok kolay değil. Farklı kulvarda giden yönetmenlerimiz de var elbette ama Mehmet Can Mertoğlu’nunki gibi absürt gerçekçi, sarkastik kara komedi çekmek… Bu açıdan baktığınızda filmin eksilerini görmezden gelerek yönetmenden devamını istemek boynumuzun borcu olmalı.

•   Fish Tank’te Mia, hayatında anlam arayan, boşlukta bir genç kız. Eve gelip annesiyle birlikte olan Connor’a gün geçtikçe kendini kaptırıyor. Zaman içinde aralarındaki elektrik kendini belli ettikçe, filmin bütün derdi bu çiftin ne yapacağına odaklanıyor. Ama Arnold’ın hemen her deliği kapadığı, mutluluğu çağrıştıracak hemen her şeyi yok ettiği bu filmde, herkes adeta kapana kısılmış durumda, filmin adı da buradan geliyor zaten. Bir umut ışığı numarası Mia’nın dans yarışını kazanması üzerine, ama zaten filmin atmosferinden bunun gerçekleşmeyeceği de aşikar. Bir noktadan sonra Mia ile Connor birlikte oluyor, Mia annesinin sevgilisiyle yatmış oluyor, Connor sevgilisini annesinin kızıyla aldatmış oluyor. Sonradan Connor’ın evli olduğu ortaya çıkınca, aldatma ve ihanet yarışında Connor karısını da aldattığı için birinciliğe yerleşiyor. Gerçekçi film çekmek böyle bir şey işte…

•   Fish Tank’in yönetmeni Andrea Arnold bu yıl çektiği American Honey’de, Fish Tank’i nerdeyse kopyalamış.american-honey Yine hayatında anlam arayan genç kız, yine oradan oraya savrulan insanlar ve yine genç kızın gönlünü kaptırdığı ve başkasıyla sevişen bir adam… Aşki gerilimler, kıskançlıklar, hayatta kalma mücadelesi filan… American Honey’nin bir farkı Fish Tank’ten daha uzun olması (kaldı ki Fish Tank de uzundu). Bir de sanki daha ‘neşeli’,  daha belgeselvari ve daha az kötümser olması… Fish Tank’teki o buz gibi gerçeklik burada yok. Her neyse… Sonuçta iyi olmasına iyi de üç saate yakın olması bir çeşit işkenceye dönüştü benim için.

•   Kıvanç Sezer’in ilk filmi Babamın Kanatları sinema duygusunun hemen hiç olmadığı kötü bir film… Her şey alabildiğine yüzeysel ve sığ… Tek mesele işçi ölümlerine dikkati çekmekse eğer, film bu görevini yerine getirmek dışında hiçbir şeyi başaramıyor. Karakterler öylesine karton, öylesine kötü yazılmışlar ki, oyuncuların işi de zor. Kaldı ki öve öve bitirilemeyen Menderes Samancılar’ın da gayet kötü oynadığı benim için tartışmasız. Şunu diyerek derdimi daha net anlatayım: on dakikalık bir kısa film Sezer’in işini görebilirmiş, olmamış.

•   Room filminde, manyağın teki bir kadını kaçırıp onu bir odada tutsak ediyor ve kadından da bir çocuk yapıyor. Film odada, çocuk beş yaşındayken başlıyor. Doğduğundan beri odada yaşayan bir çocuk ve ona hayatı yaşanılır kılmaya çalışan bir annenin hüzünlü hikâyesi bu… Bir noktada tüm film odada geçecek sanıyorsunuz ama şaşırtıcı şekilde anne oğul filmin üçte birlik kısmında odadan kaçmayı başarıyorlar. Geri kalan kısımlarında ne mi oluyor? Hiçbir şey olmuyor. Dileyen anne oğul odadan çıktıktan sonra filmi kapatabilir.

•   Easy diye bir dizi var. 20’şer dakikalık sekiz bölümden oluşuyor. İlişkiler, arkadaşlık, seks ve modern hayat hakkında… Her bir bölümün hikâyesi farklı… Bölümlerin çoğu ortalama, bazısı kötü… Ama dördüncü bölüm, dizinin kalan her bölümünden on kat daha iyi. Öylesine çarpıcı bir bölüm ki, bittiğinde, ekran başında öylece kalakalıyorsunuz. Birkaç gün aklınızdan çıkmaması da cabası…

Not: 2016 yılın en iyi filmleri listeleri etrafta gezinmeye başladı. Ben aşağı yukarı bu listeleri iki yıl geriden hazırlıyorum. Mesela bu aralar 2014’ün en iyi filmlerini seçebilecek seviyeye daha yeni geldim sayılır. 2016 listesini de herhalde 2018’in yazına doğru benden alırsınız.


Yazar Hakkında

Samsun'lu. 9 Eylül Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunu. Demokratlığa, cool'luğa ve eğlenceye inanıyor.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑