Türkiye Sineması maxresdefault

Published on Aralık 2nd, 2016 | by Fatih Çalışkan

Taşrada Erkek Olmak: Sivas

Sayfa: 1 2

Share Button

Nasıl yaktım ama, hani yakamazdım?

Taşrada bir köyde çocukların oynadığı bir oyun esnasında yükseliyor bu sözler ve “Sivas” böyle açılıyor. Henüz yakın bir geçmişte çocukluğunu mahallelerde yaşamış çoğu kişinin bildiği ve oynadığı ateşli oyuncaklardan biriyle oynamaktadır köyün çocukları; ‘füze’ fırlatmaktadırlar. Erkek adamın yapamayacağı şey yoktur ve Osman da füzeyi pek tabii yakmıştır. Bu sözler filmin üzerine kurulduğu zeminin bir özeti gibidir; erkeklik, bir bakıma, aynı hormonlara sahip kişilerin birbirlerinden daha üstün olduğunu kanıtlama sahasıdır. 2014 yapımı Sivas filmi de erkekliği, kültürel ve çevresel etkilerle oluşturulma şekli üzerinden ele almakta ve henüz “erkek” olmamış bir çocuğun masumiyeti ve erkekliği arasında gidip gelme yolculuğu üzerine eğilmektedir. Yönetmen Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metraj çalışması olan filmin konusu kısaca şöyle verilmektedir:

“11 yaşındaki Aslan’ın yaşadığı küçük köydeki tek gündeliği okula gitmek ve arkadaşlarıyla vakit geçirmekten ibarettir; en büyük derdiyse aynı sınıfta okuduğu Ayşe’ye olan aşkıdır. Bir gün yaşadıkları yerde bir hayli popüler olan köpek dövüşlerinden birine denk gelen Aslan, burada dövüşü kaybeden ve yaralanıp yere yığılan Sivas adında terk edilmiş kangal köpeğiyle karşılaşır. Bu karşılaşma o andan itibaren yaşayacağı hayatı etkileyecek en önemli dönüm noktalarından biri olur.”

Film, ilk sahnesinden itibaren köyün erkeklerinin ve henüz erkeklik mertebesini hak edememiş erkek adayı çocukların birbiri üzerinde kurmaya çalıştığı otorite ve üstünlük edimleriyle iç içedir. Köy, bir örneklemdir, erkeğin doğası ve kimliğini kurma yolları bakımından evreni temsil etmektedir. Yönetmen, bu çabalamayı ilk olarak çocuklar üzerinden göstermeyi tercih ediyor; çünkü çocuklar babalarının ve diğer erkeklerin birer yansımasıdır ve içlerindeki saflığa en büyük düşmanları da babalarının erkekliğidir. İlk sahnede çocukların füzeyi patlatıp patlatamama iddiası üzerinden yürüyen erkeklik yarışı bir sonuca ulaşamayınca yerini kaba kuvvete bırakır. Cesaret ve güçle yürünen bu erkeklik yolunda her yol mübahtır ve erkekler arasında bir erkeğin diğerine fiziksel gücüyle üstünlük kurmaya çalışması bu yolların en çok tercih edilenlerinden birisidir. Sokakta, trafikte ve iki erkeğin karşı karşıya geldiği herhangi bir alanda gördüğümüz şiddet uygulamaları ve kavgalar da hep erkekliğini kanıtlama derdi üzerinden hayata geçer.

cakir_2331

Filmde adalet kavramının toplumdaki yansıması ve bununla bağlantılı olarak erkekliğin başka bir boyutuyla üzerinden yürüdüğü “ünvan” meselesi bir sahnede şöyle işlenmektedir: köy okulunda teneffüs henüz bitmiştir, öğretmen içeri girer ve kaymakamlıktan bir yönerge geldiğini, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” oyununu sahneleyeceklerini söyler. Öğretmen rol dağıtımı için şöyle bir bakar ve öğrencilere sorma gereği duymadan “O zaman bizim muhtarımızın oğlu Osman prens olsun, Ayşe de prenses olsun” der. Köyde bürokrasinin yüzü olan muhtarlık makamı, Osman’ın rolü hiç sualsiz almasına katkı sağlamıştır, bunun yanında toplum içindeki sistem işleyişi de böyle bir örnekle sınıfta tezahür etmiştir. Muhtarın oğlu prens olduktan sonra geri kalan öğrencilere de “cücelik” mertebesi lütfedilir. Aslan da cüce olmuştur fakat Ayşe’yi sevmektedir ve küçük yaşına rağmen bir prensesin asla bir cüceyle birlikte olamayacağını bilir, bu sebeple Aslan da prens olmak istemektedir. Aslan ve Osman aynı sırada oturan sıra arkadaşlarıdırlar ve bu rol dağılımı sonrasında iki arkadaşın arası artık bir dirsek mesafesi kadar yakın değildir. Bu noktadan sonra Aslan, Osman’ı “öteki” kabul eder, kimliğini ve erkekliğini Osman’ın ötekiliği üzerine kurmaya başlamasıyla film boyunca sürecek olan rekabet başlar.

Aslan ilk olarak Osman’dan ne farkı olduğunu düşünmeye başlar ve bu düşünce film içinde Aslan’ın, arkadaşı Hasan’la arasında geçen muhabbette yerini bulur; Hasan ve Aslan okuldan çıkmış giderken muhabbet öğretmenden açılır ve Aslan, öğretmene bir küfür savurur, Hasan da bunun üstüne “Oğlum öğretmene sövme bak!” der, buna karşılık Aslan da “Napıyım o da beni prens seçseydi benim neyim eksik?” diye sorar. Bu sorunun cevabını aramaya başlayan Aslan, ondan oldukça büyük olan amiyane bir tabirle yarım akıllı abisi Şahin’e olanları anlatır, Şahin dinledikten sonra Aslan’ın boğazına yapışır ve “Yapışacan boğazına, prens ben olacam diyecen anladın mı lan anladın mı?” der ve bu yolla Aslan’a, erkeğin istediğini elde edebilmek için kaba kuvvet kullanabileceğini, bunun gayet doğal olduğunu ve başka bir erkek üzerinde ancak bu yolla otorite kurulabileceğini öğretir. Aslan oradan kaçar fakat bu fikri de aklının bir köşesine yazmıştır. Osman karakteri, diğer çocuklardan daha baskın ve istediği şeyleri kaba kuvvetle elde eden bir çocuk olarak çizilmiştir, fiziksel olarak da Aslan’dan daha güçlüdür. Bir sahnede Osman, Hasan’dan bir şey öğrenmeye çalışmaktadır ve aynı anda Aslan da Hasan’a verdiği kalemin yerini öğrenmek ister ve sorar. Hasan, Aslan’a geçiştirici bir cevap verir ve tekrar sorduğunda cevap vermez. Aynı anda Osman, Hasan’a kaba kuvvet uygulamaya başlar ve kolunu bükerek öğrenmek istediği şeyin cevabını zorla alır. Bu noktada Aslan’ın kafasında, çözümün kaba kuvvette olduğu fikri güçlenir ve Osman’ı adım adım takip etmeye başlar, niyeti bu fikri uygulayabilmektir fakat cesaret edemez ve bu fikirden vazgeçer. Bu noktadan sonra gözlemci bir gözün kamusal alanlarda ya da kişisel ilişkilerde rahatlıkla gözlemleyebileceği; erkeğin, gücünün yetmediği yerde erkekliğini başka nesne ya da canlı gücü üzerinden kurmasının yolu açılır.

Yönetmenin film çerçevesinde kurduğu öğretmen karakteri, alışkın olduğumuz babacan, doğruluk ve dürüstlük abidesi öğretmen figüründen çok başkadır. İlk olarak prens ve prenses seçiminde gördüğümüz üzere öğretmen, gerek kurulu bürokrasi üzerinden gerekse erkek kimliği üzerinden sistemin bir parçasıdır. Bir sahnede Aslan’ı öğretmenin evinin önünde görürüz ve evden porno film sesleri gelmektedir. Aslan öğretmene yeterince yüksek sesle seslendiğindeyse sesler kesilir ve öğretmen kapıya çıkar. Aslan, “Ben prens olmak istiyom” der. Öğretmen bunun üzerine sorular sormaya başlar ve sonunda “21’le 12’yi çarp” der. Aslan cevap veremez ve “Onu Osman da bilemezdi.” der. Öğretmen de gerçekten düşünülmesi gereken bir soru sorar: “Cüce olmanın neresi kötü?”

maxresdefault-1

Yaklaşım biçimi olarak baktığımızda filmde hayvanlara karşı hep bir şiddet uygulaması söz konusudur. Aslan’ın havlayan köpeklere taş atması, önünde giden kazları tekmeyle kovalaması ve Aslan’ın babasının, yaşlanmış olan ata vurması ve artık bir yararı kalmamış olan atı götürüp bir araziye bırakmalarını istemesi bu uygulamaların teori ve pratikteki göstergeleridir. Yaşlı atı araziye bırakma işi Aslan’ın üstüne yıkılır ve bir yerde atı çözüp gitmesini istediğinde at gitmez. Bu noktada Aslan, büyüklerinden öğrendiği şekliyle şiddete başvurur ve ata taş atmaya başlar. Taşlardan birisi isabet eder ve at yere yıkılır. Aslan uygulamada gördüklerini takip ederken hislerinde hala masumdur ve ata üzülür, hemen abisi Şahin’i çağırmaya gider fakat döndüklerinde atın yerinde olmadığını görürler.
Filmde köpek dövüşünü ilk defa göreceğimiz sekansın başında öğretmen ve muhtar arasındaki konuşmalardan, öğretmen karakteri hakkında başta öne sürdüğümüz diğer öğretmen karakterlerine göre farklı çizilmiş olması ve sistemin bir parçası olması düşüncesi güçlenmektedir. Öğretmen köpek dövüşüne muhtarla birlikte giderken gayet hevesli ve meraklı görünmektedir ve muhtara “Para dönüyo demi bunlarda?” diye sorar, muhtar da cevap olarak “Yok canım olur mu?” der, öğretmen bunun üstüne “Ya bi bırak allah aşkına para dönmez mi bunlarda ya” der. Öğretmenin bu şiddet olayına hevesli görünmesi, detaylarını ve çıkarlarını merak etmesi bu karakterin “erkek” yönünü açığa vurmaktadır. Sekansta biraz daha ilerlediğimizde muhtarın köpeği Bozo ve köy dışından gelmiş Sivas adlı bir köpek dövüşe hazırlanmaktadır. Osman babasının yanında Bozo’nun arkasındadır, Aslan da seyirciler arasında biraz sonra başlayacak olan “seyirliği” beklemektedir. Bir müddet sonra iki köpeği de salarlar ve köpekler dövüşmeye başlar. İnsanlar bu şiddet olayına bir eğlence gibi bakmaktadırlar, taraf tutup heyecanlananların sesleri köpeklerin hırlamalarına karışır. Osman, “erkekliğe” en yakın çocuk karakterdir, Bozo dövüşürken, yanında kendini dövüşe kaptırır ve “Hadi Bozo, hadi” diye bağırır, Aslan seyirciler arasında yüzünde belirgin bir duygu olmadan fakat biraz çekinerek izler bu olayı. Dövüş bir süre sonra sona erdiğinde Sivas yenilmiş ve ağır yaralı bir şekilde yatmaktadır, sahipleri, Sivas’ı artık bir işe yaramayacağı için ölüme terk eder giderler. Herkes gittikten sonra Aslan, yerde yatan Sivas’a acır ve onu almak ister. Bu konuda abisini ikna etmeye çalışır fakat abisi istemez. Aslan vazgeçmez ve Sivas’ın yanında kalır. Akşam olur, hava kararır Aslan hala Sivas’ın yanındadır. Aslan’ın bu noktada Sivas’a yaklaşımı son derece şefkatli ve korumacıdır, “Sivas üşüdün mü oğlum?” diye sorduktan sonra üstündeki paltoyu çıkartıp Sivas’ın üstüne örter. Sivas birden hırlar fakat Aslan, Sivas’la iletişim kurmakta kararlıdır; bir müddet sonra çekine çekine yaklaşır; “Niye kızdın oğlum hı, Sivas niye kızdın la?” diye sorar, şiddete bu kadar yakın bir canlının niye kızmış olabileceği ancak Aslan’ın çocuk zihninde yankı bulabilir bir soru olsa gerek. Çok geçmeden Aslan’ın abisi Şahin gelir ve Sivas’ı da alıp giderler.

Sayfa: 1 2


Yazar Hakkında

Hayvan gayesine varmış duruyor, insan aramakla meşguldür.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑